Yazar: Dr Fatih

  • Sektöre Göre Artan Meslek Hastalığı Riskleri

    Çalışma hayatında her sektör, barındırdığı özgün maruziyetler nedeniyle farklı meslek hastalığı risklerini beraberinde getirir. İşyeri hekimi açısından kritik olan nokta; genel risk bilgisini, işin özeline indirgemek ve buna uygun sağlık gözetimi planını oluşturmaktır.

    Çünkü sahada çoğu zaman hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, erken uyarı bulgularını yakalayabildiğimiz ölçüde koruyucu hekimlik anlam kazanır.

    Bu yazıda; sektörel kanser riskleri başta olmak üzere, işin doğasına bağlı artan meslek hastalığı olasılıklarını klinik ve mevzuatsal bakışla birlikte ele alacağız.

    Neden Sektörel Risk Analizi Şart?

    6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bağlı yönetmelikler işyeri hekimine açık bir sorumluluk yükler:

    • Çalışanların sağlık gözetimini yapmak
    • İşe giriş ve periyodik muayeneleri işe özgü risklere göre planlamak
    • Meslek hastalığı şüphesinde erken tanı sürecini başlatmak
    • Gerekli hallerde ileri tetkik ve sevk mekanizmasını işletmek

    Yani standart muayene yaklaşımı yeterli değildir.
    Risk odaklı, sektöre özgü sağlık gözetimi esastır.

    Sektörlere Göre Öne Çıkan Kanser Riskleri

    Aşağıdaki eşleşmeler; literatür, uluslararası ajans verileri (IARC vb.) ve saha gözlemleri ile uyumlu genel risk kümelerini yansıtır. Gönderdiğin tabloda yer alan örnekler de bu çerçevede oldukça isabetlidir.

    Kauçuk ve Boya Sektörü → Mesane Kanseri

    Başlıca Maruziyetlerkauçuk

    • Aromatik aminler
    • Anilin boyalar
    • Organik çözücüler

    Klinik Uyanı İşaretleri

    • Ağrısız hematüri
    • Sık idrara çıkma
    • Mesane irritasyon bulguları

    Hekim Notu: Uzun latent dönem nedeniyle emekli çalışanlar dahi sorgulanmalıdır.

    Metal Kaplama & Metalurji → Akciğer ve Burun Boşluğu Kanserleri

    Başlıca Maruziyetlermetal döküm

    • Krom VI bileşikleri
    • Nikel
    • Asit buharları

    Erken Bulgular

    • Kronik rinit
    • Burun kanaması
    • Koku alma kaybı
    • Persistan öksürük

    Ahşap Endüstrisi → Burun Boşluğu Kanserleri

    Risk Etkeni: Sert ağaç tozları

    Önemli Nokta:
    Mobilya, parke ve kontrplak üretiminde risk belirgin artar.

    Takipte Dikkat

    • Nazal tıkanıklık
    • Tek taraflı akıntı
    • Epistaksis

    Plastik, Petro-Kimya ve Kimyasal Ara Ürün Üretimi

    İlişkili Kanserlerpetrokimya

    • Karaciğer
    • Akciğer
    • Lösemi
    • Cilt

    Şüpheli Maruziyetler

    • Vinil klorür
    • Benzen
    • Stiren
    • PAH bileşikleri

    Hekim İçin Kritik Nokta:
    Benzen maruziyetinde tam kan sayımı takibi hayati önemdedir.

    İnşaat ve Yapı Malzemeleri → Akciğer, Cilt, Mesane

    Başlıca Risklerinsaat isg

    • Asbest
    • Silika
    • Çimento
    • Katran türevleri

    İzlemde Olmazsa Olmaz

    • PA akciğer grafisi
    • Solunum fonksiyon testi
    • Dermatolojik muayene

    Tekstil Sektörü → Akciğer ve Plevra Hastalıkları

    Hastalık Spektrumu

    • Bisinozis
    • Mezotelyoma (asbestli eski tesislerde)
    • Akciğer kanseri

    Semptom Alarmı

    • Pazartesi nefes darlığı
    • Göğüs sıkışması

    Cam, Kağıt, Havacılık ve Taş İşçiliği

    Öne Çıkan Riskler

    • Silika
    • Metal dumanı
    • Lifli tozlar

    Sonuç Hastalıklar

    • Akciğer kanseri
    • KOAH
    • Pnömokonyozlar

    Çözücüler & Kuru Temizleme → Çoklu Kanser Riski

    Maruziyetler

    • Perkloroetilen
    • Trikloroetilen
    • Benzen türevleri

    İlişkili Kanserler

    • Akciğer
    • Lenfoma
    • Özofagus

    Sağlık Gözetiminde İşyeri Hekiminin Stratejik Rolü

    Sahada fark yaratan yaklaşım şu 4 basamakta özetlenebilir:

    1. Risk Odaklı Anamnez

    • Sadece mevcut iş değil
    • Önceki iş kolları da sorgulanmalı

    2. Hedefe Yönelik Muayene

    • Solunum sistemi
    • Dermatolojik muayene
    • KBB değerlendirmesi
    • Genel sistemik Muayene

    3. Uygun Tetkik Planı

    • PA Akciğer grafisi
    • SFT
    • Hemogram
    • İdrar sitolojisi (riskli gruplarda)

    4. Erken Sevk Mekanizması

    Meslek hastalığı şüphesinde yetkili hastanelere yönlendirme geciktirilmemelidir.

    Mevzuatsal Dayanak

    Süreç aşağıdaki düzenlemelerle doğrudan ilişkilidir:

    Bu çerçevede sağlık gözetimi:

    ➡️ İşe girişte
    ➡️ Periyodik muayenelerde
    ➡️ İş değişikliğinde
    ➡️ Maruziyet artışında

    yeniden planlanmalıdır.

    5️⃣ Sahadan Pratik Uyarılar

    • “Toz var ama maske takıyorlar” yaklaşımı yanıltıcıdır.
    • KKD kullanımı ≠ maruziyet yokluğu
    • Eski çalışanlar latent hastalık açısından izlenmelidir.
    • Alt işveren çalışanları mutlaka kapsama alınmalıdır.

    Her sektör kendi hastalığını üretir.
    İşyeri hekiminin farkı ise o hastalığı yıllar öncesinden sezebilmesidir.

    Riskleri bilmek, doğru soruyu sormayı sağlar.
    Doğru soru ise erken tanının kapısını açar.

    Koruyucu hekimliğin en güçlü olduğu alanlardan biri de tam olarak burasıdır.

    Bilgilendirme Notu:

    Bu içerik, işyeri hekimlerine yönelik genel farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Tanı ve bildirim süreçleri, SGK tarafından yetkilendirilmiş meslek hastalıkları hastanelerince yürütülür.

    Daha fazla saha odaklı içerik için: Instagram → @issagligi

  • Plazma Sprey Kaynak işlerinde Oluşan Radyasyon

    • Plazma Sprey Kaynaklarında Oluşan Radyasyonun Çalışan Sağlığına Etkileri ve İş Sağlığı Alanında Taşıdığı Riskler

    Bu yazı, plazma sprey kaynak işlemleri sırasında oluşan radyasyon türlerinin insan sağlığı üzerine etkilerini bilimsel kaynaklarla değerlendirmek ve bu etkilerin çalışan sağlığı ile iş sağlığı güvenliği bağlamında taşıdığı riskleri belirtmek amacıyla hazırlanmıştır.

    Plazma sprey kaynak sistemleri, endüstriyel onarım ve kaplama uygulamalarında yaygın olarak kullanılmakta olup, çalışanları UV, IR ve elektromanyetik radyasyon gibi iyonlaştırıcı olmayan radyasyon türlerine maruz bırakmaktadır.

    RADYASYON TÜRLERİ VE OLUŞUM KAYNAKLARI

    Plazma sprey kaynaklarında aşağıdaki radyasyon türleri ortaya çıkar:

    • Ultraviyole (UV) Radyasyonu: UVC ve UVB formundadır.
    • Kızılötesi (IR) Radyasyon: Yüksek sıcaklık kaynaklı yayın.
    • Görünür Işık: Yoğun şiddetli parlaklık içerir.
    • Elektromanyetik Alan (EMF): Yüksek frekanslı elektrik akımına bağlı RF ve EMF oluşumları.

    Bu radyasyonlar iyonlaştırıcı değildir; ancak insan sağlığı üzerindeki etkileri bilimsel olarak çok iyi belgelenmiştir.

    SAĞLIK ÜZERİNE OLUMSUZ ETKİLER

    UV Radyasyonu

    • Göz: Fotokeratit (“kaynak yanığı”), konjonktivit, korneal ödem.
    • Cilt: Eritem (güneş yanığı), uzun vadede cilt kanseri (melanom).
    • DNA Hasarı: DNA mutasyonlarına neden olarak onkogeneze zemin hazırlayabilir.

    Kaynaklar: NIOSH Health Hazard Evaluation Report (HHE), 2011 – IARC Monograph, Vol. 100D: Non-ionizing Radiation – CCOHS (Canadian Centre for Occupational Health and Safety)

    IR Radyasyonu

    • Göz: Retina ve lens proteinlerinin denatürasyonu; uzun vadede katarakt riski artar.
    • Cilt: Termal yanıklar, dokularda ısıya bağlı değişiklikler.

    Kaynaklar: Fronius Welding Safety Guide – ICNIRP Guidelines on Exposure to Infrared Radiation

    Elektromanyetik Alanlar (EMF)

    • Sinir Sistemi: Baş ağrısı, başdönmesi, yorgunluk.
    • Kardiyovasküler Sistem: Kalp pili gibi tıbbi cihazlarla etkileşime girme riski.
    • Kanser Riski: WHO-IARC tarafından EMF, Grup 2B (muhtemel insan kanserojeni) olarak sınıflandırılmıştır.

    Kaynaklar: WHO Environmental Health Criteria 238, 2007 – IARC Monographs Vol. 102: Non-Ionizing Radiation, Part 2: Radiofrequency Electromagnetic Fields

    ÇALIŞAN SAĞLIĞI AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

    Plazma sprey kaynaklarında maruz kalınan radyasyonlar, aşağıdaki riskleri oluşturur:

    Radyasyon Türü Etki Alanı Akut Riskler Kronik Riskler
    UV Göz, cilt Göz yanığı, ciltte eritem Cilt kanseri, retinopati
    IR Göz, cilt Termal yanık Katarakt
    EMF Tüm vücut Baş ağrısı, uyku bozukluğu Östrojen/testosteron dengesizliği, kanser riski

    İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ YAKLAŞIMI

    Önlemler:

    • CE Belgeli kaynak maskeleri (EN 379)
    • UV filtreli gözlük, IR koruyuculu eldiven ve yüz siperi
    • İyi havalandırma ve EMF şiddetinin takibi
    • Çalışanlar için periyodik göz ve cilt muayeneleri

    İlgili Mevzuat:

    Plazma sprey kaynağı sırasında ortaya çıkan radyasyonlar iyonlaştırıcı olmamakla birlikte, insan sağlığı üzerinde ciddi ve bilimsel olarak kanıtlanmış riskler taşımaktadır. Bu maruziyetler koruyucu önlemler olmadan sürdüğü takdirde çalışan sağlığını akut ve kronik düzeyde tehlikeye sokmaktadır.

    Yukarda belirtilen bilimsel kaynaklara ve iş sağlığı mevzuatlarına dayanarak, çalışanların bu radyasyonlara karşı etkin şekilde korunması, işveren tarafından gerekli iş sağılığı tedbirlerinin alınması, periyodik denetim ve eğitimlerle sürecin izlenmesi hayati önem taşımaktadır.

    Saygılarımla,
    Dr. Fatih Hakan Çam
    Tıp Doktoru

  • İstirahat Raporu Verilmeyen Çalışanın Geçirdiği İş Kazası

    Hukuki Mütalaa: İstirahat Raporu Verilmeyen Çalışanın Geçirdiği İş Kazasında Hekimin Sorumluluğunun Değerlendirilmesi

    Bu yazı işyeri hekimlerine yönelik olarak işyerinde karşılaşılma ihtimali yüksek bazı olumsuz durumlarda sorumluluk paylaşımı hakkında bilgi vermek amacıyla Dr. Ahmet Serkan tarafından yapay zeka araçları kullanılarak oluşturulmuştur. Bu tür yazı, görüş ve önerileriniz için iletişim kurabilirsiniz.

    İstirahat Raporu Verilmeyen Çalışanın Geçirdiği İş Kazası – Farsazi Senaryo

    Bu hukuki mütalaa, modern çalışma hayatında sıkça karşılaşılabilecek, ancak hukuki sonuçları itibarıyla karmaşık ve çok katmanlı bir senaryoyu analiz etmek amacıyla hazırlanmıştır. İncelenecek varsayımsal olay örgüsü şu şekildedir: Bir çalışan, soğuk algınlığı, grip veya benzeri, genellikle ayakta tedavi ile geçiştirilebilen bir rahatsızlık şikayetiyle bir hekime başvurur. Hekim, yaptığı muayene neticesinde hastanın durumunu değerlendirir, medikal tedavi amacıyla ilaç reçete eder, ancak hastanın işe gidemeyecek derecede bir iş göremezlik durumunda olmadığına kanaat getirerek, mesleki takdir hakkını kullanır ve yasal bir istirahat raporu (iş göremezlik belgesi) düzenlemez. Çalışan, hekimin tavsiyeleri doğrultusunda ilaçlarını kullanmaya başlar ve işine devam eder. Ancak, takip eden süreçte, gerek hastalığın semptomlarının (örneğin yüksek ateş, halsizlik, dikkat dağınıklığı) devam etmesi, gerekse kullanılan ilaçların olası yan etkileri (örneğin uyku hali, baş dönmesi, reaksiyon süresinde yavaşlama) nedeniyle işyerinde, görevinin ifası sırasında bir kaza geçirir ve bedensel veya ruhsal bir zarara uğrar.

    Bu senaryo, tıp hukuku ile iş ve sosyal güvenlik hukukunun kesişim noktasında yer alan, özellikle nedensellik (illiyet) bağının tespiti, takdir yetkisinin sınırları ve özen yükümlülüğünün kapsamı gibi temel hukuki prensiplerin derinlemesine incelenmesini gerektiren bir dizi sorunu bünyesinde barındırmaktadır.

    Temel Hukuki Sorunların Belirlenmesi

    Bu mütalaanın amacı, yukarıda tasvir edilen varsayımsal olay çerçevesinde ortaya çıkan temel hukuki sorunları tespit etmek ve bu sorunları Türk Hukuk Sistemi, ilgili mevzuat ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında kapsamlı bir analize tabi tutmaktır. Raporun odaklanacağı ve yanıt arayacağı temel hukuki sorunsallar şunlardır:

    1. İş Kazası Niteliği: Çalışanın, hekim tarafından istirahat raporu verilmeyen bir rahatsızlığın veya bu rahatsızlık için kullanılan ilacın etkisindeyken işyerinde geçirdiği kaza, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında hukuken bir “iş kazası” olarak nitelendirilebilir mi? Kazanın tetikleyicisinin çalışanın içsel bir durumu (hastalık semptomu veya ilaç yan etkisi) olması, olayın “iş kazası” vasfını etkiler mi?

