Blog

  • Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Tarihi

    İş sağlığı ve iş güvenliği alanına yönelik ilk düzenleme, 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi olmuştur. Bu nizamname, dönemin padişahının onayından geçmemekle birlikte Ereğli Kömür Havzası’nda uygulanmıştır. Yaklaşık 100’e yakın maddeden oluşan Nizamname, gündelik çalışma süresini 10 saat olarak belirlemiş; işçilere çalışma sürelerinin dışında dinlenme süreleri verilmesi, işçilere yatacak yer sağlanması, işçi ücretlerinin öncelikli olarak ödenmesi ve işe hazır beklemeyen işçilere çalıştırılmasalar dahi ücret ödenmesi gibi başlıkları düzenlemiştir. Aynı zamanda Nizamname, işçilerin önemsiz olarak adlandırılacak hastalıklarının madenlerde yer alacak doktorlar tarafından tedavi edilmesi, ağır hastalıklar meydana geldiğinde ise; işçilerin evlerine gönderilmesi gerektiğini de düzenlemiştir. Hastalık kavramı, iş sözleşmesinin sona ermesinin nedeni olarak değerlendirilirken, diğer taraftan iş kazalarından pek söz edilmemiş ve bunlar karşısında ne tip önlemler alınması gerekliliği üzerinde durulmamıştır. Dolayısıyla, Dilaver Paşa Nizamnamesi içerisinde, denetim düzeneği ortaya konulmadığı için, işçiler açısından olumlu görülebilecek birtakım düzenlemeler de gerektiği şekilde uygulanamamıştır.

    1869 tarihinde yürürlüğe giren Maadin Nizamnamesi ile birlikte, iş güvenliğine dair kurallara daha fazla yer verilmiş, madenlerde angarya çalıştırma sistemi tümüyle ortadan kaldırılmış, madenlerde
    yer alan mühendislere kazaların önlenmesi adına gerekli önlemleri alma ve bu amaca yönelik olarak ihtiyaç duyulan malzemeleri idareden talep etme hakkı verilmiş, kazaların mevcut idareye bildirilmesi, madenlerde doktor ve eczane bulundurulması, iş kazasına uğrayan işçilere ve ailelerine işveren tarafından tazminat ödenmesi, iş kazasında kusuru bulunan işverenin para cezası ile cezalandırılması gibi birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Dolayısıyla Maadin Nizamnamesi ile birlikte iş sağlığı ve iş güvenliği alanında o günün koşullarına kıyasla oldukça önemli sayılabilecek düzenlemelerin yapıldığı söylenebilmektedir.

    Osmanlı Devleti’nin Batı tipi modernleşmesinin bir karşılığı olarak ortaya çıkan ve 1876 yılında tamamlanarak yürürlüğe giren ilk medeni kanun olan Mecelle’de, iş sağlığı ve iş güvenliği alanına yönelik olarak işçinin, işverenin kusuruyla zarara uğraması halinde işverene bu zararın tazmin yükümlülüğü getirilmiş; diğer taraftan, ücretlerin ayni olarak ödenmesi yasaklanmış, günlük çalışma süresinin gün doğumundan batımına kadar uzatılabileceği ve işçinin çalışmaya hazır halde bulunması durumunda ücrete hak kazanacağına dair hükümler düzenlenmiştir.

    Cumhuriyet Dönemi

    Türkiye’de sanayileşmeye dair temel atılımların, Cumhuriyet döneminde başlamış olmasıyla da bağlantılı olarak; iş sağlığı ve iş güvenliğine dair düzenlemelerin asıl bu dönemde yoğunlaştığını söyleyebilmek mümkündür.

    10.09.1921 tarihli ve 151 sayılı Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amalesinin Hukukuna Müteallik Kanun ile birlikte madenlerde 18 yaşından küçük olanların çalıştırılması yasaklanmış, gündelik çalışma süresi 8 saatle sınırlandırılmış, 8 saatten fazla çalışılması durumunda iki kat fazla ücret ödenmesi ve bu çalışmanın tarafların rızasıyla gerçekleştirilmesi hususları düzenlenmiştir.

    Bu kanuna göre; maden işleten işverenler, hastalanan ya da kazaya uğrayan işçileri tedavi ettirmek ve madenin etrafında hastane, eczane ve hekim bulundurmak zorundadırlar. İş kazasından kaynaklı olarak meydana gelen ölümlerde, ölenlerin vasileri işverene karşı tazminat davası açabilmekte aynı zamanda kazalara neden olan işverenler hakkında da cezai yaptırımlar talep edebilmektedir. Sağlık ve güvenlik koşullarını sağlamayan maden işletmelerinin ise; ruhsatname ve imtiyazları feshedilebilecektir.

    1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi içerisinde işçilerin haklarının korunmasına yönelik birtakım kararlar alınmış, 1924 tarihli ve 394 sayılı Hafta Tatili Kanunu, 1925 tarihli ve 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. 1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunuyla birlikte; ilgili kanunun onuncu babı; hizmet akdi madde 332’de iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik hükümler yer almış ve bu maddede; işverenin, işçinin uğrayabileceği tehlikeler karşısında lüzumlu tedbirleri alması gerektiği, aksi takdirde işverenin uğranılan zararları tazmin edeceği hükme bağlanmıştır

    1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’yla birlikte; çalışma hayatı içerisinde yer alan kadın ve çocukların korunması, en az 50 işçi çalıştıran işyerleri içerisinde hekim bulundurma zorunluluğu, belirli büyüklüğe sahip işyerlerinde revir ya da hastane kurulması yükümlülüğüne yönelik hükümler bulunmaktadır. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda madde 173-180 arasında iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik ilgili hükümler yer almaktadır. Bu hükümler, 12 yaşından küçük çocukların, fabrika ve imalathanelerde çalıştırılmasının yasaklanması; 12 – 16 yaş arasındaki çocukların saat yirmiden sonra gece çalışmalarının yasaklanması; gece hizmetleriyle yer altında gerçekleştirilmesi gereken işlerde 24 saatlik süreçte 8 saatten fazla devamın yasaklanması; kahve, gazino vb. yerlerde 18 yaşından küçük çocukların istihdamının yasaklanması; hamile kadınların doğum sürecinden önceki 3 ay boyunca ağır hizmetlerde yer almasının yasaklanması ve doğum yapan kadınlara ilk 6 aylık süre zarfında mesai saatlerinde yarımşar saatlik emzirme izni verilmesidir.

    Günümüzdeki Düzenlemeler

    1936 tarihli ve 3008 sayılı İş Kanunu, Türkiye’de çalışma hayatını düzenlemek amacıyla meydana getirilen ilk iş kanunu olarak, iş sağlığı ve iş güvenliği alanında da düzenlemelerde bulunmuştur ve kanunun uygulanması için çok sayıda tüzük meydana getirilmiştir. 1945 tarihli ve 4763 sayılı Kanun
    ile birlikte Çalışma Bakanlığı kurulmuş, 1946 yılında ise; Çalışma Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun çıkarılmıştır. 1945 yılında 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu ve 4772 sayılı İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu yürürlüğe girmiştir. Sonraki süreçte diğer sigorta kollarına yönelik düzenlemeler yapılarak, dağınık halde bulunan sosyal sigorta uygulamalarını tek bir çatı altına alabilmek amacıyla 1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu yürürlüğe girmiştir. (Bu kanun çalışma ilişkilerinin niteliğiyle bağlantılı olarak farklı sosyal güvenlik kanunlarına tabi olanları kapsayacak şekilde 2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olarak şekillendirilmiş ve 2008 yılında kademeli olarak yürürlüğe girmiştir.)

