Obeziteye neşterli çözüm

Sağlık Bakanlığının Dünya Sağlık Örgütüyle yaptığı ortak çalışmaya göre, Türkiye’de 8,5 milyon obez bulunuyor ve 40 yaşın üzerindeki obezlerin nüfusa oranı yüzde 15. 2015 yılında dünyada 2,3 milyar aşırı kilolu, 700 milyon obez olacağı tahmin ediliyor.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Ekmel Tezel, halk arasında aşırı şişmanlık olarak bilinen ”morbid obezite”nin, son yıllarda en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olduğunu ve farklı hastalıklara zemin hazırladığını söyledi.

Obezite ile mücadele edilmesi, herkesin olması gereken vücut ağırlığını bilmesi ve ona göre hareket etmesi, obezitenin tansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi birçok ölümcül hastalığa yol açabileceğine dikkati çeken Tezel, kilo kontrolü için vücut kitle indeksinin (VKİ) basit bir formülle hesaplanabildiğini anlattı. Tezel, formülü şöyle özetledi:

”Boyunuzun (metre olarak) karesini alın ve kilonuzu bulduğunuz sayıya bölün. Bu değer metre kare başına ağırlığı yani VKİ’ni gösterir. Eğer bu rakam 25 ve altındaysa ideal bir VKİ’ne sahipsiniz, 25-20 arası ise kilolusunuz demektir. Bu kişilere diyet ve düzenli spor (günde yalnızca 30 dakika yürümek) önerilir. 30’un üzeri obezitedir. 40 ve üzeri ise morbid obezite yani şişmanlık hastalığıdır. 50 ve üzeri değerlere sahip olanlara ise süper morbid obez denir ve çok ciddi tedavi yaklaşımları gerektirir.”

Aşırı şişmanlığa genetik, hareketsizlik, işlev bozukluğu, beslenme şekli gibi çok çeşitli faktörlerin etkili olabildiğini dile getiren Tezel, tedavi için etkenin saptanmasının önemli olduğunu bildirdi.

KİMLER CERRAHİ YÖNTEME UYGUNDUR?
Tezel, morbid obezitede hastanın şişmanladıkça hareketlerinin azaldığını ve sorunun daha da arttığını belirterek, ”Morbid obezler, tüm etkin diyet ve günlük yaşam düzenlemelerine karşın eğer yeterli kilo veremiyorlar veya kilo verip de bir süre sonra tekrar kilo alıyorlarsa ki çoğu kez hastalar eski kilolarının da üzerine çıkarlar, cerrahi tedavi için aday olarak kabul edilirler” diye konuştu.

”İnsüline dirençli şeker hastalığı, yüksek tansiyon, eklem ya da solunum sorunları gelişmiş morbid obezlerin, özellikle cerrahi tedaviden öncelikle yarar görecek grubu oluşturduğuna” dikkati çeken Tezel, ”Yani ek hastalık gelişmiş obezler, morbid obez kategorisinde değerlendirilir” dedi.

Tezel, günümüzde morbid obezitenin, hastanın beden bütünlüğüne mümkün olan en az hasarı vererek, en iyi tedavinin yapılması ve hastanın ameliyat sonrası hastanede yatış süresini kısaltarak, takip eden günler içinde olabildiğince hızla normal hayatına dönmesini sağlayan minimal girişimsel cerrahi ile başarıyla tedavi edilebildiğini söyledi.

EN YAYGIN KULLANILAN YÖNTEM ”MİDE KELEPÇESİ
Morbid obezite ameliyatlarının, sahanın normalin 10–20 katı büyütülerek görüntülendiği laparoskopik yöntemle yapıldığını belirten Tezel, 2 ana grupta değerlendirilen ameliyatlarla ilgili olarak şunları kaydetti:

”Birincisi kısıtlayıcı denilen midenin genişlemesini önlemek suretiyle hastanın daha az yemekle doygunluk hissi almasına ve dolayısıyla kilo kaybetmesine yol açan ameliyatlardır. En yaygın kullanılan yöntem halk arasında mide kelepçesi olarak bilinen ‘mide bandı’ uygulamasıdır.

Bu yöntem ile hastalar yavaş ancak sağlıklı bir kilo verme sürecine girerler, ancak iki dezavantajı vardır. Hasta hayat boyu bu yabancı cismi taşımalıdır. Ayrıca banda ait bir takım komplikasyonlar (bant kayması, bandın mideyi zedeleyerek mide içine ilerlemesi, mide girişinde beslenmeyi engelleyecek düzeyde darlık, bandın yukarısındaki mide parçasının (mide poşu) bandın kaymasıyla genişlemesi ve gıdaların burada birikmesiyle hastaların beslenmesinin engellenmesi) söz konusudur. Bu komplikasyonların görülme sıklığı çok değildir.

Diğer kısıtlayıcı girişim, midenin küçültülmesi olarak bilinen, midenin boylamasına bir kısmının çıkarılmasıyla küçültülmenin sağlandığını ameliyattır. Yöntemin tek dezavantajı geri dönüşü olmayan bir işlemdir. Yani hastanın midesi tekrar eski haline döndürülemez.”

GIDA EMİLİMİNİ ENGELLEYEN YÖNTEMLER
İkinci tip ameliyatların ise gıda emilimini engellemeyi amaçladığını ve en tipik örneğinin mide bypass’ı olduğunu anlatan Tezel, ”Bu ameliyatta mide yemek borusu yaklaşık 5-7 cm’lik mesafeden kesilip küçük bir mide boşluğu oluşturulur. Küçük hacim yaratıldığından fazla miktarda yemek yenilmesini engeller. Operasyonda ortaya Y harfi şeklinde bir bağırsak birleşmesi çıktığı için işleme Roux-en-Y mide bypass ameliyatı denir” diye konuştu.

Tezel, diğerlerinden daha uzun sürmesinin ve nadir de olsa kanama, dikiş hattında kaçak, iç fıtıklaşma, uzun dönemde beslenme bozuklukları gibi komplikasyonlara neden olabilmesinin yöntemin dezavantajı olduğunu belirtti.

Bu grupta yer alan diğer bir işlem ise daha çok Avrupa’da yaygınlaşan ‘biliyopankreatik diversiyon’ olduğunu anlatan Tezel, ”Bu ameliyatta mide küçültme işlemindeki gibi kesilir, sonra bağırsaklar yine Y şeklinde mideye birleştirilir” dedi.

saglikdanisma hakkında 20405 makale
Bu yazı saglikdanisma.NET editörü tarafından yayınlanmadan önce TIP DOKTORU tarafından değerlendirilmiş ve bilimsel doğruluğu onaylanmıştır. Yazı içeriğinden kaynak gösterilen kişi/kurum sorumludur. Kaynak gösterilmeden yayımlanmış yazıların içeriği ve telif haklarıyla ilgili şikayetlerinizi bize her zaman iletişim sayfasından iletebilirsiniz. Bu sitedeki yazılar kullanıcılarını bilgilendirmek için yayınlanmıştır. Rahatsızlığınızın tanısı veya tedavisi için önerilerde bulunmaz, doktorunuzun tavsiyelerinin yerine geçmez. Site kullanıcıları site kullanım koşullarını bu sayfada okumuş ve kabul etmişlerdir.

İlk yorum yapan olun

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.