    2. Hekimin Sorumluluğu (Malpraktis): Hekimin, hastanın klinik durumunu ve potansiyel riskleri değerlendirerek istirahat raporu vermeme yönündeki kararı, bir tıbbi uygulama hatası (malpraktis) teşkil eder mi? Hekimin bu konudaki takdir yetkisi mutlak mıdır, yoksa özen yükümlülüğü ile sınırlı mıdır? Özellikle, reçete edilen ilacın olası yan etkileri konusunda hastayı yeterince aydınlatmama, bağımsız bir sorumluluk nedeni oluşturur mu?

    3. Nedensellik (İlliyet) Bağı: Hekimin eylemi (ilaç yazıp rapor vermemesi) veya ihmali (yan etkiler konusunda uyarmaması) ile çalışanın geçirdiği kaza ve uğradığı zarar arasında, hukuken geçerli ve uygun bir “nedensellik (illiyet) bağı” kurulabilir mi? Bu bağın varlığı, hekimin hukuki veya cezai sorumluluğunun doğması için zorunlu bir unsur mudur?

    4. Sorumluluğun Paylaşımı: Kazanın meydana gelmesinde, hekimin olası kusurunun yanı sıra, işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi veya bizzat çalışanın kendi güvenliğine yeterli özeni göstermemesi (müterafik kusur) gibi faktörler de etkili olmuş mudur? Eğer birden fazla tarafın kusuru varsa, sorumluluk bu taraflar arasında nasıl paylaştırılır?

    Bu temel sorulara verilecek yanıtlar, benzer durumlarda tarafların (çalışan, hekim, hastane, işveren) hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde yol gösterici olacaktır. Analiz, mevcut yasal düzenlemelerin lafzı ve ruhu ile Yüksek Mahkeme kararlarının ortaya koyduğu prensipler çerçevesinde yürütülecektir.

    Bölüm 1: İş Kazası Kavramının Hukuki Çerçevesi ve Somut Olaya Uygulanması

    Bir çalışanın işyerinde uğradığı zararın hukuki sonuçlarının değerlendirilebilmesi için öncelikle olayın yasal statüsünün belirlenmesi gerekir. Bu bağlamda ilk adım, meydana gelen kazanın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSSK) kapsamında bir “iş kazası” olup olmadığının tespitidir. Bu tespit, hem sigortalıya Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlanacak hakların (geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri vb.) belirlenmesi hem de işverene veya üçüncü kişilere karşı açılabilecek tazminat davalarının hukuki temelinin oluşturulması açısından hayati öneme sahiptir.

    1.1. 5510 Sayılı Kanun Uyarınca İş Kazasının Tanımı ve Unsurları

    Yasal Dayanak

    İş kazasının tanımı ve hangi hallerde bir olayın iş kazası sayılacağı, 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde açıkça ve sınırlı sayıda (tahdidi) olarak düzenlenmiştir.1 Bu maddeye göre iş kazası, kanunda belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.4 Kanun, iş kazası sayılacak halleri şu şekilde sıralamıştır:

    • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
    • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle,
    • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
    • Emziren kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda
    • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.

    Bu tanımlama, olayın işin yürütümüyle doğrudan ilgili olup olmamasından ziyade, belirli mekan ve zaman dilimleri içinde meydana gelmesini yeterli görmektedir. Örneğin, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işle ilgisi olmayan bir nedenle (dinlenme, kişisel bir nedenle düşme vb.) kaza geçirmesi dahi iş kazası olarak kabul edilmektedir.5

    İş Kazasının Zorunlu Unsurları

    Yargıtay içtihatları ve doktrin, bir olayın 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası olarak kabul edilebilmesi için aşağıdaki unsurların bir arada bulunması gerektiğini ortaya koymuştur:

    1. Kazaya Uğrayanın Sigortalı Olması: Kazayı geçiren kişinin, 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılan kişilerden olması (örneğin 4/a kapsamında hizmet akdi ile çalışan) temel şarttır.3
    2. Bir “Olay”ın Meydana Gelmesi: Sigortalının iradesi dışında, ani ve dışsal veya içsel bir etkenle meydana gelen, vücut bütünlüğünü ihlal eden bir durumun yaşanması gerekir.3 Bu “olay” kavramı, ilerleyen bölümde detaylandırılacağı üzere, oldukça geniş yorumlanmaktadır.
    3. Bedenen veya Ruhen Zarara Uğranılması: Meydana gelen olay neticesinde sigortalının bedensel veya ruhsal bütünlüğünün hemen veya sonradan zarara uğraması, yani engelli hale gelmesi gerekmektedir.2 Eşyada meydana gelen hasar iş kazası sayılmaz.5
    4. Uygun Nedensellik (İlliyet) Bağının Varlığı: Meydana gelen olay ile sigortalının uğradığı bedensel veya ruhsal zarar arasında mantıksal bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması zorunludur.5
    5. Olayın Kanunda Sayılan Yer ve Durumlardan Birinde Gerçekleşmesi: Kazanın, yukarıda belirtilen ve 13. maddede sayılan beş halden birine girmesi gerekmektedir.1 Mütalaaya konu senaryoda, kaza “işyerinde bulunduğu sırada” meydana geldiği için bu unsurun gerçekleştiği açıktır.

    1.2. “Olay” Unsurunun Geniş Yorumu: İlaç Yan Etkisi veya Hastalık Belirtilerinin Kaza Sebebi Olması

    “Olay” Kavramının Esnekliği

    İş kazası hukukunda “olay” unsuru, genellikle sanıldığı gibi sadece dışarıdan gelen bir fiziki darbe, çarpma, düşme gibi mekanik etkilerle sınırlı değildir. Yargıtay, sigortalıyı koruma ilkesi gereğince bu kavramı oldukça esnek ve geniş bir şekilde yorumlamaktadır. Buna göre, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işin yürütümüyle doğrudan bir bağlantısı olmasa dahi, kendi içsel durumundan (fizyolojik veya psikolojik) kaynaklanan ve vücut bütünlüğünü bozan ani krizler de “olay” olarak kabul edilmektedir.

    Emsal Yargıtay Kararları

    Yargıtay’ın bu geniş yorumunu ortaya koyan en çarpıcı örnekler, işyerinde geçirilen kalp krizi ve intihar vakalarıdır.

    • Kalp Krizi: Yargıtay, işyerinde çalışırken veya işin stresi ve temposu nedeniyle tetiklenerek kalp krizi geçiren bir sigortalının bu durumunu iş kazası olarak kabul etmektedir.5 Burada kazayı tetikleyen “olay”, dışsal bir darbe değil, sigortalının vücudunda meydana gelen fizyolojik bir krizdir. Yüksek Mahkeme, olayın işyerinde veya işin yürütümü sırasında meydana gelmesini, iş kazası saymak için yeterli görmektedir.
    • İntihar: Benzer şekilde, işyeri koşullarının neden olduğu ağır psikolojik baskı ve stres sonucunda işyerinde intihar eden bir çalışanın durumu da, işveren ile olay arasında uygun illiyet bağı kurulabildiği takdirde, Yargıtay tarafından iş kazası olarak değerlendirilebilmektedir.7 Bu kararlar, “olay”ın sadece bedensel değil, ruhsal bütünlüğü bozan bir nitelik de taşıyabileceğini göstermektedir.

    Bu içtihatlar, bir kazanın iş kazası sayılması için “ani ve harici bir etkenle” oluşması şartının mutlak olmadığını, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan rahatsızlıkların da belirli koşullar altında “olay” teşkil edebileceğini kanıtlamaktadır.

    Somut Olaya Uygulama

    Yargıtay’ın bu geniş yorumu, mütalaaya konu olan senaryonun hukuki analizinde kritik bir rol oynar. Çalışanın geçirdiği kazanın (örneğin merdivenden düşmesi, makineye elini meydana gelen kaza ile işin veya işyeri koşullarının yürütümü arasında kurulan “uygun illiyet bağı” oluşturur.6

    Nedensellik Bağı (İlliyet)

    Nedensellik bağı, hukuki sorumluluğun asli şartı ve tazminat hukukunun temel ilkesidir.11 İşverenin sorumlu tutulabilmesi için, işverenin mevzuata aykırı bir eylemi veya ihmali (örneğin, güvenlik önlemi almaması) ile kaza arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Ancak bu bağ, mutlak değildir. Üçüncü bir kişinin (mütalaamızda hekim gibi) veya bizzat kazaya uğrayan çalışanın ağır kusurlu eylemleri, bu nedensellik bağını zayıflatabilir veya tamamen kesebilir.13 Bu durum, sorumluluğun işveren dışındaki aktörlere yöneltilmesi veya paylaştırılması ihtimalini gündeme getirir ve sonraki bölümlerde hekimin sorumluluğunun incelenmesi için hukuki bir geçiş sağlar.

    Bölüm 2: Hekimin Hukuki ve Cezai Sorumluluğunun Temelleri

    İş kazasının hukuki niteliği belirlendikten sonra, analizin ikinci ve en kritik aşaması, kazanın meydana gelmesinde rolü olduğu iddia edilen hekimin hukuki ve cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığının tespitidir. Hekimin sorumluluğu, tıp hukukunun temel prensipleri olan özen yükümlülüğü, malpraktis (tıbbi uygulama hatası) ve nedensellik bağı kavramları etrafında şekillenir.

    2.1. Sorumluluğun Kaynakları: Sözleşme, Haksız Fiil ve Vekaletsiz İş Görme

    Hekimin mesleki faaliyetlerinden doğan sorumluluğu, tek bir hukuki nedene dayanmaz. Somut olayın özelliklerine göre birden çok hukuki temele dayandırılabilir.15

    • Sözleşmesel Sorumluluk (Vekalet Sözleşmesi): Yargıtay’ın ve doktrinin baskın görüşüne göre, serbest çalışan bir hekim ile hasta arasındaki ilişki, Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine tabi bir “vekalet sözleşmesi” niteliğindedir.16 Bu sözleşme uyarınca hekim, belirli bir sonuca ulaşmayı (iyileşmeyi) garanti etmez, ancak teşhis ve tedavi sürecini tıp biliminin güncel standartlarına ve mesleki özen kurallarına uygun olarak yürütmeyi taahhüt eder. Hekimin bu özen borcuna aykırı davranması, sözleşmeye aykırılık teşkil eder ve tazminat sorumluluğunu doğurur.
    • Haksız Fiil Sorumluluğu: Hekimin kusurlu bir eylemiyle hastanın vücut bütünlüğüne veya diğer kişilik haklarına zarar vermesi, aynı zamanda bir “haksız fiil” oluşturur.15 Geçerli bir sözleşme ilişkisi olsa dahi, hekimin özen borcunu ihlal eden her türlü davranışı haksız fiil olarak da nitelendirilebilir.15
    • Sorumluluk Sebeplerinin Yarışması: TBK m. 60 uyarınca, bir kişinin sorumluluğu birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa, hakim, zarar gören aksini istemedikçe, zarar görene en iyi giderim olanağı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.15 Bu, davacıya, davasını ister sözleşmeye aykırılık ister haksız fiil hükümlerine dayandırma konusunda bir seçimlik hak tanır.

    2.2. Tıbbi Uygulama Hatası (Malpraktis): Tanım ve Kapsam

    Hekimin hukuki sorumluluğunun merkezinde “malpraktis” kavramı yer alır. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesinde malpraktis, “bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi” olarak tanımlanmıştır.21 Bu tanım, hukuki uygulamada da temel bir referans noktasıdır.

    Hukuki anlamda malpraktis; hekimin teşhis, tedavi veya bakım sürecinde, tıp biliminin genel olarak kabul görmüş standart uygulamalarından sapması, mesleki beceri eksikliği göstermesi veya gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek (ihmal) hastaya zarar vermesidir.16 Bu, yanlış teşhis koyma, hatalı tedavi yöntemi seçme, ameliyat sırasında hata yapma, gerekli müdahaleyi yapmama veya hastayı yetersiz bilgilendirme gibi çok çeşitli eylem veya ihmalleri kapsayabilir.17

    2.3. Hekimin Özen Yükümlülüğü ve Yargıtay İçtihatlarında “Hafif Kusur”dan Sorumluluk

    Yüksek Özen Borcu

    Hekim-hasta ilişkisinin temelini oluşturan vekalet sözleşmesi, hekime sıradan bir insanın özeninden çok daha yüksek bir “özen borcu” yükler. Yargıtay kararlarında bu durum, hekimin “bir işçi gibi özenle” davranmak zorunda olduğu şeklinde formüle edilir.16 Bu özen borcu, hekimin sadece mesleki bilgi ve becerisini kullanmasını değil, aynı zamanda hastanın durumunu bütüncül bir yaklaşımla ele almasını, olası riskleri öngörmesini ve bu riskleri bertaraf etmek için gerekli tüm tedbirleri almasını gerektirir.25 Yargıtay’a göre hekim, “hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır”.26

    “Hafif Kusur” Doktrini

    Türk hukukunda hekimin sorumluluğunu düzenleyen en çarpıcı ve yerleşik Yargıtay doktrini, “hafif kusurdan tam sorumluluk” ilkesidir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin istikrar kazanmış kararlarına göre, vekil konumundaki hekim, “en hafif kusurundan dahi tam olarak sorumludur”.17

    Bu ilkenin pratik anlamı şudur: Hekimin hukuki sorumluluğunun doğması için ağır bir ihmal, büyük bir hata veya kasıtlı bir davranış aranmaz. Mesleki dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı en küçük bir sapma, basit bir dikkatsizlik veya gözden kaçırma dahi, eğer bir zarara yol açmışsa, hekimin ortaya çıkan zararın tamamından sorumlu tutulması için yeterlidir. Bu doktrin, hekimin takdir yetkisinin sınırlarını belirleyen ve özen borcunun ne denli katı yorumlandığını gösteren en önemli prensiptir. Mütalaaya konu olayda, hekimin “Soğuk algınlığı için rapor vermek benim takdirimdeydi” şeklindeki potansiyel savunması, bu ilke karşısında önemli ölçüde zayıflamaktadır. Zira davacı taraf, “Hekim, takdir hakkını kullanırken, reçete ettiği ilacın yan etkilerini ve hastanın yaptığı işin tehlikeli niteliğini göz ardı ederek, özen borcunu ‘hafif de olsa’ ihlal etmiştir” argümanını öne sürebilir. Bu durum, takdir yetkisinin keyfi bir hak olmadığını, özen yükümlülüğü çerçevesinde ve tüm riskler gözetilerek kullanılması gereken bir sorumluluk olduğunu ortaya koymaktadır.