    Yine 1964 tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişliği Örgütü, daha sonrasında ise; İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi (İSGÜM) kurulmuştur.

    1967 yılında çıkarılan 931 sayılı İş Yasası Anayasa Mahkemesi tarafından usul yönünden bozulmuş ve hiçbir değişiklik yapılmaksızın 1971 tarihli ve 1475 sayılı yeni bir İş Kanunu olarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili maddeleri 5. Bölümdeki madde 73 – 82 arasında yer almıştır.

    İş sağlığı ve iş güvenliği yönünden çağdaş yaklaşım meydana getiren 73. maddesi ile işveren, işçinin sağlık ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli olanı yapmak ve bu hususa ait şartları sağlamak ve gerekli araçları noksansız bulundurmakla yükümlü kılınmıştır. İşçilerinde bu konuya ilişkin usul ve şartlara uymak zorunda oldukları belirtilmiştir. Yine bu yasa kapsamında işyeri hekimi ve işyeri güvenlik elemanı istihdamı zorunluluğu getirilmiştir.

    Avrupa Birliği’ne uyum sürecinin de etkileriyle 2003 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu kabul edilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’na dayalı olarak iş sağlığı ve iş güvenliği alanında pek çok yönetmelik çıkarılmıştır.

    Son olarak; 29 Haziran 2012 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun çıkarılarak 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren uygulamaya konması ve akabinde yönetmeliklerinin çıkarılmasıyla ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı modern hükümlerle donatılmış bulunmaktadır. Ancak, uygulamada daha fazla mesafenin kat edilmesi gerekmektedir.

  • Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Profili

    Her yıl işle ilgili kaza ve hastalıklar sonucunda 3,2 milyondan fazla kişi hayatını kaybetmektedir. Ayrıca her yıl 160 milyon yeni meslek hastalığı vakası ile 300 milyon ölümcül olmayan iş kazası meydana gelmektedir. İşle ilgili hastalık ve ölümlerin yarattığı ekonomik yük ile verimlilik kaybı küresel GSYH’nin %4’ünü teşkil etmektedir. Bu nedenle, güvenli ve sağlıklı bir iş ortamının sağlanması ve teşvik edilmesi bir öncelik olmalıdır.

    2006 yılında onaylanan ILO’nun 187 numaralı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi (orijinali), Türkiye için 16 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmeyi müteakip 197 No’lu Tavsiye Kararı alınmıştır. Bu karara göre, üye devletler iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı temin etmeye yönelik ilerlemeleri özetleyen bir ulusal profil hazırlamalı ve düzenli olarak bu durumu güncellemelidirler.

    Bu direktifler doğrultusunda üç taraflı (tripartite) bir yaklaşım benimsenerek Ulusal İSG Profili hazırlanmıştır. Profil, hazırlanırken çalışma yaşamının paydaşları olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile diğer ilgili bakanlıklar; işçi ve işveren örgütleri ile diğer ilgili devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile iletişim halinde bulunmuşlardır.

    Ulusal İSG Profili

    • Profilde yer bulan kurumlar ve insan kaynakları; ülkedeki yasal dayanak ve politikaları, denetim ve uygulama mekanizmalarını ve iş sağlığı ve güvenliği altyapısını içermektedir.
    • Ülkenin iş sağlığı ve güvenliği alanındaki çeşitli aktörlerinin faaliyetleri, aralarındaki iletişim ve işbirliği ile politika gözden geçirme mekanizmaları açıklanmıştır.
    • Sağlıkla ilgili ve demografik genel veriler; iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunumu; profesyonellere ve toplumun farklı kesimlerine yönelik iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri ile iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin ana göstergelerin istatistikleri özetlenmiştir.

    Profilin ülkede daha güvenli ve sağlıklı bir çalışma ortamının geliştirilmesine yardımcı olacak öncü belge
    ve iş sağlığı ve güvenliği alanındaki tartışmalarda bir dayanak olarak işlev görmesi beklenmektedir.

    Bu profil, ILO Türkiye Ofisi tarafından yürütülen İSG Teknik Yardım Programı’nın bir parçası olarak ILO tarafından finanse edilmiştir. Bu çalışma ILO, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İSG Genel Müdürlüğü,
    sosyal taraflar ve diğer paydaşların işbirliğiyle Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Enstitüsü’nden Profesör
    Dr. Nazmi Bilir tarafından hazırlanmış ve üç taraflı katılımla tahkik edilmiştir.

  • Çalışma Öyküsü

    İşyeri hekimleri için meslek hastalıklarının sorgulanması, Çalışanın hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirirken sorgulanması gerekenler, meslek hastalıklarında dikkat edilmesi gereken noktalar, çalışma öyküsü nasıl alınır?

    Meslek Hastalığının tanısının konması için gerekli şartların sağlanması için iş ile hastalık arasında bağın değerlendirilmesi ve ortaya konması gerekir. Bunun için ilk yapılması gereken klinik değerlendirmedir. Klinik değerlendirme çalışma öyküsünün alınmasıyla başlar.

    Çalışanın Çalışma Öyküsü, Meslek Hastalığı Tanısında Çok Önemlidir!

    Çalışma Öyküsü Neleri İçermektedir?

    Bütün İşlerin Tanımlanması

    Hastanın bugüne kadar çalıştığı bütün işlerin öğrenilmesi gerekir. Çalıştığı işyerlerinde yaptığı asıl işler ve maruziyet miktarı öğrenilmelidir. Çalıştığı işyerlerinde ne tür koruyucu önlemler alındığı ve hangi kimyasallarla çalışıldığı araştırılmalıdır.

    Bu hikayeyi alırken aktif olarak çalıştığı yerle sınırlı kalmamak gerekir. Önceki çalıştığı yerler de aynı şekilde sorgulanarak hastalığın daha önceki yerlerden de kaynaklanmış olması ihtimali değerlendirilmelidir.

    Belirtilerin Zamanla İlişkisi

    Çalışmanın yapıldığı dönemlere ve çalışma temposuna bağlı olarak hastalık belirtilerindeki artış ve azalış takip edilmelidir. Hastanın şikâyetlerinin mesai saatlerine göre farklılık gösterip göstermediği takip edilmelidir.

    Bazı hastalıklar zaman içinde sinsice kendini gösterdikleri için dikkatli olunmalı. Burada hasta hekim iletişim becerisi çok önemlidir. Çalışan asıl maruziyet etkeninden çok karşısındakini öncelikli olarak hekim olarak gördüğünden sürekli şikayetlerinden bahsediyor olabilir.

    Benzer Belirtilerin Başka İşçilerde Gözlemlenmesi

    Hastada görülen belirtilerin, kendisiyle aynı ortamda çalışan işçilerde de görülmesi hastalık-meslek ilişkisinin kurulması açısından önemlidir. Çalışanlar arasında tanısı konmamış ama şikayet seviyesinde kalmış yakınmalarında hastalık olarak değerlendirilebilecğini atlamamak gerekir.