    2.4. Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı: Hukuki Sonuçları

    Temel Fark

    Hekimin sorumluluğunun belirlenmesinde hayati öneme sahip bir diğer kavramsal ayrım, “malpraktis” ile “komplikasyon” arasındadır.

    • Komplikasyon: Tıp biliminin güncel standartlarına ve kurallarına uygun olarak, gerekli tüm dikkat ve özen gösterilmesine rağmen, tıbbi müdahalenin doğasında var olan ve kaçınılması her zaman mümkün olmayan, öngörülebilir risklerin gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkan istenmeyen durumlardır.16 Örneğin, usulüne uygun yapılan bir ameliyat sonrası enfeksiyon gelişmesi veya bir ilacın nadir görülen ve öngörülemeyen bir yan etki göstermesi komplikasyon olarak değerlendirilebilir.
    • Malpraktis: Hekimin özen borcuna aykırı davranması, yani standart uygulamadan sapması, bilgisizlik, deneyimsizlik veya ihmal göstermesi sonucu ortaya çıkan ve aslında önlenebilir nitelikte olan zararlı sonuçtur.

    Hukuki Sonuç

    Bu ayrımın hukuki sonucu nettir: Hekim, tıbbın izin verdiği risk (izin verilen risk) kapsamında kabul edilen komplikasyonlardan sorumlu tutulmaz.26 Ancak, önlenebilir bir hata olan malpraktisten kaynaklanan tüm zararlardan hukuken sorumludur. Bir davada, zararlı sonucun bir komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğu, mahkeme tarafından atanacak olan Adli Tıp Kurumu veya alanında uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetlerinin hazırlayacağı raporlarla tespit edilir.22 Bu raporlar, davanın seyrini belirlemede en önemli delil niteliğindedir.

    Bölüm 3: İstirahat Raporu Verilmemesi ve İlaç Yan Etkileri Bağlamında Hekim Sorumluluğunun Değerlendirilmesi

    Bu bölümde, mütalaanın merkezini oluşturan, hekimin ilaç reçete edip istirahat raporu vermemesi eyleminin hukuki bir sorumluluk doğurup doğurmayacağı, tıp hukukunun temel prensipleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde derinlemesine analiz edilecektir. Analiz, hekimin takdir yetkisinin sınırları, ihmali davranışı, aydınlatma yükümlülüğü ve nedensellik bağı olmak üzere dört ana eksende yürütülecektir.

    3.1. İstirahat Raporu Düzenleme Esasları ve Hekimin Takdir Yetkisinin Sınırları

    Yasal Düzenlemeler

    İstirahat raporlarının (iş göremezlik belgeleri) düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar, Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatı ve ilgili yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre, tek bir hekim, ayakta tedavilerde bir defada en çok 10 güne kadar istirahat raporu verebilir. Bir takvim yılı içerisinde aynı hekim tarafından aynı kişiye verilebilecek toplam rapor süresi ise 40 günü geçemez.33 Daha uzun süreli raporlar için sağlık kurulu kararı gerekmektedir.

    Bu kurallar, raporlama sürecinin idari çerçevesini çizmekle birlikte, bir hastaya rapor verilip verilmeyeceği kararı, temelde hekimin tıbbi kanaatine ve mesleki takdirine bırakılmıştır.33 Hekim, hastanın muayene bulgularına, hastalığın şiddetine ve hastanın genel sağlık durumuna göre iş göremezlik halinin mevcut olup olmadığını değerlendirir. Soğuk algınlığı gibi genellikle hafif seyreden rahatsızlıklarda, hastanın işini yapmasına engel teşkil edecek ciddiyette bir durum görmüyorsa, rapor vermemesi hekimin takdir yetkisi dahilindedir.

    Takdir Yetkisinin Sınırı Olarak Özen Borcu

    Ancak, hekimin bu takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir. Hekimin her kararı gibi, rapor verip vermeme kararı da Bölüm 2’de detaylandırılan “yüksek özen borcu” ile sınırlıdır. Yargıtay’ın “en hafif kusurdan dahi tam sorumluluk” ilkesi, bu takdirin keyfi bir şekilde değil, tüm riskler gözetilerek, özenli bir şekilde kullanılması gerektiğini ima eder.

    Özen borcu, hekimin değerlendirmesini sadece hastanın o anki klinik tablosuyla sınırlı tutmamasını, aynı zamanda şu unsurları da göz önünde bulundurmasını gerektirir:

    1. Hastanın Yaptığı İşin Niteliği: Masa başı, ofis ortamında çalışan bir hasta ile tehlikeli makine operatörü, yüksekte çalışan bir inşaat işçisi veya profesyonel bir sürücü olan hastanın durumu aynı şekilde değerlendirilemez. İkinci gruptaki hastalar için hafif bir dikkat dağınıklığı veya baş dönmesi dahi hayati riskler taşıyabilir. Hekimin, hastanın mesleğini sorgulaması ve kararını bu bilgi ışığında vermesi özen borcunun bir gereğidir.
    2. Reçete Edilen İlacın Olası Yan Etkileri: Hekim, reçete ettiği ilacın bilinen ve sık görülen yan etkilerini (uyku, sersemlik, reaksiyon süresinde yavaşlama vb.) bilmek ve bu yan etkilerin hastanın iş güvenliği üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmek zorundadır.

    Dolayısıyla, hekimin takdir yetkisi, hastanın iş ve yaşam koşullarını da kapsayan bütüncül bir risk değerlendirmesi yapma yükümlülüğü ile çevrelenmiştir. Bu değerlendirmeyi yapmadan, sadece “soğuk algınlığı hafif bir hastalıktır” varsayımıyla otomatik olarak rapor vermemek, özen borcunun ihlali olarak yorumlanabilir.

    3.2. Hekimin “İhmali Davranış” ile Sorumluluğu: Rapor Vermemenin Hukuki Niteliği

    Hukuki sorumluluk, sadece aktif bir eylemle (icrai hareket) değil, aynı zamanda yapılması gereken bir eylemin yapılmamasıyla (ihmali hareket) da doğabilir.17 Mütalaaya konu senaryoda, hekimin rapor vermeme kararı, bir “ihmal” olarak hukuki bir çerçeveye oturtulabilir.

    Bu argümana göre, eğer hastanın klinik durumu, mesleği ve kendisine reçete edilen ilacın potansiyel yan etkileri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, çalışmaya devam etmesinin kendisi veya çevresi için öngörülebilir bir risk oluşturduğu sonucuna varılıyorsa, hekimin bu riski bertaraf etme yükümlülüğü doğar. Bu yükümlülüğün en etkin yolu ise hastaya geçici iş göremezlik durumunu belgeleyen bir istirahat raporu vermektir.

    Hekim, bu öngörülebilir riske rağmen rapor vermeyerek, Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde tanımlanan taksirli sorumluluğun temel unsuru olan “dikkat ve özen yükümlülüğünü” ihlal etmiş sayılabilir.25 Bu ihmal, yani yapması gerekeni yapmama durumu, eğer bir zarara (iş kazasına) yol açmışsa, hekimin hukuki ve/veya cezai sorumluluğunu gündeme getirebilir.

    3.3. Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali: İlaç Yan Etkileri Konusunda Uyarı Görevi

    Daha Güçlü Hukuki Dayanak

    Hekimin sorumluluğuna gidilmesi açısından, “rapor vermeme” argümanından potansiyel olarak daha güçlü ve ispatı daha kolay olan hukuki dayanak, “aydınlatma yükümlülüğünün ihlali”dir. Hekimin temel borçlarından biri, hastasını sadece teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında değil, aynı zamanda tedavinin riskleri, potansiyel komplikasyonları, alternatifleri ve hastanın yaşamına olası etkileri konusunda da tam ve anlaşılır bir şekilde bilgilendirmektir.18 Usulüne uygun bir aydınlatma yapılmadan alınan rıza, hukuken geçersizdir ve bu şekilde yapılan her türlü tıbbi müdahale hukuka aykırı kabul edilir.

    İlaç Yan Etkileri Konusunda Uyarı Yükümlülüğü

    Bu genel yükümlülük, ilaç tedavisi özelinde, hekimin reçete ettiği ilacın yan etkileri konusunda hastayı uyarma borcunu da içerir.39 Hekim, özellikle iş performansını ve güvenliğini doğrudan etkileyebilecek nitelikteki (sedasyon, baş dönmesi, konsantrasyon kaybı gibi) yan etkiler hakkında hastayı açıkça uyarmalıdır. Bu uyarı, hastanın “kendi geleceğini belirleme hakkı” çerçevesinde, ilacı kullandıktan sonra araç veya tehlikeli makine kullanmama, yüksekte çalışmama gibi önlemleri almasını veya durumu işverenine bildirerek geçici olarak daha güvenli bir görev talep etmesini sağlar. Özellikle birden fazla ilacın bir arada kullanıldığı durumlarda ilaç etkileşim riski ve yan etki potansiyeli arttığından, hekimin bu konudaki özen ve aydınlatma borcu daha da genişler. 43

    İspat Yükü

    Aydınlatma yükümlülüğü ile ilgili davalarda kritik bir usuli avantaj, ispat yükünün kuralın aksine hekim veya sağlık kuruluşunda olmasıdır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun olarak yerine getirildiğini ve hastanın “aydınlatılmış onamının” alındığını ispat etme külfeti davalı hekime aittir.39 Genellikle bu ispat, hasta tarafından imzalanmış detaylı onam formları ile yapılır. Yazılı bir onam formunun veya hasta dosyasına düşülmüş aydınlatmaya ilişkin bir notun bulunmaması, hekimin aydınlatma görevini ihmal ettiğine dair güçlü bir karine teşkil eder ve davacının elini önemli ölçüde güçlendirir.

    3.4. Nedensellik (İlliyet) Bağının Kurulması: Hekimin Eylemi ile İş Kazası Arasındaki Zincir

    Hekimin kusurlu bir eylemi veya ihmali tespit edilse dahi, sorumluluğunun doğabilmesi için bu kusurlu davranış ile meydana gelen zarar (iş kazası) arasında hukuken kabul edilebilir, kesintisiz bir “uygun illiyet bağı” kurulması zorunludur. Bu bağ, hayatın olağan akışına ve genel yaşam tecrübelerine göre, hekimin eyleminin söz konusu zararı meydana getirmeye elverişli olması anlamına gelir.5

    Bu bölümde, hekimin kusurlu davranışı ile iş kazası arasındaki nedensellik zinciri, mantıksal adımlarla şu şekilde inşa edilebilir:

    1. Adım 1 (Kusurlu Eylem/İhmal): Hekim, özen borcuna aykırı davranarak, tehlikeli bir işte çalışan hastasına, iş güvenliğini etkileyebilecek yan etkileri olan bir ilaç reçete etmiş ve bu yan etkiler konusunda yeterli aydınlatma yapmamıştır (Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali). VEYA hastanın çalışmaya devam etmesinin riskli olacağını öngörmesi gerekirken istirahat raporu vermemiştir (İhmal suretiyle kusur).
    2. Adım 2 (Doğrudan Sonuç): Hekimin bu ihmali neticesinde, risklerden habersiz olan veya durumu resmi bir raporla belgelenmemiş olan çalışan, hastalığın semptomları veya ilacın yan etkileri (örn. baş dönmesi) altındayken işbaşı yapmıştır.
    3. Adım 3 (Riskli Durumun Gerçekleşmesi): Çalışanın bozulmuş olan fiziksel ve/veya zihinsel durumu (dikkat dağınıklığı, yavaşlamış reaksiyonlar), işyerinde zaten var olan tehlikelerle (örn. hareketli makine parçaları, yükseklik, kaygan zemin) birleşerek somut bir kaza riski yaratmıştır.
    4. Adım 4 (Zararlı Sonucun Meydana Gelmesi): Bu birleşme sonucunda, hayatın olağan akışına göre öngörülebilir bir sonuç olan iş kazası meydana gelmiş ve çalışan zarara uğramıştır.

    Bu zincir, hekimin başlangıçtaki ihmalinin, bir dizi ara aşamadan geçerek nihai zararlı sonuca nasıl yol açtığını mantıksal bir tutarlılıkla ortaya koyar.

    Bağı Kesen Nedenlerin Analizi

    Hekimin potansiyel savunması, bu nedensellik bağının kesildiğini iddia etmek üzerine kurulacaktır. İlliyet bağını kesen başlıca nedenler şunlardır: mücbir sebep (deprem gibi kaçınılmaz dış olaylar), zarara uğrayanın (çalışanın) ağır kusuru veya üçüncü bir kişinin (işverenin) ağır kusuru.13 Örneğin, hekimin hastayı “Bu ilaç sersemlik yapar, kesinlikle makine kullanma” şeklinde açıkça uyardığını ispatlamasına rağmen, çalışanın bu uyarıyı hiçe sayarak tehlikeli bir makineyi çalıştırması, çalışanın “ağır kusuru” olarak değerlendirilebilir ve bu durum hekimin eylemi ile kaza arasındaki illiyet bağını keserek hekimi sorumluluktan kurtarabilir. Benzer şekilde, kazanın tamamen işverenin almadığı bir güvenlik önleminden (örneğin, arızalı bir makine) kaynaklandığı ispatlanırsa, illiyet bağı yine kesilmiş sayılabilir.

    Aşağıdaki tablo, hekimin sorumluluğuna ilişkin iki temel hukuki argümanın karşılaştırmalı bir analizini sunarak, hangi stratejinin neden daha avantajlı olabileceğini göstermektedir.

    Hukuki Unsur İstirahat Raporu Vermeme (İhmal) Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali
    Kusurun Niteliği Mesleki takdirin, özen borcuna aykırı şekilde yanlış kullanılması. Subjektif değerlendirmeye daha açık. Usuli bir görevin (bilgilendirme) yerine getirilmemesi. Daha objektif ve standart bir ihlal.
    İspat Kolaylığı Davacı için zor. Hekimin kararının tıbben yanlış olduğunu kanıtlamak, karşıt bilirkişi görüşleri gerektirir. Davacı için daha kolay. Yargıtay’a göre ispat yükü hekimdedir. Yazılı onam yoksa hekimin durumu zordur.
    Nedensellik Bağı Dolaylı bir bağ kurulması gerekir: “Rapor verilseydi, çalışan işe gitmeyecek ve kaza olmayacaktı.” Daha doğrudan bir bağ kurma imkanı sunar: “Hekim uyarsaydı, çalışan tehlikeli işi yapmayacak ve kaza olmayacaktı.”
    Potansiyel Savunma Argümanları “Hastanın durumu tıbbi olarak istirahat gerektirmiyordu, bu benim mesleki takdirimdir.” “Sözlü olarak uyardım, hasta dinlemedi” (İspatı zor). “Prospektüste yazıyor, okuması gerekirdi” (Yetersiz savunma).
    Yargıtay Desteği Genel özen borcu ve hafif kusurdan sorumluluğa ilişkin kararlar. Spesifik olarak aydınlatma yükümlülüğünün ihlaline ilişkin çok sayıda ve istikrarlı Yargıtay kararı.

    Bu tablo, dava stratejisi olarak “aydınlatma yükümlülüğünün ihlali” argümanının, “rapor vermeme” argümanına göre hukuken daha sağlam bir zemin sunduğunu ve davacıya usuli avantajlar sağladığını açıkça göstermektedir.

    Bölüm 4: Sorumluluğu Etkileyen Diğer Faktörler ve Sorumluluğun Paylaştırılması

    Bir iş kazasının hukuki sonuçları nadiren tek bir tarafın eylemi veya ihmaliyle açıklanabilir. Genellikle, birden fazla faktörün ve birden fazla kişinin kusurlu davranışının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir sorumluluk ağı söz konusudur. Bu nedenle, hekimin olası sorumluluğunu değerlendirirken, kazanın meydana gelmesinde rol oynamış olabilecek diğer aktörlerin (çalışan ve işveren) kusurlarını da analize dahil etmek ve sorumluluğun nasıl paylaştırılacağını incelemek zorunludur.

    4.1. İşçinin Müterafik Kusuru (Birlikte Kusur – Contributory Negligence)

    Müterafik kusur, zarara uğrayan kişinin, zararın doğmasında veya artmasında kendi kusurlu davranışının da etkili olması durumudur. Mütalaaya konu senaryoda, çalışanın da kazanın meydana gelmesinde bir kusurunun olup olmadığı titizlikle incelenmelidir. Çalışanın müterafik kusuru olarak değerlendirilebilecek potansiyel davranışlar şunlardır:

    • Belirtilere Rağmen Çalışmaya Devam Etme: Çalışanın, hekim tarafından reçete edilen ilacı aldıktan sonra kendisini bariz bir şekilde sersemlemiş, uykulu veya başı dönüyor hissetmesine rağmen, bu durumu amirine bildirmeyip tehlike arz eden işini yapmaya devam etmesi.13
    • Güvenlik Talimatlarına Uymama: İşverenin genel iş sağlığı ve güvenliği talimatlarına (örneğin, “kendini iyi hissetmediğinde makineyi kullanma” gibi) uymaması.
    • Hekimi Yetersiz Bilgilendirme: Muayene sırasında hekime yaptığı işin tehlikeli niteliği hakkında bilgi vermemesi, hekimin doğru bir risk değerlendirmesi yapmasını engellemiş olabilir.

    Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi uyarınca, zarar görenin müterafik kusurunun varlığı, hekimin veya işverenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. Ancak, mahkemenin, tarafların kusur oranlarını dikkate alarak hükmedilecek tazminattan indirim yapmasına neden olur.14 Örneğin, mahkeme çalışanın %30 oranında kusurlu olduğuna kanaat getirirse, hesaplanan tazminat miktarını bu oranda azaltacaktır.

    4.2. İşverenin Sorumluluğu: Gözetim ve Denetim Yükümlülüğü

    İş kazalarında asli sorumluluk, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği işverene aittir. İşverenin bu sorumluluğu, sadece fiziksel güvenlik önlemleri (baret, eldiven, makine koruyucuları vb.) sağlamakla sınırlı değildir. Aynı zamanda, çalışanların sağlık durumlarını gözetme ve çalışmaya elverişli olup olmadıklarını denetleme yükümlülüğünü de kapsar.9

    Eğer kazaya uğrayan çalışan, işe geldiğinde gözle görülür bir şekilde hasta, bitkin veya sersemlemiş bir haldeyse ve işveren (veya vekili konumundaki amir/ustabaşı), bu durumu fark etmesine rağmen çalışanın tehlikeli bir işte görev yapmasına izin verdiyse, işverenin de kazanın meydana gelmesinde bağımsız bir kusuru olduğu kabul edilir. İşverenin bu “gözetim ve denetim yükümlülüğünü” ihlal etmesi, sorumluluğun sadece hekime yüklenmesini engeller.

    Bu durumda, genellikle “müteselsil sorumluluk” (birlikte ve zincirleme sorumluluk) gündeme gelir. Yani, zarar gören çalışan, tazminatın tamamı için dilediği sorumluya (ister hekime/hastaneye, ister işverene) başvurabilir. Sorumlular, zararı ödedikten sonra, kendi aralarındaki kusur oranlarına göre birbirlerine rücu edebilirler (paylarını geri isteyebilirler).

    4.3. Hukuki Raporlama ve Bilirkişi İncelemesi

    Kullanıcının “hukuki rapor örnekleri” talebine yanıt olarak, bu tür karmaşık davalarda mahkemelerin karar verirken dayandığı en önemli delilin, uzman bilirkişi heyetleri tarafından hazırlanan kusur raporları olduğu belirtilmelidir.46 Bu raporlar, olayın teknik ve hukuki boyutlarını analiz ederek tarafların kusur oranlarını belirler. Varsayımsal senaryomuza ilişkin bir bilirkişi raporu, tipik olarak aşağıdaki yapıyı izleyecektir:

    BİLİRKİŞİ RAPORU (Örnek Taslak)

    1. Görevlendirme Konusu: Mahkemenin, taraflar arasındaki iş kazası davasında, kazanın meydana geliş şekli ve tarafların (hekim, işveren, çalışan) kusur oranlarının tespiti amacıyla yaptığı görevlendirme belirtilir.
    2. Olayın Tespiti ve Tarafların İddiaları:
      • Davacının (çalışanın) iddiaları özetlenir: Soğuk algınlığı için hekime gittiği, hekimin ilaç yazıp rapor vermediği, ilaç yan etkileri konusunda uyarmadığı, bu nedenle işyerinde kaza geçirdiği iddiaları.
      • Davalıların (hekim/hastane ve işveren) savunmaları özetlenir: Hekimin tıbbi gereklilik görmediği için rapor vermediği, sözlü uyarı yaptığı; işverenin gerekli tüm İSG önlemlerini aldığı, kazanın çalışanın kendi dikkatsizliğinden kaynaklandığı savunmaları.
      • Dosyadaki deliller (tanık beyanları, kamera kayıtları, SGK müfettiş raporu, tıbbi belgeler, ilaç prospektüsü vb.) sıralanır.
    3. İlgili Mevzuat Analizi:
    4. Kusur Değerlendirmesi:
      • Hekimin Kusuru: Hekimin, hastanın yaptığı işin niteliğini sorgulayıp sorgulamadığı, reçete ettiği ilacın bilinen yan etkilerini dikkate alıp almadığı, bu yan etkiler konusunda hastayı yeterince aydınlatıp aydınlatmadığı değerlendirilir. Aydınlatma yükümlülüğünü yazılı bir belgeyle ispatlayıp ispatlayamadığına bakılır. Bu yükümlülükleri ihlal ettiği kanaatine varılırsa, özen borcuna aykırı davrandığı için kusurlu olduğu belirtilir.
      • İşverenin Kusuru: İşyerinde kazanın meydana geldiği alanda gerekli fiziksel güvenlik önlemlerinin (makine koruyucuları, kaymaz zemin vb.) alınıp alınmadığı incelenir. Daha da önemlisi, işverenin veya vekilinin, çalışanın o günkü sağlık durumunu (görünürdeki halsizlik, sersemlik vb.) fark edip etmediği ve buna rağmen çalışmasına izin verip vermediği (gözetim yükümlülüğünün ihlali) değerlendirilir. Eksiklik varsa, işverenin kusurlu olduğu belirtilir.
      • İşçinin (Kazalının) Kusuru: Çalışanın, kendisini iyi hissetmemesine veya ilacın etkilerini fark etmesine rağmen durumu amirine bildirmeyerek veya bilinen güvenlik kurallarını ihlal ederek çalışmaya devam edip etmediği değerlendirilir. Böyle bir durum varsa, müterafik kusurlu olduğu belirtilir.
    5. Sonuç ve Kanaat:
      • Meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi kapsamında bir iş kazası olduğu kanaati belirtilir.
      • Toplanan deliller ve yapılan değerlendirmeler ışığında, kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranları yüzde olarak takdir edilir. Örneğin:
        • Davalı Hekim: %40 Asli Kusurlu (Aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek ve hastanın iş koşullarını gözetmeyerek kazaya zemin hazırladığı için)
        • Davalı İşveren: %30 Kusurlu (Gözetim ve denetim yükümlülüğünü ihmal ettiği için)
        • Davacı Çalışan: %30 Müterafik Kusurlu (Kendi sağlık durumunu amirine bildirmeyerek ve riskli çalışmaya devam ederek zararın doğmasına katkıda bulunduğu için)

    Bu tür bir rapor, mahkemenin sorumluluğu adil bir şekilde paylaştırması ve tazminat miktarını belirlemesi için temel bir dayanak oluşturur.

    Sonuç ve Hukuki Tavsiyeler

    Bulguların Sentezi

    Bu hukuki mütalaada yapılan kapsamlı analiz, soğuk algınlığı şikayetiyle hekime başvuran, ilaç tedavisi almasına rağmen istirahat raporu verilmeyen ve sonrasında işyerinde kaza geçiren bir çalışanın durumunun hukuki açıdan çok boyutlu olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen temel bulgular şu şekilde özetlenebilir:

    1. Olayın İş Kazası Niteliği: Meydana gelen kaza, Yargıtay’ın “olay” unsurunu geniş yorumlayan içtihatları ışığında, 5510 sayılı Kanun kapsamında bir “iş kazası” olarak nitelendirilme potansiyeli yüksektir. Kazanın tetikleyicisinin, çalışanın hastalığının semptomları veya kullandığı ilacın yan etkileri gibi “içsel” bir durum olması, olayın iş kazası sayılmasına engel teşkil etmez.
    2. Hekimin Sorumluluğunun Mümkünlüğü: Hekimin, söz konusu senaryoda hukuken sorumlu tutulması mümkündür. Ancak bu sorumluluğun en güçlü ve sağlam hukuki dayanağı, hekimin “istirahat raporu vermeme” yönündeki mesleki takdirinden ziyade, Türk Borçlar Kanunu, Hasta Hakları Yönetmeliği ve yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olan “aydınlatma yükümlülüğünü” ihlal etmesidir. Hekimin, reçete ettiği ilacın iş güvenliğini doğrudan etkileyebilecek (baş dönmesi, uyku hali vb.) yan etkileri konusunda hastayı açık ve net bir şekilde uyarmaması, “en hafif kusurdan dahi tam sorumluluk” ilkesi gereğince bir tıbbi uygulama hatası (malpraktis) olarak kabul edilebilir.
    3. Nedensellik Bağının Önemi: Hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, onun kusurlu eylemi (aydınlatmama) ile meydana gelen iş kazası arasında uygun bir nedensellik bağının kurulması şarttır. Bu bağ, hekimin uyarısı olsaydı çalışanın gerekli önlemleri alacağı ve kazanın meydana gelmeyeceği varsayımına dayanır.
    4. Sorumluluğun Paylaşımı: Bu tür vakalarda sorumluluk nadiren tek bir tarafa aittir. Genellikle hekimin aydınlatma eksikliği, işverenin gözetim ve denetim ihmali ve çalışanın kendi güvenliğine yeterli özeni göstermemesi (müterafik kusur) gibi faktörlerin bir araya gelmesiyle kaza meydana gelir. Bu nedenle, nihai sorumluluk mahkeme tarafından atanacak bilirkişi raporu doğrultusunda taraflar arasında kusur oranlarına göre paylaştırılacaktır.

    Hukuki Strateji Önerileri

    Tarafların izlemesi gereken potansiyel hukuki stratejiler şu şekilde tavsiye edilebilir:

    Çalışan İçin:

    • Dava, öncelikli olarak hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi temeline oturtulmalıdır. Bu, ispat yükünün hekimde olması nedeniyle davacıya önemli bir avantaj sağlar.
    • İkincil olarak, hekimin özen borcuna aykırı şekilde, hastanın yaptığı işin tehlikesini gözetmeden rapor vermeme ihmali de vurgulanmalıdır.
    • Dava, sadece hekime karşı değil, “adam çalıştıranın sorumluluğu” ve “hizmet kusuru” ilkeleri gereği hekimin çalıştığı sağlık kuruluşuna (özel hastane veya kamu hastanesi) ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmiş olabilecek işverene karşı birlikte (müteselsilen) açılmalıdır. Bu, tazminatın tahsil edilme olasılığını artırır.

    Hekim İçin:

    • Savunma, öncelikle aydınlatma yükümlülüğünün sözlü olarak dahi olsa yerine getirildiği ve hastanın riskler konusunda bilgilendirildiği üzerine kurulmalıdır.
    • İkinci olarak, kazanın asıl nedeninin hekimin eylemi değil, çalışanın kendi ağır kusuru (uyarılara rağmen tehlikeli işi yapması) veya işverenin ağır kusuru (gerekli İSG önlemlerini almaması) olduğu ve bu durumun nedensellik bağını kestiği tezi işlenmelidir.
    • Yapılan tıbbi değerlendirmenin ve rapor vermeme kararının, o anki klinik bulgulara göre tıp biliminin standartlarına uygun olduğu, uzman görüşleri ve literatürle desteklenmelidir.

    İşveren İçin:

    • Savunma, kazanın kendi kontrolü dışındaki bir nedenden, yani hekimin tıbbi hatası gibi öngörülemez bir **”üçüncü kişi kusuru”**ndan kaynaklandığı üzerine inşa edilmelidir.
    • İşyerinde gerekli tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığı, risk analizlerinin yapıldığı ve çalışanlara gerekli eğitimlerin verildiği belgelerle ispatlanmalıdır.
    • Çalışanın işe geldiğinde görünürde çalışmasına engel bir rahatsızlığı olmadığı, dolayısıyla gözetim yükümlülüğünün ihlal edilmediği savunulmalıdır.

    Delillerin Toplanması

    Bu tür bir davanın başarısı, doğru ve eksiksiz delillerin toplanmasına bağlıdır. Tarafların dava sürecinde mutlaka temin etmesi ve mahkemeye sunması gereken kritik deliller şunlardır:

    • Hastanın muayene edildiği sağlık kuruluşundan alınacak tüm tıbbi kayıtlar ve hasta dosyası.
    • Hekim tarafından düzenlenen reçetenin bir kopyası.
    • Reçete edilen ilacın, yan etkilerini detaylı olarak gösteren orijinal prospektüsü.
    • Kazanın meydana geldiği anı veya öncesini gösterebilecek işyeri güvenlik kamerası kayıtları.
    • Çalışanın kaza anındaki ve öncesindeki durumuna tanıklık edebilecek iş arkadaşlarının ve amirlerinin beyanları.
    • Olay sonrası SGK tarafından görevlendirilen müfettişlerin hazırladığı iş kazası tahkikat raporu.
    • Davanın en önemli delili olarak, mahkeme tarafından tıp (ilgili uzmanlık alanı), iş güvenliği ve hukuk alanlarında uzman kişilerden oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden alınacak kusur ve nedensellik bağına ilişkin detaylı rapor.
  • HIV Pozitif Çalışanlar

    HIV pozitif çalışanların hakları, yasal düzenlemeler ve sağlıklı bir çalışma ortamının nasıl sağlanacağı konusu giderek önem kazanmaktadır. Günümüzde tıbbi gelişmeler sayesinde HIV, yönetilebilir kronik bir sağlık sorunudur ve HIV pozitif bireylerin üretken ve değerli çalışanlar olarak iş hayatına aktif katılımı büyük önem taşımaktadır.