    İş dışı etkenlerin varlığı

    Kişinin çalıştığı iş dışında yaptığı diğer faaliyetleri meslek hastalığı üzerinde etkili olabilir. Bazı hobiler ve alkol, sigara alışkanlıklarının da çalışma ortamındaki maruziyetlerin kişi üzerindeki etkisinin daha fazla ortaya çıkmasına sebep olabilir.

    Bireysel özellikler ve çevresel faktörlerinde sağlık üzerine olumsuz etkileri değerlendirilerek tetkikler yönlendirilebilir.

    Kapsamlı bir hikaye hekimi bir daldan diğer dala sürüklese de amaç mevcut rahatsızlığa çalışanın işin niteliğinden veya yürütümünden kaynaklı neyin sebep olduğunu ortaya koymak olmalıdır. Her rahatsızlık meslek hastalığı olmaya da bilir. Çalışanı mağdur etmeden mevcut rahatsızlığın işten kaynaklandığını gösteren ip uçlarını yakalayarak tetkik ve tedavinin yönlendirilmesi gerekir.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM

    Eklendiği Tarih: 28.02.2018
    Güncelleme Tarihi: 28.02.2018

  • Meslek Hastalığı

    Meslek hastalığı nedir? Hangi hastalıklar meslek hastalığıdır? Benim hastalığım bir meslek hastalığı mıdır? Meslek hastalığı olması için ne olması gerekir? Meslek hastalığı neleri kapsar?

    Bu yazı, meslek hastalığının ne olduğunu ve hangi hastalıkların bu kapsamda değerledirilmesi gerektiğini belirlemek için kaleme alınmıştır. Eğer bir meslek hastalığı şüpheniz varsa ve ne yapmanız gerektiğini öğrenmek istiyorsanız:

    Meslek Hastalığı tanı süreci yazımızı okuyunuz.

    Meslek Hastalığı nedir?

    Meslek hastalığı, İş Sağlığı ve Güvenliği (ISG) ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) mevzuatında ayrı ayrı tanımlanmıştır:

    6331 sayılı İSG Kanununda: “Meslek hastalığı: Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı” (Madde 3/L)

    5510 sayılı SGK Kanununda:

    “Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.”

    şeklinde tanımlanmış olup, tanım olarak SGK’nın tanımı daha kabul görmektedir. Çünkü bu tanım çerçevesinde değerlendirilecek olan bir meslek hastalığı ancak herhangi bir tazminatı hakketmektedir. Bu tanıma uymuyorsa herhangi bir engelllilik ve hak mahrumiyetine uğraması durumunda mağdur, SGK veya Devletten ne yazık ki bir şey talep edemez.

    SGK Kanunundaki tanım göre Meslek Hastalığı

    Çalışan yaptığı işten kaynaklanan herhangi bir sebeple hasta olursa bu meslek hastalığı dır.

    Meslek hastalığı geçici veya sürekli/kalıcı bir özür (maluliyet) durumu yaratabilir. Bu özür durumu bedensel olabileceği gibi çalışanın ruh sağlığını da bozmuş olabilir. Psikiyatrik hastalıklarda meslek hastalığı olabilir anlamına geliyor.

    Diğer taraftan bu tanımın en önemli ifadesi bu mağduriyete uğrayan kişinin herhangi bir hak talep edebilmesi için SİGORTALI olarak çalışıyor olması gerekiyor. Yani çalışanın işyeri/işveren tarafından primlerinin yatırılıyor olması gerekiyor. Eğer çalışan sigortalı değilse meslek hastalığı teşhisi alamaz ve hastalığı yüzünden çalışamadığı günler için SGK’dan herhangi bir geri ödeme de talep edemez.

    O yüzden çalışanlar olarak mutlaka çalıştığımız yerde SGK’ya kaydolarak çalışmamız gerekir. İşveren tarafından SGK’ya kayıt olduğumuz söylenmiş olsa bile maaşımızla beraber her ay SGK’ya primimizin bize söylendiği miktarda yatırıldığını da takip etmemiz gerekir. Bu takibi, SGK Müdürlüklerine şahsen başvurarak veya internette eDevlet uygulaması üzerinden takip edebilirsiniz.

    Türkiye’de Meslek Hastalıkları Sınıflandırması

    Türkiye’de meslek hastalıkları listesi “Sosyal Sigortalar Kanunu Sağlık İşlemleri Tüzüğü” ekinde yer almaktadır. Meslek hastalıkları listesi; hastalıklar ve belirtileri, yükümlülük süresi hastalık tehlikesi olan başlıca işler olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.

    İlgili mevzuatta meslek hastalıkları ile ilgili sınıflandırmalar etkene göre yapılan sınıflandırma ve organa göre yapılan sınıflandırmanın kombinasyonu olacak şekilde 5 ana grupta toplanmıştır.

    Sık Görülen Meslek Hastalıkları

    Bu bölümde meslek hastalıklarının hepsini değil, daha sıklıkla gördüklerimizi paylaşacağım. Sadece hastalık isimlerini verdiğim bu konuyu ilerde daha da detaylandırmayı düşünüyorum.

    Mesleki Kan Hastalıkları:

    Lösemi, malign lenfoma ve çoklu miyeloma mesleki kan hastalıklarına örnektir. Lenfoma, lenfatik sistemi etkileyen bir grup kanserin genel adıdır. İki büyük lenfoma tipi Hodgkin lenfoma ve non-Hodgkin lenfomadır. Hodgkin lenfomanın birçok formu yüksek oranda tedavi edilebilir.

    Mesleki Kanserler:

    Mesleki Dolaşım Sistemi Hastalıkları:

    Koroner arter hastalığı, iltihaplı hastalıklar, kalp ritim bozukluğu, miyokardiyopati, hipertansiyon, aterosklerotik değişimler, fonksiyonel dolaşım bozuklukları, varisler

    Mesleki Sindirim Sistemi Hastalıkları

    Mesleki Psikolojik Hastalıklar:

    Mesleki Psikolojik hastalıklar Türkiye Meslek Hastalıkları listesinde yer almamaktadır.

    İlk olarak Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 2010 Güncel Meslek Hastalıkları Listesinde Zihinsel ve davranışsal bozukluklar olarak yer almıştır. Zihinsel ve Davranışsal Bozukluklar Mobbing (Psikolojik Taciz) kavramı üzerinden ele alınmıştır.