    HIV Hakkında Temel Bilgiler ve Tıbbi Durum

    HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü), tedavi edilmediğinde bağışıklık sistemini zayıflatan bir virüstür. Ancak günümüzde uygulanan etkili antiretroviral tedaviler (ART) sayesinde HIV pozitif bireylerin viral yükleri baskılanmakta, bağışıklık sistemleri korunmakta ve sağlıklı, uzun bir yaşam sürmeleri mümkün olmaktadır. Unutulmamalıdır ki, tedavi altındaki ve viral yükü baskılanmış bir HIV pozitif bireyden cinsel yolla bile HIV bulaşma riski ihmal edilebilir düzeydedir. Dolayısıyla, iş ortamında günlük etkileşimlerle HIV bulaşması söz konusu değildir.

    HIV Pozitif Çalışanlar için Yasal Haklar ve Mevzuat

    Türkiye Cumhuriyeti yasaları, HIV pozitif bireylerin diğer tüm vatandaşlar gibi eşit haklara sahip olduğunu güvence altına almaktadır. İş Kanunu ve ilgili diğer mevzuatlar çerçevesinde:

    • Bilgi Gizliliği: Çalışanların HIV statüsünü işverenle veya diğer çalışanlarla paylaşma zorunluluğu yoktur. Bu bilgi, özel hayatın gizliliği kapsamında korunmaktadır.
    • Ayrımcılık Yasağı: İş başvurularında, işe alım süreçlerinde, terfi ve diğer çalışma koşullarında HIV pozitif olması gerekçesiyle ayrımcılık yapmak kesinlikle yasaktır.
    • Test Zorunluluğu Yok: İşverenler, işe alım veya periyodik sağlık taramaları sırasında HIV testi talep edemezler. Bu durum, yasalara aykırıdır.
    • Çalışma Hakkı: HIV pozitif olmak, bireyin çalışma yeteneğini tek başına kısıtlayıcı bir faktör değildir. Bireyin sağlık durumu ve işin gereklilikleri birlikte değerlendirilmelidir.

    İşyeri Hekiminin Rolü ve Sorumlulukları

    İşyeri hekimleri olarak, HIV (+) çalışanların sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamına sahip olmaları konusunda kritik bir rolünüz bulunmaktadır. Bu kapsamda dikkat etmeniz gerekenler:

    • Gizliliğe Saygı: Çalışanın HIV statüsünü öğrenmeniz durumunda bu bilgiyi kesinlikle gizli tutmalı ve yetkisiz kişilerle paylaşmamalısınız.
    • Bilgilendirme ve Eğitim: İşverenleri ve diğer çalışanları HIV bulaş yolları ve korunma yöntemleri konusunda doğru bilgilendirerek, yanlış inanışlara dayalı korku ve ayrımcılığı önlemelisiniz. HIV’in kan, sperm, vajinal sıvı ve anne sütü gibi belirli vücut sıvıları yoluyla bulaştığı ve günlük temasla (el sıkışma, sarılma, aynı ortamda bulunma, aynı tuvaleti kullanma vb.) bulaşmadığı açıkça anlatılmalıdır.
    • Risk Değerlendirmesi: Çalışanın sağlık durumu ve yaptığı işin risklerini birlikte değerlendirerek, gerekli önlemleri almalısınız. Çoğu durumda, tedavi altındaki bir HIV pozitif çalışanın yaptığı işlerde herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Ancak, bağışıklık sistemi ciddi şekilde baskılanmış bireyler için bazı özel önlemler gerekebilir. Bu değerlendirme bireysel ve tıbbi gerekliliklere göre yapılmalıdır.
    • Destekleyici Ortam: HIV pozitif çalışanlara karşı anlayışlı ve destekleyici bir yaklaşım sergilemeli, damgalama ve ayrımcılığa karşı aktif rol almalısınız.
    • İş Sağlığı ve Güvenliği: Genel iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine titizlikle uyulması, tüm çalışanlar için olduğu gibi HIV pozitif çalışanlar için de önemlidir. Standart hijyen kuralları (el yıkama, kişisel koruyucu ekipman kullanımı vb.) her türlü bulaşıcı riskin önlenmesinde etkilidir.
    • Vaka Yönetimi: Olası bir mesleki maruziyet (kan veya diğer vücut sıvılarıyla temas) durumunda, standart protokollere uygun hareket edilmeli ve gerekli tıbbi müdahale gecikmeden sağlanmalıdır. Bu protokoller, HIV pozitif çalışanlar için farklılık göstermez.

    HIV(+) İşçi Çalıştırma Koşulları ve Uygulamalar

    HIV pozitif çalışanların çalıştırma koşulları, diğer çalışanlardan farklı olmamalıdır. Ancak, sağlıklı ve verimli bir çalışma ortamı sağlamak için bazı hususlara dikkat edilebilir:

    • Eşit Muamele: Tüm çalışanlara eşit fırsatlar sunulmalı, eğitim ve gelişim imkanlarından eşit şekilde yararlanmaları sağlanmalıdır.
    • Esneklik: Çalışanın sağlık durumuna bağlı olarak, esnek çalışma saatleri veya görevlendirmelerde belirli düzenlemeler yapılabilir. Bu tür düzenlemeler, çalışanın talebi ve tıbbi gereklilikler doğrultusunda, gizlilik ilkesi gözetilerek yapılmalıdır.
    • Sağlık Takibi: Çalışanın genel sağlık takibi düzenli olarak yapılmalı, ancak HIV statüsü özel bir takip gerektirmez. Mevcut sağlık sorunları ve işin gereklilikleri doğrultusunda rutin işyeri hekimliği uygulamaları yeterlidir.
    • Psikolojik Destek: Damgalama ve ayrımcılık gibi nedenlerle psikolojik desteğe ihtiyaç duyabilecek çalışanlara yönelik destek mekanizmalarının (işyeri psikologları veya yönlendirme hizmetleri) sağlanması önemlidir.

    Değerli işyeri hekimleri, HIV(+) çalışanların iş hayatına katılımı, hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük önem taşımaktadır. Bilgiye dayalı, önyargısız ve destekleyici bir yaklaşımla, bu çalışanların üretkenliklerini en üst düzeye çıkarmalarına ve sağlıklı bir çalışma yaşamı sürdürmelerine yardımcı olabiliriz. Unutmayalım ki, bilgi güçlendirir ve empati köprü kurar.

  • Meslek Hastalığı

    Bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, elbette beraberinde sanayileşmeyi ve toplumsal dönüşümleri de getirdi. Ancak bu hızlı değişimin bir yüzü daha var: çalışma hayatının dönüşmesiyle birlikte yeni sağlık ve güvenlik tehditleri ortaya çıktı.

    Her ülkenin sanayileşme süreci farklı ilerlediği gibi, iş sağlığı ve güvenliği anlayışı da buna paralel olarak çeşitlilik gösterdi. Ama her ne olursa olsun, üretkenliğin sürdürülebilir olması için çalışan sağlığının korunması ortak bir zorunluluktur.

    İş Sağlığı: Çok Disiplinli, Çok Katmanlı

    İş sağlığı ve güvenliği yalnızca tıbbi bir mesele değil. Mühendislikten sosyal bilimlere, ergonomiden iletişime kadar birçok alanın kesişiminde yer alıyor. İşyeri hekiminin görevini doğru yapabilmesi için bu disiplinleri tanıması, işbirliği içinde çalışması çok kıymetlidir.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün “sağlık” tanımını hatırlayalım:

    “Sağlık yalnızca hastalık veya sakatlık durumu olmamakla birlikte, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.”

    Bu tanımın çalışma hayatına uygulanması iş sağlığı kavramını doğurur. Dolayısıyla bizim amacımız yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, çalışanı sağlıklı tutmak, sağlığını sürdürmek ve iş kaynaklı risklerden korumaktır.

    Meslek Hastalığı Nedir?

    Yasalarımızda net bir tanımı var: Meslek hastalığı, çalışanın yaptığı iş nedeniyle ortaya çıkan; tekrar eden maruziyet sonucu veya işin yürütüm şartlarından kaynaklanan bedensel ya da ruhsal sağlık bozulmalarıdır.

    Buradaki kritik detay şudur:

    Hastalık, “ne iş yapıldığından” değil, “işin nasıl yapıldığından” ve ne kadar sağlıklı bir ortamda yapıldığından kaynaklanır.

    [box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]

    “Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir.” (5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 14.maddesi)

    “Meslek hastalığı: Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı ifade eder.” (6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 3/l hükmüne göre)

    [/box]

    Bir Hastalık Durumu Ne Zaman “Meslek Hastalığı” Sayılır?

    Bir hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilmesi için şu kriterler gerekir:

    • SGK’lı çalışan olmalı,
    • Hastalık Meslek Hastalıkları Listesinde yer almalı veya Yüksek Sağlık Kurulu tarafından meslek hastalığı olarak kabul edilmeli,
    • İşyeriyle hastalık arasında nedensellik bulunmalı,
    • Maruziyet süresi ve yükümlülük süresi (hastalığın ortaya çıkabileceği süre) içinde gelişmiş olmalı,
    • Yetkili sağlık kurumu tarafından raporlanmalı ve SGK tarafından onaylanmalı.

    İşle ilgili hastalıklar

    Ortaya çıkış nedeni karmaşık olan, oluşmasında ve gelişmesinde çalışma ortamı ve çalışma şeklinin diğer sebepler arasında önemli faktör olduğu hastalıklardır.

    is ve meslek hastaligi

    Meslek Hastalığı İşe Bağlı Hastalık
    Nedeni doğrudan işyerindeki bir etkendir Neden, işyeri dışı faktörlerle birlikte olabilir
    Etkene sadece çalışanlar maruz kalır Toplum genelinde de görülebilir
    Sigorta kapsamında özel düzenlemeler vardır Genellikle genel sağlık sigortası kapsamında değerlendirilir

    Meslek Hastalıklarının Özellikleri

    Meslek hastalıkları:

    • Önlenebilir hastalıklardır!
    • Erken tanıyla çalışanların sağlığı korunabilir,
    • Doğru bildirimle sigortalıya hakları sağlanır (iş göremezlik geliri, malullük aylığı, tedavi giderleri vb.),
    • İşyerinde iyileştirme ve önlem alma fırsatı sunar.

    Ülkemizde Durum Ne?

    Ne yazık ki Türkiye’de meslek hastalıkları yeterince tanı alamıyor. SGK 2011 verilerine göre yalnızca 697 meslek hastalığı vakası kayıtlara geçti. Oysa bilimsel çalışmalar, her 1000 çalışandan 4 ila 12’sinin meslek hastalığına yakalanabileceğini söylüyor.

    Bu ciddi fark bize bir şeyi hatırlatıyor: Tanı koymak ve bildirim yapmak, hekim sorumluluğudur. İşte tam da bu noktada biz işyeri hekimlerine büyük görev düşüyor.

    meslek hastalığı ölümleri

    Türkiye’de en sık karşılaşılan meslek hastalıkları >>>

    Unutmayalım: Meslek Hastalıkları Önlenebilir!

    Meslek hastalığı kader değildir. Doğru risk analizi, uygun eğitim, kişisel koruyucu donanım, düzenli sağlık gözetimi ve en önemlisi hekim farkındalığı, bu hastalıkların büyük oranda önüne geçebilir.

    İşyeri hekimi olarak bir meslek hastalığını tanımak, sadece bireysel bir sağlığı değil, bir topluluğun sağlığını korumak demektir. Unutma, meslek hastalıkları görünmez olabilir ama senin farkındalığınla görünür hâle gelir. Bu farkındalıkla yürüdüğümüzde daha sağlıklı işyerleri, daha güvenli yarınlar mümkün.

  • ILO MESLEK HASTALIKLARI LiSTESi

    Meslek Hastalıkları Listesi, hastalığının meslekten kaynaklandığını ortaya koymak ve tanı olarak meslek hastalığı tanısı almak için önemli bir belgedir. Bu liste ILO’ya aittir. Türkiye’de meslek hastalıkları listesi “Sosyal Sigortalar Kanunu Sağlık İşlemleri Tüzüğü” ekinde yer almaktadır.

    1. İŞ ETKİNLİKLERİNDEN KAYNAKLANAN AJANLARA MARUZ KALMAYA BAĞLI MESLEK HASTALIKLARI LiSTESi

    1.1. KİMYASAL AJANLARA BAĞLI MESLEK HASTALIKLARI LiSTESi

    1.1.1. Berilyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.2. Kadmiyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.3. Fosfor veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.4. Krom veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.5. Manganez veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.6. Arsenik veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.7. Cıva veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.8. Kurşun veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.9. Flor veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.10. Karbon disülfite bağlı hastalıklar
    1.1.11. Alifatik veya aromatik hidrokarbonların halojen derivelerine bağlı hastalıklar
    1.1.12. Benzen veya eşdeğerlerine bağlı hastalıklar
    1.1.13. Benzen veya eşdeğerlerinin nitro ve amino derivelerine bağlı hastalıklar
    1.1.14. Nitrogliserin veya diğer nitrik asit esterlerine bağlı hastalıklar
    1.1.15. Alkol, glikol veya ketonlara bağlı hastalıklar
    1.1.16. Karbon monoksit, hidrojen sülfit, hidrojen siyanit veya deriveleri gibi boğuculara bağlı hastalıklar
    1.1.17. Akrilonitrile bağlı hastalıklar
    1.1.18. Nitrojen oksitlerine bağlı hastalıklar
    1.1.19. Vanadyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.20. Antimon veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.21. Heksana bağlı hastalıklar
    1.1.22. Mineral asitlere bağlı hastalıklar
    1.1.23. Farmasötik ajanlara bağlı hastalıklar
    1.1.24. Nikel veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.25. Talyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.26. Osmiyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.27. Selenyum veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.28. Bakır veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.29. Platin veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.30. Teneke veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.31. Çinko veya bileşiklerine bağlı hastalıklar
    1.1.32. Fosgene bağlı hastalıklar
    1.1.33. Benzokinon gibi kornealirritanlara bağlı hastalıklar
    1.1.34. Amonyağa bağlı hastalıklar
    1.1.35. İzosiyonatlara bağlı hastalıklar
    1.1.36. Pestisitlere bağlı hastalıklar
    1.1.37. Sülfür oksitlere bağlı hastalıklar
    1.1.38. Organik çözücülere bağlı hastalıklar
    1.1.39. Lateks veya lateks içeren ürünlere bağlı hastalıklar
    1.1.40. Klora bağlı hastalıklar
    1.1.41. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan bu kimyasal ajanlara maruz kalma ile çalışanın hastalığı arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer kimyasal ajanlara bağlı hastalıklar

    1.2. FİZİKSEL AJANLARA BAĞLI MESLEK HASTALIKLARI LiSTESi

    1.2.1. Gürültüye bağlı işitme bozukluğu
    1.2.2. Titreşime bağlı hastalıklar (kas, tendon, kemik, eklemler, periferik kan damarları veya periferik
    sinirlerin bozukluğu)
    1.2.3. Basınçlı veya basınçsız havaya bağlı hastalıklar
    1.2.4. İyonize radyasyona bağlı hastalıklar
    1.2.5. Lazeri de içeren optik radyasyona (ultraviyole, görünür ışık, infrared) bağlı hastalıklar
    1.2.6. Aşırı sıcak ya da soğuğa maruz kalmaya bağlı hastalıklar
    1.2.7. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun
    yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan bu fiziksel ajanlara maruz kalma ile çalışanın
    hastalığı arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer fiziksel ajanlara bağlı hastalıklar

    1.3. BİYOLOJİK AJANLAR VE ENFEKSİYÖZ VEYA PARAZİTİK HASTALIKLAR

    1.3.1. Bruselloz
    1.3.2. Hepatit virüsleri
    1.3.3. İnsan immün yetmezlik virüsü (HIV)
    1.3.4. Tetanoz
    1.3.5. Tüberküloz
    1.3.6. Bakteriyal veya fungal kirleticilerle bağlantılı toksik veya enflamatuarsendromlar
    1.3.7. Antraks (şarbon)
    1.3.8. Leptospiroz
    1.3.9. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan bu biyolojik ajanlara maruz kalma ile çalışanın hastalığı arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer biyolojik ajanlara bağlı hastalıklar

    2. HEDEF ORGAN SİSTEMLERİNE GÖRE MESLEK HASTALIKLARI LİSTESİ

    2.1. SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARI

    2.1.1. Fibrojenik mineral tozlarına bağlı pnömokonyozlar (silikozis, antrako-silikozis, asbestosis)
    2.1.2. Silikotüberküloz
    2.1.3. Fibrojenik olmayan mineral tozlarına bağlı pnömokonyozlar
    2.1.4. Siderozis
    2.1.5. Sert metal tozlarına bağlı bronkopulmoner hastalıklar
    2.1.6. Pamuk, keten, kendir, kenevir, şeker kamışı tozlarına (bagasozis) bağlı bronkopulmoner hastalıklar
    2.1.7. İş sürecinin doğasında olan, belirlenmiş sensitize edici ajanlar ve irritanlara bağlı astım
    2.1.8. İş etkinliklerinden kaynaklanan organik tozların veya mikrobik olarak kontamine olmuş aerosollarıninhalasyonuna bağlı ekstrinsikallerjikalveolit
    2.1.9. İş etkinliklerinden kaynaklanan kömür tozu, taş ocağı tozu, odun tozu, hubuat ve tarım faaliyetlerinden çıkan tozlar, ahırlardan çıkan tozlar, tekstil kaynaklı tozlar ve kağıt tozlarına bağlı kronik obstrüktifpulmoner hastalık
    2.1.10. Aluminyuma bağlı akciğer hastalıkları
    2.1.11. İş sürecinin doğasında olan, belirlenmiş sensitize edici ajanlar ve irritanlara bağlı üst solunum yolu bozuklukları
    2.1.12. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan risklere maruz kalma ile çalışanın hastalığı arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer solunum sistemi hastalıkları

    2.2. CİLT HASTALIKLARI

    2.2.1. İş etkinliklerinden kaynaklanan ve diğer maddelerde bahsedilmeyen belirlenmiş alerji oluşturucu ajanlara bağlı allerjikkontaktdermatozlar ve kontakt ürtikerler
    2.2.2. İş etkinliklerinden kaynaklanan ve diğer maddelerde bahsedilmeyen belirlenmiş irritan ajanlara bağlı irritankontaktdermatozlar
    2.2.3. İş etkinliklerinden kaynaklanan ve diğer maddelerde bahsedilmeyen belirlenmiş ajanlara bağlı vitiligo
    2.2.4. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan fiziksel, kimyasal ve biyolojik ajanlara maruz kalma ile çalışanın hastalığı arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer cilt hastalıkları

    2.3. KAS İSKELET SİSTEMİ BOZUKLUKLARI

    2.3.1. Tekrarlayıcı hareketler, zorlayıcı çabalar ve bileğin aşırı pozisyonlarına bağlı radialstiloidtenosinovitler
    2.3.2. Tekrarlayıcı hareketler, zorlayıcı çabalar ve bileğin aşırı pozisyonlarına bağlı el ve bileğin kronik tenosinovitleri
    2.3.3. Dirsek bölgesine uzun süren basınca bağlı olekranonbursiti
    2.3.4. Uzun süre diz çökme pozisyonunda kalmaya bağlı prepatellarbursit
    2.3.5. Tekrarlayıcı güçlü çalışmaya bağlı epikondilit
    2.3.6. Uzun süre diz çökerek veya çömelerek iş yapmayı takiben menisküs lezyonları
    2.3.7. Uzun süre tekrarlayıcı güçlü çalışma, titreşim içeren çalışma, bileğin aşırı pozisyonları veya bu üçünün kombinasyonu durumuna bağlı karpal tünel sendromu
    2.3.8. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan risk faktörlerine maruz kalma ile arasında bağ kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer kas iskelet sistemi hastalıkları

    2.4. ZİHİNSEL VE DAVRANIŞSAL BOZUKLUKLAR

    2.4.1. Post travmatik stres bozukluğu
    2.4.2. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun
    yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan risk faktörlerine maruz kalma ile arasında bağ
    kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer zihinsel ve davranışsal bozukluklar

    3. MESLEKİ KANSERLER

    3.1. AŞAĞIDAKİ ETKENLERE BAĞLI KANSERLER

    3.1.1. Asbestos
    3.1.2. Benzidin ve tuzları
    3.1.3. Bis-klorometilether (BCME)
    3.1.4. Krom VI bileşikleri
    3.1.5. Kömür katranı, zift ve isi
    3.1.6. Beta naftilamin
    3.1.7. Vinilklorit
    3.1.8. Benzen
    3.1.9. Benzen veya eşdeğerlerinin zehirli nitro ve amino deriveleri
    3.1.10. Iyonize radyasyon
    3.1.11. Zifir, katran, zift, madeni yağ, antrasen veya bu maddelerin bileşikleri, ürünleri veya artıkları

    3.1.12. Kok fırını emisyonları
    3.1.13. Nikel bileşikleri
    3.1.14. Odun tozu
    3.1.15. Arsenik ve bileşikleri
    3.1.16. Berilyum ve bileşikleri
    3.1.17. Kadmiyum ve bileşikleri
    3.1.18. Eriyonit
    3.1.19. Etilen oksit
    3.1.20. Hepatit B virüsü (HBV) ve C virüsü (HCV)
    3.1.21. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun
    yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan risk faktörlerine maruz kalma ile arasında bağ
    kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen diğer etkenlere bağlı kanserler

    4. DİĞER HASTALIKLAR

    4.1. MADENCİ NİSTAGMUSU
    4.2.1. Doğrudan bağlantısı bilimsel olarak gösterilmiş veya ulusal düzenlemeler ve uygulamalara uygun
    yöntemlerle belirlenmiş, iş etkinliklerinden kaynaklanan risk faktörlerine maruz kalma ile arasında bağ
    kurulan, işyerindeki yukarıda sözü edilmeyen işler ve süreçlere bağlı diğer özel hastalıklar

  • Acil Müdahale Seti

    İşyerlerinde sağlık ve güvenlik dendiğinde akla ilk gelen unsurlardan biri, acil durumlara hazırlıklı olmaktır. Kalp krizi, anafilaktik şok, ciddi travmalar ya da solunum sıkıntıları gibi ani gelişen sağlık sorunlarına karşı zamanla yarışılır. Bu noktada, işyeri hekimlerinin ve sağlık birimlerinin en büyük destekçisi hiç şüphesiz “Acil Müdahale Seti”dir.

    Bu yazımızda, Türkiye’deki ilgili mevzuatlar doğrultusunda hazırlanmış Acil Müdahale Setinde Bulunması Zorunlu İlaç, Malzeme ve Cihaz Listesi üzerinde duracağız. Belge, işyeri sağlık birimlerinin olmazsa olmazı olan bu setin içeriğini detaylı bir şekilde ortaya koymakta ve doğru uygulamalar için yol göstermektedir.

    Mevzuat Temeli: 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu

    İşyerlerinde acil müdahale hazırlıklarının temelinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yer alır. Kanunun 11. maddesi, işverenlerin olası acil durumlara karşı hazırlıklı olması gerektiğini açıkça belirtir. Ayrıca “İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik” gereği işveren; acil durumların belirlenmesi, önlenmesi, acil durum planlarının hazırlanması ve gerekli ekipmanların sağlanmasından sorumludur.

    İşte bu noktada, acil müdahale seti devreye girer. Özellikle 50 ve daha fazla çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki işyerlerinde, bu setin eksiksiz bulunması hayati önem taşır.

    Acil Müdahale Setinde Neler Var?

    Belgeye göre acil müdahale setinde ilaçlar, tıbbi malzemeler ve cihazlar olmak üzere üç ana başlık altında toplanmış gereçler yer almakta. Her bir kalem için minimum ve maksimum stok seviyeleri belirtilmiştir. Bu, hem gereksiz yığılmayı hem de eksikliği önlemeye yönelik akıllıca bir uygulamadır.

    1. Hayat Kurtaran İlaçlar

    Sette yer alan ilaçlardan bazıları:

    • Adrenalin ve Atropin: Kalp durması ve şok durumlarında vazgeçilmez.
    • Cordarone, Beloc, Dobutrex: Aritmi ve kardiyak aciller için.
    • Ventolin, Diazem, Dormicum: Solunum yolu acilleri ve krizlerde kullanılır.
    • Sodyum Bikarbonat, Kalsiyum, Heparin, Dextroz: Metabolik ve damar içi dengesizliklerde.

    Ayrıca steroid, analjezik ve antiemetik ilaçlar da setin içinde yer alır. Özellikle endüstriyel ortamlarda karşılaşılabilecek kimyasal maruziyetler ve alerjik reaksiyonlara karşı Avil ve Prednol gibi ilaçlar önemlidir.

    2. Cihazlar ve Tıbbi Ekipmanlar

    Cihazlar arasında en kritik olanı kuşkusuz Defibrilatör. Hayat kurtarıcı bu cihazın her katta erişilebilir olması gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Ayrıca:

    • Aspiratör cihazı, Nebulizatör, Oksijen tüpü
    • Ambu, Laringoskop, Endotrakeal tüpler
    • Airway seti, Aspirasyon sondaları, Oksijen maskeleri

    Tüm bu ekipmanlar, solunumu durmuş ya da zayıflamış bir hastaya müdahalede kullanılır.

    3. Sarf Malzemeler

    İğne ucu, enjektör, serum seti, turnike, eldiven, flaster, sargı bezi gibi temel sarf malzemeleri acil müdahalede süreci kolaylaştırır. Ayrıca idrar sondaları, kan alma tüpleri, pamuk, bisturi gibi detaylar da unutulmamıştır.

    İşyeri Hekimlerinin Sorumluluğu: Hazırlık, Takip ve Güncelleme

    Setin hazırlanmasından ve sürekliliğinden doğrudan birim sorumluları ve dolaylı olarak işyeri hekimleri sorumludur. Belgede belirtildiği üzere:

    • İlaç ve malzemelerin miktar ve son kullanma tarihleri haftalık olarak (her Pazartesi) kontrol edilmelidir.
    • Miadı dolmak üzere olan ilaçlar, öncelikli kullanım için etiketlenmeli veya ayrı kutulara alınmalıdır.
    • Tüm malzemeler belirlenen minimum ve maksimum seviyelerde muhafaza edilmelidir.

    Ayrıca narkotik ilaçlar kullanılacaksa, bunlar kilitli bir dolapta güvenli şekilde saklanmalı ve kayıt altına alınmalıdır.

    [box type=”warning” align=”” class=”” width=””]Pratik Bir Uyarı: Kategorilere Göre Düzenleme Önerisi Uygulamada pratiklik sağlamak için, ilaç ve malzemelerin kullanım amaçlarına göre bölümlendirilmesi önerilir:

    • Kardiyovasküler aciller için olanlar
    • Solunum yolu acilleri için ekipman ve ilaçlar
    • Şok ve alerjik reaksiyonlar için setler
    • Temel yaşam desteği ekipmanları

    Bu şekilde sınıflandırma, özellikle panik anlarında doğru müdahaleyi hızlandıracaktır.[/box]

    Hazır Olmak, Hayat Kurtarır

    Sevgili işyeri hekimleri, acil müdahale seti sizin sahadaki ilk yardım çantanız değil; bir kriz anında saniyelerle yarıştığınızda elinizdeki en güçlü silahtır. Doğru içerik, eksiksiz stok ve düzenli kontrollerle siz, işyerindeki en kritik güvence unsurlarından birisiniz. Unutmayın, önceden yapılan her hazırlık, acil bir durumda hayatla ölüm arasındaki fark olabilir.

    Bu nedenle acil müdahale setinizin her daim hazır, güncel ve erişilebilir olduğundan emin olun. Çünkü siz hazır olduğunuzda, işyeriniz de güvende olur.

    [box type=”download” align=”” class=”” width=””]

    ACİL MÜDAHALE SETİNDE BULUNMASI ZORUNLU İLAÇ, MALZEME VE CİHAZ LİSTESİ

    acil müdahale

    İNDİR[/box]

  • Çocuk ve Genç İşçi İş Sağlığı ve Güvenliği

    İş hayatına atılan çocuk ve genç işçi sağlığı ve güvenliği, hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarla koruma altına alınmıştır. Türkiye’de bu konu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Çalıştırma Yaşı ve Çocuk İşçilerin Çalıştırılma Usulleri Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, çocuk ve genç işçilerin yaşlarına ve fiziksel gelişimlerine uygun işlerde çalışmalarını sağlamak ve onları iş kazaları ile meslek hastalıklarından korumak amacıyla hazırlanmıştır.

    Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Koşulları

    Çocuk İşçi (14 yaşını doldurmuş, 15 yaşını doldurmamış kişiler): Hafif işlerde çalıştırılabilirler. Eğitimlerini aksatmayacak şekilde çalışma saatleri düzenlenmelidir.