    Mesleki Kas-İskelet Sistemi Hastalıkları:

    Karpal tunel sendrom: Taşlama, zımparalama, cilalama, montaj, müzik aletleri çalma, cerrahi, paketleme, temizlik
    işleri, yer döşeme, tuğla kesim, çekiç kullanma, el yıkama veya ovma

    Lateral Epikondilit, tenisçi dirseği: Tenis, bovling, oynama, çekiç, tornavida kullanma, küçük parça montajı, et kesme,
    müzik aletleri çalma

    Boyun gerilmesi sendromu: Yük taşıma, montaj, paketleme

    Pronator teres sendromu: Lehimleme, cilalama, taşlama, parlatma, kumlama

    Radiyal tunel sendromu: El aletleri kullanımı

    Omuz tendiniti, rotator kılıf sendromu: Zımbalama, tavan montajı, tavan kaynağı, tavan boyama, oto tamiri, paketleme, depolama, inşaat, postacılık

    Tetikçi parmağı: El aletleri kullanırken elle yapılamayan işlerin sürekli işaret parmağıyla yapılması

    Guyon tuneli sendromu: Müzik aletleri çalma, marangozluk, tuğla örme, çekiç kullanma

    Beyaz parmak sendromu: Zincir testere, havalı çekiç, titreşimli aletler, kumlama, püskürtme; özellikle soğuk ortam

    Dirsek tendiniti: Zımbalama, montaj, kablolama, paketleme, pense kullanma

    DeQuervain Tenosinovit sendromu: Polisaj, parlatma, kumlama, taşlama, baskı işleri, cerrahi, vidalama, sıkma, testere, pense kullanma

    Bel ağrısı

    Mesleki Sinir Sistemi Hastalıkları

    Mesleki Üriner Sistemi Hastalıkları

    Mesleki Solunum Sistemi Hastalıkları

    • İnorganik tozların neden olduğu hastalıklar
      • Asbestosis (Asbestoz)
      • Silikosis (Slikoz)
      • Kömür Tozu Hastalığı
      • Siderosiz
    • Organik tozların neden olduğu hastalıklar
      • Bisinozis
    • Sık Görülen Diğer Mesleki Akciğer Hastalıkları
      • Akciğer Kanseri
      • Mesleki Astım
      • Ağır metal Hastalıkları
      • Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)

    Mesleki İşitme Kayıpları:

    Dış kulak ve orta kulakla ilgili hastalıklar genel olarak iletim tipi işitme kaybı yaparken, iç kulak, işitme siniri ve beyinle ilgili hastalıklar ve gürültü maruziyeti sensörinöral tip işitme kaybı yaparlar. Eğer işitme yollarının sadece bir yerinde değil birden fazla bölgesinde hastalık varsa mikst (karışık) tip işitme kaybı ortaya çıkar.

    Gürültü (80 dB üzeri) sonrası işitme kayıpları için yükümlülük süresi 6 aydır.

    Mesleki Cilt Hastalıkları

    Cilt hastalıklarının % 90’nı kontakt dermatitlerdir. Kontakt Dermatitlerin % 80’ i irritan kontak dermatit, % 20’si
    alerjik kontak dermatitlerdir. Deformasyonlar en sık “el”’de görülmektedir.

    Deri Kanserleri: Deri kanserleri için yükümlülük süresi 5 yıl, kanserleşmeyen deri hastalıkları için yükümlülük süresi 2 aydır.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM

    Yazı Eklendi: 27.02.2018
    Güncelleme: 27.02.2018

  • Yeni İşyeri Hekimi olarak Başlayanlara Yol haritası

    İşyeri hekimi olarak çalışabilmek tıp fakültesi mezunu bir hekim olarak yetkilendirilmiş kurslardan eğitim almak ve ÖSYM’nin belirli tarihlerde yapmış olduğu İşyeri Hekimliği Sınavını geçmiş olmak gerekir. ÇSGB tarafından sertifikanızın İSG Katip üzerinden onaylanması ile artık işyeri hekimliği yapabilirsiniz.

    İşyeri hekimi, diğer hekim gruplarından farklı olarak biraz daha fazla mevzuat bilip takip etmeleri gerekir. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı olacağı için burada işyeri hekimliğine yeni başlayan meslektaşlarımız için Dr. Engin ÇAPAR tarafından paylaşılan temel bazı konularda bilgilendirme yapacağız.

    Katkı sağlamak isteyen arkadaşlarımız bizlere yorum ileterek veya bu sayfadan direk ulaşabilirler. Ayrıca işyeri hekimleri sosyal ağlarımıza katılabilirsiniz:

    Sözleşme İmzalama:

    İş yeri ya da osgb ile sözleşme imzalanması gerekmektedir, öncelikle birlikte çalışmaya yönelik olarak yazılı olacak şekilde iş sözleşmesi yapılacaktır, yine paralel olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde İSG KATİP üzerinden sözleşme yapılması gerekmektedir ki sistem sizi görebilsin.

    OSGB ile sözleşme imzalandıktan sonra (osgb ile çalışacağınız saat kadar sözleşme imzalanır) osgb kendisinin anlaşma yaptığı iş yerlerine sizi dışa görevlendirme yapar ve bunu isg katip üzerinde gösterir, sizinde girip isg katip üzerinden bu dışa görevlendirmeyi onaylamanız gerekebilir.

    Her iki şekilde de isg katip üzerinden bu sözleşmelerin çıktıları alınmalı ve saklanmalıdır.Yine dışa görevlendirme yapıldığında işyeri ile yapılacak sözleşeme örneğini çıktı yaparak imzalayın, işveren yada vekiline imzalatın ve işyerinde isg dosyası içinde muhafaza ediniz.

     

    İlk kez gittiğiniz iş yerinde:

    • Çalışan listesini isteyin. (SGK numarasına bağlı çalışan listesi)
    • Lokasyonda daha önce iş yeri hekimi var ise sağlık dosyaları var mı bakın, işe giriş ve periyodik muayeneler tam olarak yapılmış mı kontrol edin, Eksik işe giriş var ise yapınız, eksik periyodik muayeneleri var ise aşağıdaki şekilde muayenelerini tamamlayın
      • Az tehlikeli iş yerlerinde 5 yılda 1
      • tehlikeli iş yerlerinde 3 yılda 1
      • Çok tehlikeli iş yerlerinde yılda 1
    • Eksik periyodik muayeneler var ise mevcut form üzerinden muayeneyi tamamlaMAyınız, yeni EK-2 İşe Giriş/Periyodik (İG/P) Muayene Formu doldurarak devam ediniz.
    • İlk kez devir almışsanız ve muayeneleri varsa dahi en sağlamı işyeri hekimi olarak en acil ve süresi yakın olandan başlayarak iş yerine gittikçe muayenelerini yenilemektir. Böylece çalışan işçilerin durumlarına, varsa problemlerine hakim olur,tanımış olursunuz.
    • İşyerinin tehlike sınıfına, iş koluna, işçinin yaptığı işin niteliğine göre gerekli olan testler yapılmış mı? Bunu dosyalarından kontrol edin.
    • İşyerinde özel politika gerektiren çalışan var mı bakın, Gebe,18 yaş altı genç işçi,kronik hastalıkları olan işçiler,daha önce iş kazası geçirmiş olanlar,meslek hastalığı teşhisi almış kişiler vs, bunları hastalıklarına ve durumlarına göre belli periyotlarla (aylık, 3 aylık, 6 aylık) kontrol edin ve her kontrolünüzü mutlaka kayıt altına alın ve dosyasında muhafaza edin.
    • işyerinde yaptığınız her işlemi protokol defterine kayıt ediniz.
    • ilk fırsatta iş yerini geziniz, çalışanların görevli oldukları istasyonlara bakınız,ortamı kendi gözlerinizle müşaade ediniz,ortamda var olan tehlike ve riskleri daha net tespit edebilirsiniz bu şekilde.
    • İşyerinde çalışan işçilere, mevzuatta işçilere verilmesi gereken eğitimlerden, işyeri hekimine düşen eğitimler verilmiş mi kontrol edin. Eğitim süreleri geçmiş ise aşağıdaki sürelere göre eğitim planlanır.
      • Çok tehlikeli işyerlerinde yılda bir
      • Tehlikeli iş yerlrinde iki yılda bir
      • Az tehlikeli iş yerlerinde üç yılda bir

    6331 sayılı kanun madde 7 ve Çalışanların eğitimlerini usul ve esasları hakkında yönetmelik ek -1 inde eğitim konuları yer almaktadır.
    Eğitimler yapılmadan önce ve yapıldıktan sonra olarak değerlendirme sınavları yapılır, liste halinde çalışanların öncesi ve sonrası aldıkları notlar kayıt altına alınır
    Ayrıca eğitime katılan personele ait eğitim katılım formu düzenlenir, bu forma eğitime katılan personelin adı soyadı imzası alınır.