    Genç İşçi (15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış kişiler): Fiziksel ve zihinsel gelişimlerine uygun işlerde çalışabilirler, ancak ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaları yasaktır. [tie_list type=”plus”]

    Çocuk ve Genç İşçi Çalışma Süreleri ve Koşulları

    • Çocuk işçiler günde en fazla 7 saat, haftada en fazla 35 saat çalıştırılabilir.
    • Genç işçiler için bu süreler günde 8 saat, haftada 40 saat olarak belirlenmiştir.
    • Gece çalışmaları ve fazla mesai çocuk ve genç işçiler için yasaktır. [/tie_list] [tie_list type=”checklist”]

    Çocuk ve Genç İşçileri Korumaya Yönelik Önlemler

    • Çalışma ortamı güvenli hale getirilmeli, riskli işlerden uzak tutulmalıdır.
    • İşyerinde ergonomik ve psikososyal riskler değerlendirilerek uygun çalışma koşulları sağlanmalıdır.
    • İşverenler, genç işçilere iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermeli ve onların işyerindeki haklarını bilmelerini sağlamalıdır. [/tie_list]

    Çocuk ve genç işçilerin günlük çalışma süreleri nasıl uygulanır?
    Çocuk ve genç işçilerin günlük çalışma süreleri, yirmidört saatlik zaman diliminde, kesintisiz ondört saat dinlenme süresi dikkate alınarak uygulanır.

    Okula devam eden çocukların eğitim döneminde ve okulun kapalı olduğu dönemlerdeki çalışma süreleri nasıl uygulanır?
    Okula devam eden çocukların eğitim dönemindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında olmak üzere, en fazla günde iki saat ve haftada on saat olabilir.

    Çocuk ve Genç İşçilerde İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları

    Çocuk ve genç işçi iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı daha duyarlı oldukları unutulmamalıdır. Bu nedenle, çocuk işçilerin çalışabileceği sektörler belirlenmiş ve tehlikeli işlerde çalıştırılmaları yasaklanmıştır. İşverenler, bu kurallara uymakla yükümlüdür ve ihlaller halinde idari para cezalarıyla karşılaşabilirler.

    [toggle title=”Çocuk işçilerin çalıştırılabilecekleri hafif işler nelerdir?” state=”close”]

    Düşme ve yaralanma tehlikesi olabilecek şekilde çalışmayı gerektirecek olanlar hariç meyve, sebze, çiçek toplama işleri,

    Kümes hayvanları besiciliğinde yardımcı işler ve ipek böcekçiliği işleri,

    Esnaf ve sanatkarların yanında satış işleri,

    Büro hizmetlerine yardımcı işler,

    Gazete, dergi ya da yazılı matbuatın dağıtımı ve satımı işleri (yük taşıma ve istifleme hariç),

    Fırın, pastane, manav, büfe ve içkisiz lokantalarda komi ve satış elemanı olarak yapılan işler,

    Satış eşyalarına etiket yapıştırma ve elle paketleme işleri,

    Kütüphane, fuar, panayır ve sergi yerlerinde yardımcı işler (yük taşıma ve istifleme hariç),

    Spor tesislerinde yardımcı işler,

    Çiçek satışı, düzenlenmesi işleri.

    [/toggle][toggle title=”Genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler nelerdir?” state=”close”]

    Meyve ve sebze konserveciliği, sirke, turşu, salça, reçel, marmelat, meyve ve sebze suları imalatı işleri,

    Meyve ve sebze kurutmacılığı ve işlenmesi işleri,

    Helva, bulama, ağda, pekmez imalatı işleri,

    Kasaplarda yardımcı işler,

    Çay işlemesi işleri,

    Çeşitli kuru yemişlerin hazırlanması işleri,

    Küçükbaş hayvan besiciliğinde yardımcı işler,

    Süpürge ve fırça imalatı işleri,

    Elle yapılan ağaç oymacılığı, kemik, boynuz, kehribar, lüle taşı, Erzurum taşı ve diğer maddelerden süs eşyası, düğme, tarak, resim, ayna, çerçeve, cam ve emsali eşya imalatı işleri,

    Toptan ve perakende satış mağaza ve dükkanlarında satış, etiketleme ve paketleme işleri,

    Büro işyerlerinde büro işleri ve yardımcı işler,

    İlaçlama ve gübreleme hariç çiçek yetiştirme işleri,

    İçkili yerler ve aşçılık hizmetleri hariç olmak üzere hizmet sektöründeki işler,

    Diğer giyim eşyası, baston ve şemsiye imalatı işleri,

    Yiyecek maddelerinin imalatı ve çeşitli muamelelere tabi tutulması işleri,

    Yorgancılık, çadır, çuval, yelken ve benzeri eşyaların imalatı ve dokuma yapmaksızın diğer hazır eşya imalatı işleri,

    Sandık, kutu, fıçı ve benzeri ambalaj malzemeleri, mantar, saz ve kamıştan sepet ve benzeri eşya imalatı işleri,

    Çanak, çömlek, çini, fayans, porselen ve seramik imaline ait işler (fırın işleri ve silis ve quarts tozu saçan işler hariç),

    El ilanı dağıtımı işleri,

    Cam, şişe, optik ve benzeri malzeme imalathanelerinde üretime ilişkin işler (fırın işleri ve silis ve quarts tozu saçan işler, ısıl işlem, renklendirme ve kimyasal işler hariç),

    Bitkisel ve hayvansal yağların üretimi ve bunlardan yapılan maddelerin imaline ilişkin işler (karbon sülfür gibi parlayıcı veya tahriş edici çözücülerle yapılan prine veya benzeri yağlı maddelerin ekstrasyon yoluyla yağ üretimi işlerinde ekstrasyon kademeleri hariç),

    Pamuk, keten, yün, ipek ve benzerleriyle bunların döküntülerinin hallaç, tarak ve kolalama tezgahlarından ve boyama ile ilgili işlemlerden bölme ile ayrılmış ve fenni iklim ve aspirasyon tesisatı olan iplikhane ve dokuma hazırlama işleri,

    Balıkhane işleri,

    Şeker fabrikalarında üretime hazırlamaya yardımcı işler,

    Araçsız olarak 10 kg’dan fazla yük kaldırılmasını gerektirmeyen torbalama, fıçılama, istifleme ve benzeri işler,

    Su bazlı tutkal, jelatin ve kola imali işleri,

    Sandal, kayık ve emsali küçük deniz araçlarının imalatı ve tamiratı işleri (boya ve vernik işleri hariç).

    [/toggle][toggle title=”16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler nelerdir?” state=”close”]

    Toprağın pişirilmesi suretiyle imal olunan kiremit, tuğla, ateş tuğlası işleri ile boru, pota, künk ve benzeri inşaat ve mimari malzeme işleri.

    Kurutma ve yapıştırma işleri, kontrplak, kontratabla, yonga ağaçtan mamul suni tahta ve PVC yüzey kaplamalı suni tahta imali işleri ile emprenye işleri.

    Parafinden eşya imali işleri.

    Kuş ve hayvan tüyü kıllarının temizlenmesi,
    didiklemesi, ayrılması ve bunlara benzer işler.

     

    Plastik maddelerin şekillendirilmesi ve plastik eşya imali işleri. (PVC’nin imali ve PVC’den mamül eşyaların yapımı hariç)

    Mensucattan hazır eşya imali işleri (Perde, ev tekstili, otomobil ürünleri ve benzerleri).

    Kağıt ve odun hamuru üretimi işleri.

    Selüloz üretimi işleri.

    Kağıt ve kağıt ürünlerinden yapılan her türlü eşya ve malzemenin imali işleri.

    Zahire depolarındaki işler ile un ve çeltik fabrikalarındaki işler.

    Her türlü mürekkep ve mürekkep ihtiva eden malzeme imali işleri.

    [/toggle][toggle title=”Çocuk ve genç işçilerin çalıştırılamayacakları işler nelerdir?” state=”close”]

    Çocuk işçiler, genç işçiler ile 16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçiler yukarıda ilgili bölümlerde tanımlanan işler dışında çalıştırılamazlar. Ayrıca yaş sınırlamalarına göre izin verilen işlerden olsa dahi, aşağıda belirtilen işlerde 18 yaşını doldurmayan işçilerin çalıştırılmaları yasaktır.

    Hazırlama, tamamlama ve temizleme işleri.

    Alkol, sigara ve bağımlılığa yol açan maddelerin üretimi ve toptan satış işleri.

    Parlayıcı, patlayıcı, zararlı ve tehlikeli maddelerin toptan ve perakende satış işleri ile bu gibi maddelerin imali, işlenmesi, depolanması işleri ve bu maddelere maruz kalma ihtimali bulunan her türlü işler.

    Gürültü ve/veya vibrasyonun yüksek olduğu ortamlarda yapılan işler.

    Aşırı sıcak ve soğuk ortamda çalışma gerektiren işler.

    Sağlığa zararlı ve meslek hastalığına yol açan maddeler ile yapılan işler.

    Radyoaktif maddelere ve zararlı ışınlara maruz kalınması ihtimali olan işler.

    Fazla dikkat isteyen ve aralıksız ayakta durmayı gerektiren işlerde,

    Parça başı ve prim sistemi ile ücret ödenen işler.

    Eğitim amaçlı işler hariç iş bitiminde evine veya ailesinin yanına dönmesine imkan sağlamayan işler.

    İşyeri hekimi raporu ile fiziki ve psikolojik yeterliliklerinin üzerinde olan işler.

    Eğitim, deney eksikliği, güvenlik konusunda dikkat eksikliği getirme ihtimali olan işler.

    Para taşıma ve tahsilat işler.

    4857 sayılı İş Kanununun 69 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen gece dönemine rastlayan sürelerde yapılan işler.[/toggle]

     

  • Kimyasal Maruziyetin Önlenmesi

    Kimyasal maruziyetin önlenmesi için neler yapılmalıdır? Ne zaman kimyasal maruziyet önlemleri alınmalıdır? Hangi işyerleri kimyasal maruziyet önlemi almalıdır?

    Kimyasal üretim, dolum, aktarım yapılan işlerde kişisel maruziyet, çalışanların işyerlerinde zararlı kimyasallara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalmaları söz konusudur. Kimyasallarla maruziyet, soluma, deri teması veya yutma yoluyla olabilir ve çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Türkiye’de bu konuda düzenlemeler, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bu kanuna bağlı yönetmelikler doğrultusunda yapılmaktadır.

    [tie_list type=”checklist”]

    Kimyasal Maruziyetin Önlenmesi için alınması gereken önlemler

    Risk Değerlendirmesi:

    • İşyerinde kullanılan kimyasalların türü, miktarı ve maruziyet yolları belirlenmeli.
    • Kimyasal risk değerlendirmesi yapılarak potansiyel tehlikeler ve maruziyet seviyeleri saptanmalı.

    İş Güvenliği:

    • Havalandırma sistemleri kurulmalı ve etkin bir şekilde çalıştırılmalı.
    • Kimyasal maddelerin güvenli bir şekilde depolanması sağlanmalı.
    • Tehlikeli maddelerin kullanımını minimize edecek süreç değişiklikleri yapılmalı.

    Kişisel Koruyucu Donanım (KKD):

    • Solunum koruyucuları, gözlükler, eldivenler ve koruyucu giysiler gibi uygun KKD’ler temin edilmeli ve kullanılmalı.
    • KKD’lerin doğru kullanımı ve bakımı konusunda çalışanlar eğitilmeli.[/tie_list]

      [tie_list type=”plus”]

    Maruziyetin İzlenmesi ve Kontrolü

    Periyodik Sağlık Kontrolleri:

    • Çalışanların sağlık durumları düzenli olarak kontrol edilmeli.
    • Kimyasal maruziyetin sağlık üzerindeki etkilerini belirlemek için biyolojik izleme yapılmalı.

    Çevresel İzleme:

    • İşyerinde kimyasal maddelerin seviyeleri düzenli olarak ölçülmeli.
    • Ölçüm sonuçları iş sağlığı ve güvenliği standartlarına uygun olmalı.

    Eğitim ve Bilgilendirme:

    • Çalışanlara kimyasal maddelerin tehlikeleri ve maruziyetin önlenmesi hakkında düzenli eğitimler verilmeli.
    • Acil durum prosedürleri ve ilk yardım bilgileri çalışanlara aktarılmalı.

    Mevzuat

    Türkiye’de kimyasal maruziyetle ilgili yasal düzenlemeler, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında yer alan yönetmeliklerde detaylandırılmıştır. Bunlardan bazıları: [/tie_list]

    [tie_list type=”lightbulb”] Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik:

    • Kimyasal maddelerle çalışmalarda alınacak sağlık ve güvenlik önlemleri belirlenmiştir.
    • Kimyasal risk değerlendirmesi ve kontrol önlemleri hakkında ayrıntılı hükümler içermektedir.

    Çalışanların Gürültü ile İlgili Risklerden Korunmalarına Dair Yönetmelik:

    • Kimyasal maruziyetin yanı sıra diğer fiziksel risklere de değinmektedir.

    İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik:

    • Kimyasal kazalar ve acil durumlar için alınması gereken önlemler ve acil durum planları hakkında bilgiler içermektedir.

    Kimyasal işlerde kişisel maruziyeti önlemek için işverenler, çalışanların güvenliğini sağlamak adına gerekli tüm önlemleri almalı ve düzenli olarak denetim yapmalıdır. Bu süreçte işyeri hekimlerinin rolü, çalışanların sağlık durumunu izlemek ve maruziyetin olumsuz etkilerini en aza indirmek için gerekli sağlık kontrollerini gerçekleştirmektir. [tie_list type=”checklist”]

    Kimyasal Maruziyet Ölçüm Süreci

    1. Hazırlık ve Planlama:
      • Risk Değerlendirmesi: Ölçüm yapılacak kimyasal maddeler ve maruziyetin olabileceği iş süreçleri belirlenir.
      • Ölçüm Planı: Hangi kimyasalların, hangi noktalarda ve hangi sıklıkla ölçüleceği belirlenir. Ayrıca, kullanılacak ölçüm cihazları ve yöntemleri de planlanır.
    2. Ölçüm Yöntemleri:
      • Kişisel Örnekleme: Çalışanın üzerinde taşınan kişisel örnekleyiciler kullanılarak yapılan ölçümlerdir. Bu cihazlar, çalışanların maruziyetini gerçek zamanlı olarak kaydeder.
      • Bölgesel Örnekleme: İşyerinin belirli bölgelerinde yerleştirilen sabit örnekleyicilerle yapılan ölçümlerdir. Bu yöntem, işyerindeki genel kimyasal konsantrasyonları belirler.
      • Anlık (Spot) Ölçümler: Anlık ölçüm cihazları ile kısa süreli maruziyet seviyeleri belirlenir. Bu yöntem, ani kimyasal salınımlarını tespit etmek için kullanılır.
    3. Ölçüm Cihazları:
      • Gaz ve Buhar Dedektörleri: Gazların ve buharların konsantrasyonlarını ölçen taşınabilir veya sabit cihazlar.
      • Hava Örnekleme Pompaları ve Filtreler: Havadaki partikülleri toplamak için kullanılır ve laboratuvar analizine gönderilir.
      • Biyolojik İzleme Cihazları: Kimyasalların vücuda girip girmediğini ve hangi seviyede olduğunu tespit etmek için biyolojik örnekler (kan, idrar, vb.) alınır.
    4. Numune Alma ve Analiz:
      • Numune Alma: Belirlenen yöntem ve cihazlarla hava numuneleri alınır. Numune alma sırasında ortam koşulları ve çalışma süreçleri de kaydedilir.
      • Laboratuvar Analizi: Toplanan numuneler akredite laboratuvarlarda analiz edilir. Kimyasal maddelerin türü ve konsantrasyonu belirlenir.
    5. Sonuçların Değerlendirilmesi:
      • Standartlarla Karşılaştırma: Ölçüm sonuçları, ulusal ve uluslararası maruziyet limit değerleriyle (TWA, STEL, vb.) karşılaştırılır.
      • Risk Analizi: Sonuçlara göre maruziyet riskleri değerlendirilir ve gerekiyorsa ek önlemler planlanır.[/tie_list]

        [tie_list type=”plus”]

    Yasal Gereklilikler

    Türkiye’de kimyasal maruziyet ölçümleri, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında yer alan yönetmeliklere göre yapılmalıdır. Özellikle aşağıdaki yönetmelikler bu konuda önemli hükümler içermektedir:

    1. Kimyasal Maddelerle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik:
      • Kimyasal maddelerle ilgili risk değerlendirmesi ve ölçüm prosedürleri belirlenmiştir.
      • Kimyasal maruziyet limit değerleri ve bu değerlere uyum için alınacak önlemler açıklanmıştır.
    2. Çalışanların Sağlık ve Güvenliği İçin İş Hijyeni Ölçüm, Test ve Analiz Laboratuvarları Hakkında Yönetmelik:
      • İşyerinde yapılacak ölçüm, test ve analizlerin standartları ve bu hizmeti verecek laboratuvarların yetkilendirilmesi ile ilgili kurallar yer almaktadır.[/tie_list]

        [tie_list type=”starlist”]

    Uygulama Önerileri

    • Periyodik Ölçümler: Kimyasal maruziyet ölçümleri düzenli aralıklarla yapılmalı ve sonuçlar sürekli izlenmelidir.
    • Eğitim ve Bilgilendirme: Çalışanlar, kimyasal maruziyetin tehlikeleri ve ölçüm sonuçları hakkında bilgilendirilmelidir.
    • İyileştirme Faaliyetleri: Ölçüm sonuçlarına göre gerekli mühendislik kontrolleri ve kişisel koruyucu donanım kullanımı gibi önlemler alınmalıdır.[/tie_list]

      Kimyasal maruziyet ölçümü, çalışanların sağlığını korumak ve işyerindeki kimyasal riskleri yönetmek için hayati öneme sahiptir. Bu süreçte doğru ve güvenilir ölçüm yöntemlerinin kullanılması, sonuçların doğru değerlendirilmesi ve uygun önlemlerin alınması büyük önem taşır.

  • İşyeri Hekimleri Reçete Yazabilir mi?

    İşyeri Hekimleri reçete yazmak için doğru kişi mi? İşyeri hekimleri reçete yazmalı mı? İşyeri hekimi reçete yazmak zorunda mı?

    Reçete Nedir?

    Reçete, hekimin imzasını taşıyan ve hekime hukuksal sorumluluk yükleyen resmi bir belgedir! Reçetenin resmiliği, hastanın Sosyal güvenlik Kurumundan güvence taşımasıyla ilişkili değildir! Reçetenin resmi bir belge olması hekimliğin aynı zamanda bir kamu görevi olmasıyla ilgilidir. Sosyal güvencesi olmayan hastaya da reçete yazılabilir. Bu reçete de resmidir ancak hasta bunu eczaneden almak istediğinde cebinden öder.

    [box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]Reçete, hekimin imzasını taşıyan ve hekimin profesyonelliğinin, seçkinliğinin, uyguladığı sanatın bir yansıması olan ve alelade bir kağıt parçasına indirgenmeyecek değerde ve önemde, hukuksal anlamda geçerliliği olan resmi bir belgedir![/box]

    Reçete yazmanın kendisi teknik bir iştir. İlaç seçimi zahmetli ve bilimsel bir iştir. Çünkü reçeteye yazılacak ilaç seçilirken “[tie_tooltip text=”Etkin, güvenli, uygun, ucuz ilacın tedavide kullanılması” gravity=”n”]rasyonel (akılcı) tedavi[/tie_tooltip]” amaçlanır. Neticede ilaç seçimi “Kanıta Dayalı Tıp” ilkelerine göre yapılır. Kanıta dayalı tıp yaklaşımında Neden? ya da Neden değil? sorularına bilimsel yanıtlar aranır. Otomatize bir seçim yoktur. Hastayla ve hastalıkla ilgili bütün koşullar dikkate alınarak tedavi planlanır.

    Kimler Reçete Yazabilir?

    Türkiye’deki yasal düzenlemelere göre, reçete yazma yetkisine sahip olanlar hekimler, diş hekimleri ve veteriner hekimlerdir. Yetki her zaman beraberinde bir sorumluluğu da getirir/yükler. Reçeteyle ilgili olarak yaşanabilecek sorunlar hekimin “ihmal” ve “kusuru” olarak değerlendirilir.

    Reçete, ceza hukuku manasında bir evrak niteliğindedir. Dolayısıyla hekim dışında bir kimse tarafından hazırlanması halinde evrakta sahtekarlık oluşur.

    Hekimin Reçete Yazma Yükümlülüğü

    Reçete yazarken, ilacın etkileri ve yan etkileri göz önünde tutulmalıdır. Hekim reçete düzenlerken özel bir özen yükümlülüğü altındadır. Hekim literatürde aksi yönde tereddütle belirtilmemişse, ilaç üreticisinin verilerine ve açıklamalarına güvenebilir. Hekimin, ilacın kullanma talimatını göz önünde bulundurması gereklidir. Reçeteye yazılan ilaçlarla ilgili aydınlatma yükümlülüğü yine hekime aittir.

    Hekim hatalı, eksik veya yanlış anlaşılabilecek bir reçete düzenlediği, muhtemel karşı endikasyonları göz önünde bulundurmadığı veya kullanılmasına müsaade edilen en fazla dozun aşılmasına işaret etmediği takdirde taksirle hareke etmiş olacağı kabul edilmektedir.

    İşyeri Hekimi Reçete Yazabilir mi?

    İşyeri Hekimleri, hekim olarak reçete yazma yetkisine sahiptir. Ancak görevleri konusunda buna değinilmemiştir.

    İşyeri Hekimi ve diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki ve Sorumluluklarına dair Yönetmeliğin 9ncu Maddesinde işyeri hekimlerinin işyerinde “ayaktan teşhis ve tedavi” hizmeti sunacağına dair bir ibare bulunmamaktadır! İşyeri hekimlerinin görevi çalışanların sağlığını gözetmek ve işverene işin yürütümü esnasında danışmanlık hizmeti vermek olarak anlaşılmaktadır.

    “Çalışanın sağlık gözetimi” ifadesi çalışanın işe girerken işe uygunluğunun değerlendirmesi ve işin yürütümü esnasında koruyucu sağlık hizmetinin verilmesi olarak anlaşılmaktadır. Bu süreçlerde çalışanların karşılaştığı bazı sağlık sorunları olacaktır. [tie_list type=”heart”]

    • Akut sağlık sorunlarında acil tıbbi müdahaleyi gerektiren durumların işveren tarafından imkan sağlandıysa (işyerinde tıbbi müdahaleyi sağlayacak bir tıbbi birim kurulduysa ve burada müdahale için gerekli malzemeler sağlandıysa) hasta en yakın sağlık kurumuna nakil olana kadar ilk müdahalenin yapılması,
    • Acil tıbbi müdahaleyi gerektiren bir durum olmadığında en yakın sağlık kurumuna sevkinin sağlanması,
    • Kronik rahatsızlıklar içinse mevcut uzman hekim ve ilgili sağlık kuruluşlarındaki takiplerinin izlenmesi olarak değerlendirilir. [/tie_list]

    İlgili maddede işyeri hekimi, çalışanları işe girerken ve en geç mevzuatın belirlediği süreler içinde periyodik olarak muayene etmekle görevlendirmiştir. Bu muayeneler esnasında çalışanlarda bazı sağlık sorunları tespit edilebilir. Bu sorunların işyerinde, ilgili uzman hekimin görüşü almadan bir aile hekimi gibi tedavi planı oluşturmak, bazı olumsuz durumlara sebebiyet vereceği unutulmamalıdır. Hekim her ne kadar sanatının icrasında uzman ve kabiliyetli olsa da işyeri gibi kapalı bir ortamda hele ki hastalıkla ilgili uzman bir hekimden ikincil bir görüş almadan çalışanın tedavi sorumluluğunu üzerine alması günümüz Türkiye’sinde doğru kabul görmeyebilir.

    [box type=”shadow” align=”” class=”” width=””]İşyeri hekimlerinin tabi olduğu 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile İşyeri Hekimi ve diğer Sağlık Personelinin Görev, Yetki ve Sorumluluklarına dair Yönetmeliği dahil bu kanuna bağlı yönetmeliklerin hiç birinde “İşyeri Hekiminin çalışanlara tedavi uygulayabileceği / Reçete yazabileceği” BELİRTİLMEMİŞTİR! [/box]

    Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu yayınladığı Sağlık Uygulamaları Tebliği‘ne göre işyeri hekiminin yazdığı reçeteleri karşılamaktadır! Bu işyeri hekiminin reçete yazması gerektiği anlamına gelmemekle beraber Kurum’un işyeri hekimlerinin de reçete yazmasına müsaade ettiğini gösteriyor.

    Ancak burada da şöyle çelişkili bir durum var: 6331 sayılı İSG Kanunu, Sağlık gözetimi ile ilgili 15nci maddesi 4ncü fıkrası “sağlık gözetiminden doğan maliyet ve bu gözetimden kaynaklı her türlü ek maliyet işverence karşılanacağı”nı belirtmektedir. Yani, iş sağlığı uygulamaları kapsamında yapılan işe giriş ve periyodik muayeneler, sağlığı koruyucu ve geliştirici faaliyetler, rehberlik hizmetleri ve (demek ki yapılıyorsa) ayaktan teşhis ve tedavi hizmeti gibi sağlık gözetim işlerinden kaynaklı masraflar (buna reçeteler de dahil oluyor) işveren tarafından ödenmesi gerekirken, Kurum tarafından bir ödeme durumu doğuyor. [tie_list type=”lightbulb”]

    İşyeri Hekiminin Reçete Yazarken Dikkat Etmesi Gereken Hususlar

    • Reçete yazmak zorunda değilsiniz, mevzuatta böyle bir görev tanımı yok. Ancak iş sözleşmenizde böyle bir hizmet vermeyi kabul ettiyseniz işyeri hekimliğine ek olarak hekimlik sıfatınızı kullanarak reçete yazabilirsiniz.
    • Sadece İSG Katip üzerinden atanmış olduğunuz işyerindeki çalışanlara reçete yazabilirsiniz.
    • İşverene reçete yazamazsınız. (Bağkur’lu)
    • Emeklilere reçete yazamazsınız. (Yazarsınız ama eczaneden ücretli alır ilaçlarını)
    • İSG Katip üzerinden atanmış olduğunuz işyerinde çalışan ancak atanmış olduğunuz işyeri NACE koduna tabi olmayan hiç kimseye aynı işi bile yapıyor olsa, taşeron da olsa reçete yazamazsınız.
    • İzinli, raporlu, görevli, uzaktan çalışan… vb. görmediğiniz hiç kimseye reçete yazmayın![/tie_list]

    Sık Sorulan Sorular

    İş yeri hekiminin yazdığı reçete eczaneden alınabilir mi?

    Evet. İşyeri hekimi tarafından reçete edilmesi halinde ilaçlar sözleşmeli eczanelerden temin edilir.

    İşyeri hekiminin yazdığı reçete kaç gün geçerli? 

    Reçetelerin geçerlilik süresi, yazıldığı tarihten itibaren genellikle 3 iş günü olarak kabul edilir.

    Raporlu ilaçlar işyeri hekimi tarafından yazılabilir mi?

    Raporlu ilaçlar eskisi gibi SGK tarafından karşılanmıyor. Ancak yapılan yeni düzenleme ile ilgili şöyle bir haber var:

    [toggle title=”Bazı raporlu ilaçları aile hekimleri yazabilecek” state=”close”]Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, raporlu kronik Hepatit B ve D, diyabet ve kardiyoloji ilaçlarının artık aile hekimlerince yazılabileceğini duyurdu. Bakan Işıkhan raporlu ilaç kullanan hastalar için yeni bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini söyledi.

    2 milyon raporlu ilaç kullanan vatandaşın bu düzenlemeden faydalanabileceğini vurgulayan Işıkhan, “Bildiğiniz üzere vatandaşlarımız, raporlu ilaçlarının bir kısmını reçete ettirebilmek için hastanelere gitmek ve ilgili doktordan yazdırmak durumundalar. Hastanelerdeki yoğunluğu azaltmak, raporlu hastalarımızın işini kolaylaştırmak için aile hekimlerinin reçete edebildiği ilaçların sayısını artıran yeni bir düzenleme yapıyoruz” dedi. “Yaklaşık 2 milyon vatandaşımızın faydalanabilecek”

    Bu kapsamda aile hekimlerinin reçete edebildiği ilaçlara yeni düzenleme ile eklenen ilaçların hangi hastalıkların tedavisinde kullanıldığını ifade eden Işıkhan, sözlerine şöyle devam etti: “Yaklaşık 2 milyon vatandaşımızın faydalanabileceği; kronik Hepatit B ve D tedavisinde, Diyabet tedavisinde; kardiyoloji alanında kullanılan ilaçların, ilgili sağlık raporlu hastalarımızca Hastanelerde sıra beklemeden, aile hekimlerine giderek yazdırabilmelerinin önünü açıyoruz. Ayrıca mevcut durumda hekimler tarafından en fazla 3 aylık ilaç reçete edilebiliyorken yeni düzenlemeyle raporu düzenleyen hekim tarafından 1 yıla kadar reçete edilebilecek ve hastalarımız tekrar hekime başvurmaya gerek kalmadan ilaçlarını bu süre zarfında 3er aylık dozda sözleşmeli eczanelerden temin edebilecekler.”

    Kaynak: TRT Haber / 17.05.2024 12:51 [/toggle]

    İşyeri hekimleri reçete yazabilir. Yetkileri vardır ancak görevleri değildir! Yazıp yazmama takdiri işyeri hekiminin kendisindedir!