    • Yıllık çalışma planı oluştur,buna göre periyodik muayeneler,eğitimler,tetkikler,risk analizi, ortam ölçümleri vs iş yerinde yapılması gereken işlemler ile ilgili olarak bunların zaman çizelgesini oluştur,çıktı al,işveren/ işveren temsilcisi/ iş güvenliği uzmanı ile imza altına al.. (Bunu çoğunlukla iş güvenliği uzmanı olan yerlerde isg uzmanı hazırlıyor,ama kontrol edelim.)
    • İşyerinde risk analizi yapılmış mı, yapılmış ise kontrol edelim, işyeri hekimliği açısından önerilerimiz var ise bunu belirtelim.
    • İşyerinde acil durum planı yapılmış mı? Acil durumlarda yapılacaklar,görevlendirmeler belirlenmiş mi? Kontrol edilmeli,öneriler var ise yapılmalıdır.
    • İş yerinde ilk yardım sertifikalı personel var mı?
      • Çok tehlikeli iş yerlerinde 10 kişi de 1
      • Tehlikeli iş yerlerinde 15 kişi de 1
      • Az tehlikeli iş yerlerinde 20 çalışanda 1 olacak şekilde ilk yardım sertifikalı personel olmalıdır.
        Bu personeller var ve sayıları uygun ise sertifika örneklerini alarak dosya da muhafaza edelim.
    • Öneri tespit defteri olup olmadığını mutlaka kontrol edelim,özellikle öneri tespit defteri bağlı olunan ÇSGB Müdürlüğü ya da noterden onaylanmış olmalıdır.
    • İş yerinde ortam ölçümleri yapılmış mı kontrol ediniz, fiziksel (termal konfor, gürültü, titreşim), kimyasal (solventler), biyolojik riskler gibi işin özelliğine göre yapılacak ortam ölçümleri isg uzmanı ile birlikte planlanmalıdır, yapılmamış ise yaptırılması istenmelidir.

    SORU, ÖNERİ VE ELEŞTİRİLERİNİZİ GÖNDERİ ALTINA YAZINIZ LÜTFEN.

    Dr. Engin ÇAPAR
    İşyeri Hekimi
    Eklenme Tarihi: 11/02/2018
    Güncelleme Tarihi: 11/02/2018

  • Plaza Çalışanları İçin Tehlike

    Plaza ve kapalı ofis ortamlarında çalışanlar, hareketin ve D vitamininin kemik sağlığı ve kas gücünü doğrudan etkilediğini ve yoğun iş yaşamı ile birlikte hareketsizlikten dolayı yeterince rahatlayamayan ve stres yükünü dağıtamayan bir kesimdir.

    Çağımızın en önemli sorunlarından biri de stres ve stresle mücadeledeki yetersizliklerdir. Yoğun iş yaşamı ile birlikte insanların kendilerine ayırdıkları zamanın giderek azalması, beraberinde yeterince rahatlayamayan ve stres yükünü dağıtamayan bir insan grubunun oluşmasına neden olmuştur.

    Plaza ve kapalı ofis ortamlarında hareketsiz çalışmak, karanlık saatlerde işe gidip gelerek güneş görememek kas-iskelet ağrılarını ve D vitamini eksikliğini artırıyor.

    Eklem Ağrıları için:

    Ofiste çalışanların öncelikle ergonomik kurallara dikkat etmeleri şart. Oturma pozisyonu, bilgisayar başındaki boyun, omuz ve kol pozisyonu oldukça önemli. Aynı pozisyonda 30 dakikadan fazla kalınmamalı. Sık sık ayağa kalkılmalı ve ofis içi küçük bir turla hareket edilmeli. Ofiste yapılabilecek basit hareketlerden oluşan minik egzersiz programları çok yardımcı olabilir. Ofiste kullanılan masa, sandalye ve bilgisayar ekipmanları ergonomik olmalı.

    D vitamini eksikliği için:

    Yapılan araştırmalar gösteriyor ki D vitamini eksikliği zihinsel performansı olumsuz etkiliyor ve günlük strese neden oluyor. Kapalı ortamlar güneş alımını da engellediği için çalışanların D vitamini eksikliği artıyor. Eğer beslenme ve güneşlenme yoluyla yeterli D vitamini alınamıyorsa D vitamini takviye yoluyla sağlanabilir. Özellikle yetişkinler için günde 1000 IU vitamin D3 takviyesi bu şikayetleri zamanla azaltabilir.

    D vitamini eksikliğini hissedenler mutlaka doktorlarına danışarak bu takviyeleri uygun dozlarda alabilir. Örneğin D vitamini beklenen değerin altındaysa günlük idame dozdan önce daha yoğun olarak tedavi amaçlı depo doz kullanılır ve daha sonra rutin takviyeye devam edilir.

    Stres için:

    Plaza ve ofis çalışanlarının kapalı ortam ve sürekli baskı altında çalışmadan kaynaklı oluşan stres problemleriyle baş edebilmesi için kişisel ve kurumsal olarak bir takım tedbirler almak gerekir. Çalışanın kendi başına stres ile mücadele edebilmesi için verdiğimiz eğitimlerimize katılın. Veya akupunktur ve biyoenerji uygulamalarımızı deneyebilirsiniz. Yoğun iş temposundan kendinize de vakit ayırın.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM

  • Doktor HIV’li hastaya Bakmayabilir Mi!!!

    Doktorların çalışmaktan kaçınma hakları var mı, doktor hivli hastaya müdahale etmeyebilir mi, doktorların hasta bakmama hakkı var mı, hivli hastaya bakmayan doktor, doktor çalışmaktan kaçınabilir mi, hekim hangi durumlarda çalışmaktan kaçınabilir…

    İSG Kanunu’nun 13ncü maddesi ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanların durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınması için işyerindeki İSG Kurulu‘na, kurul yoksa işverene (ya da işveren vekiline) başvurmasını öngörmektedir. Başvurulan makam Kurul ise kurul acilen toplanarak, (direk işverense işveren ‘derhal’ kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Nihayi karar, çalışana ve çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir.

    Kurul veya işverenin çalışanın talebi yönünde karar vermesi hâlinde çalışan, gerekli tedbirler alınıncaya kadar çalışmaktan kaçınabilir. Çalışanların çalışmaktan kaçındığı dönemdeki ücreti ile kanunlardan ve iş sözleşmesinden doğan diğer hakları saklıdır.

    Daha da Önemlisi

    Çalışanlar ciddi ve yakın tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda yukarıda anlatılan prosedüre uymak zorunda olmaksızın işyerini veya tehlikeli bölgeyi terk eder ve belirlenen güvenli yere giderler. Çalışanların bu hareketlerinden dolayı hakları kısıtlanamaz.

    İş sözleşmesiyle çalışanlar, talep etmelerine rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığı durumlarda, tabi oldukları kanun hükümlerine göre iş sözleşmelerini feshedebilir.

    Toplu sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu personeli, bu maddeye göre çalışmadığı dönemde fiilen çalışmış sayılır.

    Hekimin Çalışmaktan Kaçınma Hakkı

    Hekimlere mesleki hayatları boyunca karşılaşacakları kendi can güvenliklerini ve sağlıklarını tehlikeye sokacak durumlarda kanunun bu maddesi hükmünce çalışmaktan kaçınma hakkı verilmiştir.

    Bu kanun (6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu) Türkiye’de kamu veya özel sektör tüm çalışanları ilgilendirmektedir. (Kanun kapsamı dışında kalanlar) Dolayısıyla kapsam dışında kalmıyorsa madende çalışan işçisi de okuldaki öğretmeni de aynı kanun maddeleriyle hem korunmaktadır hem de sorumlu tutulmaktadır. Doktora farklı bir uygulama üretim sahasında çalışana farklı bir uygulama yapılamaz.

    Doktor Çalışmaktan Kaçınabilir mi

    Sadece doktorlar değil çalışan herkes kanunun bu maddesini hangi durumlar için nasıl kullanacağını bilmelidir. Hangi durumlar çalışan için ciddi ve yakın tehlike oluşturur…

    Bu sorunun cevabı risk değerlendirmesi ile ortaya konur. Bu değerlendirme neticesi işveren tarafından çalışmaya yeni başlayanlara mutlaka bildirilmelidir. Risk değerlendirmesinin yapılmadığı/atlandığı durumlarda ise çalışan kendi can güvenliğini ve sağlığını ciddi anlamda tehdit edecek durumlarda mutlaka bu hakkını kullanmalıdır.

    Doktora şiddetin önüne geçilemeyeceği durumlar veya doktorun sağlık yönünden akut veya kronik olarak hayati riske sokacak girişimler veya müdahalelerden kaçınması gerekebilir. Bu durum eğer bir risk değerlendirmesi ile tespit edilmemişse kişinin kendi başına kurula veya işverene (işveren vekiline) başvurması ile tespit edilmelidir. Yazılı olarak cevap alınmadan işe/operasyona devam edilmemelidir.

    HIV’li Hastaya Müdahale

    Bu ve benzeri haberlerle gündeme taşınan durumlarda hekim ilgili kanun maddesinden aldığı hak ile durumu tespit üzere hastane İSG Kurulu’na veya Başhekimliğe bilgi verecek. Bununla ilgili Kurul’un veya Başhekim’in yazılı kararını alacak.

    Doktor verilecek karar neticesinde kendi sağlığını koruyacak tedbirin alınması sağlanana kadar doğacak ciddi ve yakın tehlike ihtimaline karşı çalışmaktan kaçınmaya devam edebilir. İlgili maddenin 3ncü bendi gereği doktorun/sağlık çalışanının bu hareketinden dolayı hakkının kısıtlanamayacağı açık ve nettir.

    HIV Bulaşı İçin Alınması Gereken Tedbirler

    İSG Eğitimleri arasında da geçen Biyolojik Risk Etmenlerine Karşı Önlemler başlıklı eğitim konusundabu durum hakkında tüm çalışanlara bilgi verilir.

    Operasyona girerken virüsün kan ve salgıyla bulaşma riskini karşılayacak önlük, eldiven, maske ve gözlük gibi kişisel koruyucu donanımların sağlanmış olması gerekmektedir.

    İyi bir risk değerlendirmesi ve karşılaşılan vakaalarla oluşturulacak ramak kala formlarının düzenli takibi İSG çalışmalarını güçlendirecektir.

    Fatih Hakan ÇAM
    İşyeri Hekimi

    Yazı Ekleme: 03.01.2018
    Güncelleme: 03.01.2018

  • E-reçete ve E-imza için Yapılması Gerekenler

    Çalışanın elektronik reçete ve elektronik rapor bilgilerinin Medula sistemine kaydedilmesi amacıyla işyeri hekimlerinin ereçete uygulamasına entegrasyonu hedeflenmektedir. Bu nedenle yıl sonuna kadar işyeri hekimleri için de e-imza zorunluluğu getirilmiştir. (ilgili yazımıza bu sayfandan ulaşabilirsiniz.)

    E-reçete yazabilmek için şartlar

    Hekimin e-reçete yazabilmesi için

    1. Öncelikle doktor bilgi bankasına kayıtlı olması lazım. Doktor bilgi bankasına kayıtlı olup olmadığınızı bu sayfadan kontrol edin.
    2. İşyeri hekiminin reçete yazacağı işyerine İSG KATİP üzerinden atamasının yapılmış olması gerekir.
    3. Hekimin reçete yazabilmesi için işyerinde doktora internet bağlantısı yapılmış bilgisayar ile bu bilgisayarda e-imza kullanabileceği medulla bağlantılı yetkilendirilmiş bir uygulamanın temin edilmesi gerekmektedir.
    4. Bu programda kullanmak üzere e-imzası olması gerekir.

    E-imza Nedir?

    5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’na göre elektronik imza, aynen günlük hayatımızda kullandığımız ıslak imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahip bir uygulamadır. Ancak e-imzanızın hukuki geçerliliğinin olması için Telekomünikasyon Kurumu’na bildirimini yapmış ve BTK tarafından yetkilendirilmiş Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcı’lardan(ESHS) alınmış olması gerekmektedir.

    E-imzanızı, elektronik imza kullanımı gerektiren kamu projelerinde ve bireysel işlemlerinizde kullanabilirsiniz!!!

    E-imza için ESHS’a yıllık olarak bir bedel ödemelisiniz. Bedel ödendikten sonra firma sizin kimliğinizi doğrulayıp bilgilerinizi işleyecek ve size ait bilgilerin tanımlanmış olduğu bir USB stick/çubuğu verecek. Bu USB aygıtını kullanmak içinse bilgisayara tanımlama ve kurulum işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerekecektir. Firmalar tek bir fiyattan bu işi yapmaktadır.

    E-imza bir kez tanımlandıktan sonra bu programa uygun medulla bağlantılı yetkilendirilmiş bir uygulama ile ereçete yazılabilmektedir.

    Medulla Bağlantılı Yetkilendirilmiş İSG Uygulamaları

    E-imza tanımlatılarak kullanılan bir çok e-reçete uygulaması olmasına rağmen biz işyeri hekimleri için önemli olan programın İSG uyumlu da olmasıdır.

    İSG uygulamaları olan ve aynı zamanda Medulla Bağlantılı Yetkilendirilmiş uygulamalar bu noktada işimizi çok kolaylaştıracaktır. Eğer medulla bağlantılı bir İSG uygulaması imkanı sunulacak olursa E-imzamız ile reçete yazabileceğimiz gibi İSG faaliyetlerini de kayıt altına almış olabileceğiz.

    Öne Çıkan e-reçete İSG Uygulamaları

    Mevcutta zaten kullandığınız bir ISG programı varsa bir eklenti sayesinde e-reçete işlemi gerçekleştirilebilir. Reçete yazmak için USB aygıtını bilgisayara bağlayıp uygulama üzerinden reçeteyi yazmanız yeterlidir.

  • İşyeri Hekimi Yüksekte Çalışabilir Raporu Verirken?

    İşyeri hekiminin yüksekte çalışabilir raporu verebileceğini bir önceki yazımda bahsetmiştim. Bu yazımda işyeri hekiminin yüksekte çalışabilir raporu verirken göz önünde bulundurması gereken hususlara değineceğim. Bu konu mevzuatta net olmadığı için biraz sonra okuyacağınız satırlar; yüksekte çalışma yapılması açısından onay verilecek çalışanlar için, işin yürütümü esnasında muhtemel başına gelebilecek olumsuz bir durumda hekim olarak “kendimi nasıl korurum?” sorusuna cevap olarak sadece benim kendi şahsi görüşümü yansıtır. Hukuki bağlayıcılığı yoktur.

    Bu yazıda bahsettiğim üzere ne yazıkki mevzuatta “şu yükseklikte çalışanlar muayeneye tabi tutulur” diye bir ifade yoktur. Bunun yerine “yüksekte çalışacakların ayrıca işe giriş formunda yüksekte çalışabileceğine” dair belirten bir yazı/cümle yazılması istenmiştir.

    Kimler / Hangi işte Çalışanlar için Yüksekte Çalışabilir Raporu Vermek Gerekir?

    Yüksekliğin ne olduğu açıkça belirtilmediği için bu sorunun yanıta da net değildir. Ancak işyerinde yapılan işin şekli değerlendirilerek Risk Değerlendirmesi‘nde yüksekte çalışma için önlem alınması istenen işleri “yüksekte çalışma” olarak değerlendirerek, sadece bu işte çalışanlar için “yüksekte çalışabilir” ibaresi not düşülebilir.

    Ya da işveren tarafından talep edilen her çalışan için yüksekte çalışmıyor olsa bile “yüksekte çalışıp çalışmayacağı” ayrıca not düşülmelidir.

    Çalışanın yüksekte çalışıp çalışamayacağı EK-2 İşe Giriş ve Periyodik Muayene Formu‘nun son kısmındaki “Kanaat ve Sonuç” bölümünde 2nci madde’den sonra ayrıca belirtilir.

    Yüksekte Çalışabilir Demeden Önce

    İşyeri hekiminin tek başına kişinin yüksekte çalışıp çalışamayacağına karar vermesinin önünde hukuki bir engel yoktur. İşyeri hekimi tek başına çalışanın yüksekte çalışıp çalışamayacağına karar verebilir. İşyeri hekiminin verdiği karara işveren veya çalışan itiraz edebilir. Raporlara itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar kesindir. (6331 sayılı İSG Kanunu, Madde 15 Sağlık Gözetimi, 3ncü Bent)

    Ancak işyeri hekimi, bu kararı vermeden önce fiziki muayene yanında ek tetkik ve tahliller veya ilgili bir veya birkaç uzman görüşü talep edebilir. Bu kararlar işyeri hekiminin kendi insiyatifindedir. Aynı iş için bir hekim hiç bir tetkik istemeden “yüksekte çalışabilir raporu” verebilirken, bir diğeri yetkili bir sağlık hizmet sunucusundan “sağlık kurulu raporu” talep edebilir. Bu tamamen hekimin sorumluluğu ne kadar üstüne aldığı ile ilgili bir durumdur. İşveren tarafından işin maliyeti ön planda olsa da “Yüksekte Çalışabilir” ifadesi hekim açısından kritik bir değerlendirme süreci olduğu için iyi yönetilmesi gerekir. Öncelikle çalışanın can güvenliği ve sonrasında firmanın doğacak yaptırımlara karşı elinin güçlü kılıınması için hekim bu kararın sorumluluğunu dikkatlice alması/dağıtması ve yönetmesi gerekir.

    İşyeri Hekimi Tarafından Yapılması Gerekenler

    İşveren tarafından “yüksekte çalışabilir” ifadesi belirtilmesi istenen çalışanlar dışında kimseye ayrıca bu ifadenin eklenmemesi uygun olacaktır.

    Yüksekte çalışma raporu verilecek olan işin yerinde görüp incelenmesi gerekir. Eğer bu inceleme iş güvenliği uzmanı, işçi temsilcisi ve o işin sorumlu yetkilisi ile beraber yapılırsa daha sağlıklı olur. İnceleme esnasında bir risk değerlendirmesi yapılır. Eğer bir düşme sonucu yaralanma riski varsa bu değerlendirme mutlaka Risk Değerlendirme evrakına işlenmeli. Alınması gereken tedbirler kısmına “işyeri hekiminden yüksekte çalışabileceğine dair görüş alınmadan çalışma yaptırılmaması, yüksekte çalışma eğitiminin alınması” gerektiği eklenmeli/yazılmalıdır.

    İşyeri hekimi bu noktadan sonra yapılan işe göre “yüksekte çalışabilir raporu”nu nasıl vereceğine kendisi karar vermelidir. Benim önerim, yüksekte çalışma olarak yapılan işi ikiye ayırmak;

    1. Boy mesafesi veya 2 metreden daha yüksekte yapılmayan çalışmalar ile günde yarım saatten fazla yapılmayan 2 m.den daha yüksekte yapılan çalışmalar.
    2. Günde 2 metre yükseklikte yarım saatten fazla uzun süren çalışmalar

    1nci madde içinde tariflenen çalışmalar için öngörülen tetkikler istendikten ben kendim tek başıma “yüksekte çalışabilir raporu” veriyorum.

    2nci madde içinde tariflenen her türlü çalışma için mutlaka işe giriş muayene ve tetkikleri yanında “Ortopedi, Dahiliye, Göz, Psikiyatri/Nöroloji” uzman hekimlerinin yüksekte çalışma yönünden muayenesini talep ettiğim şöyle bir formun doldurularak tarafıma ulaştırılmasını ve bu hekimlerden “uygundur” onayı aldıktan sonra yine kendim “yüksekte çalışabilir raporu” veriyorum.

    Bu form sizi yüzde yüz kurtarmaz ancak sorumluluğunuzu dağıtacaktır. Neticede bir işyeri hekimi olarak imkan ve kabiliyetleriniz göz önüne alındığında yüksekte çalışmak zorunda olan çalışanların mevcut sağlık durumunu ortaya koymak oldukça zorken, ilgili uzmanların deneyim ve görüşlerinden faydalanmış olmanız sizin işinizi ne kadar ciddiye aldığınızı ortaya koyacaktır.

    Yüksekte yapılan işlerde çalışamayacaklar;
    a) Kadınlar, 18 yaş altında olanlar, bedensel engelliler, (Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğü, ek cetvel)
    b) Kronik hastalar; dolaşım sistemi hastalıkları (HT, hipotansiyon, arterioskleroz, kalp ritim bozukluğu. Kalp yetmezliği, geçirilmiş miyokard infarktüsü), böbrek hastalıkları, nörolojik hastalıklar (epilepsi), psikiyatrik hastalıklar.
    c) Baş ve boyun travması geçirenler, ilaç, alkol ve uyuşturucu alışkanlığı olanlar, görme bozukluğu, vertigo semptomu olanlar.
    d) Yükseklik korkusu (akrofobi) olanlar.

    Ayrıca, yüksekte çalışma konusunda Sağlık Bakanlığı Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) bünyesinde işyeri hekimliği hizmeti sunmak üzere yayınladığı 16 Haziran 2011 ve 20065 sayılı Temel İş Sağlığı Hizmetlerinin Uygulama Usûl ve Esasları Hakkında Yönergenin (şu anda bu yönetmelik geçerli değildir!) EK  4-B İş Sağlığı Ve Güvenliği Konularında Verilecek Hizmetlerde Uygulanacak Birim Fiyat Listesinde;

    Yüksekte Çalışmaya Sağlık Açısından Uygunluk Raporu  (C’CG testi, nöropsikolojik test bataryası, tam kan, AKŞ, tarama odyogramı tetkikleri ile göz, dahiliye, nöroloji, KBB, ortopedi, psikiyatri konsültasyonları  sonucu düzenlenen rapor)”

    şeklinde yer alan bir kalem vardır. Dolayısıyla Sağlık Bakanlığı zamanında işyerlerine sunacağı işyeri hekimliği hizmeti esnasında istenecek olan “yüksekte çalışabilir raporu” için bu test ve muayeneleri de uygun görmüştür. (Şu anda böyle bir uygulama yok!)

    İşveren bu uygulamayı bir maliyet olarak görmemeli!

    Aslında kabul gördüğü üzere işyerindeki tüm tedbirlerden işveren veya işveren vekili sorumludur. İşyeri hekimi sadece alınması gereken tedbirlerle ilgili öneride bulunur. İşverene uygun yaklaşımlar için tavsiyeler sunar.

    Her ne kadar mevzuat yüksekte çalışır raporu’nun işyeri hekimince belirtilmesi gerektiğini söylese de aynı mevzuat hükümleriyle yetkilendirilmiş bir işyeri hekiminin bu raporu hakkıyla verecek imkan ve kabiliyeti sorgulanmalıdır. Günümüzde sağlık hizmeti bu kadar rahat ulaşılabilirken multi organ ve fizyolojik değerlendirme gerektiren bu kararların alınması esnasında ilgili uzman görüşlerine başvurmamak iş sağlığı ve güvenliğine olan ciddiyetsizliği gösterir.

    Yapılan iş, çalışanın hayatını riske atıyorsa ve imkan varsa, neden işe başlamadan önce kapsamlı bir muayeneden kaçınmak gerekir ki? Çalışanın sağlıklı olduğu uzman görüşleriyle de ortaya konduktan sonra doğabilecek herhangi bir olumsuzlukta işveren vicdanı rahat şekilde kendini savunabilecektir. İşveren iş sağlığı ve güvenliğin temini konusunda en önemli unsurdur.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM
    Yazı eklenme: 22.11.2017
    Son Güncelleme: 24.11.2017

  • Yüksekte Çalışabilir Raporu – isg Yüksekte Çalışma

    Yüksekte çalışmak nedir? Yüksekte çalışabilir raporu nasıl alınız? Yüksekte çalışabilir raporunu kim verir? İşyeri hekimi yüksekte çalışabilir raporu verebilir mi? Yüksekte çalışır raporunu nereden alabiliriz?

    İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatları arasında “yüksekte çalışma” kavramı 5 Ekim 2013 yılında yayınlanan Yapı İşleri İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliğinde; “Seviye farkı bulunan ve düşme sonucu yaralanma ihtimalinin oluşabileceği her türlü alanda yapılan çalışma; yüksekte çalışma olarak kabul edilir.” şeklinde tanımlanmıştır.

    Bu tanıma göre “yüksek” kavramı, kişiye ve yapılan işe göre değişmektedir. Kimi 5 cm.lik seviye farkını ayağı kayıp düşme sonucu yaranlma ihtimali nedeniyle yüksek kabul edebilecekken, kimi işveren merdivene çıkıp lamba takma işini yüksekten saymama şeklinde insiyatif kullanabiliyor.

    İş sağlığı ve güvenliği uygulayıcıları olarak hem işyeri hekimleri hem de iş güvenliği uzmanları, yürütülen işte en ufak kaza ve yaralanmaya karşı işvereni korumak adına her türlü tedbiri alma çabası göstersek de ne yazık ki mevzuattımızın bu gibi standartı olmayan göreceli konularında elimiz kolumuz bağlı kalıyor, bazen işimizi koruyabilmek adına işveren tarafına bir adım çekilmemiz gerektiği durumlar söz konusu olabiliyor.

    OSHA (ABD İş Sağlığı ve Güvenliği Standartı) “yüksek” ifadesini “düşmeden korunma” olarak belirtiyor. Düşmeden korunma için genel olarak işyerlerinde 1,2 m (4 ft); tersanelerde 1,5 m (5 ft); yapı işlerinde 1,8 m (6 ft) ve uzun süreli yapılan işlerde 2,4 m (8 ft) için tedbir alınmasını ön görüyor.

    Biz de en azında elimizde bir kaynak olarak gösterebileceğimiz bu standartı göz önünde bulundurarak 1,2 m üzerinde yapılan işleri yüksekte çalışma olarak kabul edebiliriz. Zaten İSG profesyonelleri olarak işyerinde yürütülen faaliyet ve işlerle bölüm bölüm ilgilenerek tam anlamıyla “yüksekte çalışma” yapılan işleri tespit ederek bunu işverene yazılı bildirmek ve gerekli önlemleri (İşe Giriş ve Periyodik Muayene formunda “yüksekte çalışma yapabilir” ibaresi; yüksekte çalışma eğitimi) alması konusunda işvereni uyarmak zorundayız.

    İşyeri Hekimi Olarak Yüksekte Çalışabilir Raporu Sorumluluğu

    İşyeri hekimi Ek-2 İşe Giriş ve Periyodik Muayene Formu‘nun mevzuattaki örneğinde Kanaat ve Sonuç kısmının sonunda belirtildiği üzere “Yapılan muayene sonucunda çalışanın gece veya vardiyalı çalışma koşullarında çalışıp çalışamayacağı ile vücut sağlığını ve bütünlüğünü tamamlayıcı uygun alet teçhizat vs… bulunması durumunda çalışan için bu koşullarla çalışmaya elverişli olup olmadığı kanaati belirtilecektir.” ifadesi dolayısıyla çalışanın:

    • Gece çalışıp çalışamayacağını,
    • Fazla mesai yapıp yapamayacağını,
    • Vardiyalı çalışıp çalışamayacağını,
    • Yüksekte çalışıp, çalışamayacağını,
    • Gürültülü ortamlarda kulaklıkla çalışabileceğini,
    • Tozlu ve dumanlı ortamda uygun maske ile çalışabileceğini,
    • Gözlükle çalışması gerektiğini,

    … gibi durumları da belirtmesi gerekmektedir.

    Bu noktada işyeri hekimi, kendisinden talep edilen yüksekte çalışabilir raporunu vermekle yükümlü bırakılmıştır. Ancak bu kararı verirken kendince öngördüğü tetkik ve muayeneleri yaptırmak konusunda hak ve yetkileri, görevlerini yerine getirmeleri nedeniyle kısıtlanamaz. Hekimler, görevlerini mesleğin gerektirdiği etik ilkeler ve mesleki bağımsızlık içerisinde yürütür. (6331 sayılı İSG Kanunu, Madde 8, 1nci bent)

    İşyeri Hekiminin Yüksekte Çalışabilir Raporu verirken dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir? >>>

    Dr. Fatih Hakan ÇAM
    Yazı eklenme: 22.11.2017
    Son Güncelleme: 22.11.2017