Kronik hastalıklara umut vücut yağları

Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil 45. Ulusal Diyabet Kongresi dolayısıyla geldiği Antalya’da kronik hastalıklarının tedavisinde vücut yağlarının umut veren gelişmelere neden olduğunu söyledi. İlaca yönelik çalışmalar açısından vücut yağlarında bir hazine yattığını belirten Hotamışlıgil, basit moleküller sentezleyen yağları kliniğe aktarmanın proteinlere göre daha kolay olduğunu vurguladı.

Yağları depolayarak enerji kaynağı olarak vücuda sunan yağ dokusunun, hormon olarak fonksiyon gören moleküller de ürettiğine dikkati çeken Hotamışlıgil, bunun ilk örneğinin, ekip olarak keşfettikleri ve ”C16:1n7-palmetoleate” olarak adlandırdıkları basit bir 16 karbonlu yağ asiti olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Hotamışlıgil, bu hormon aracılığıyla kalori kısıtlamalarında görülen değişiklikleri, kalori kısıtlamasına gitmeden görebildiklerini vurguladı.

Bu molekülün, vücut kendi yağını üretirken yağ dokusu aracılığıyla ortaya çıktığını dile getiren Hotamışlıgil, vücutta çok az miktarda bulunan bu molekülün, karaciğer ve kasları kontrol ettiğini dile getirdi. Hotamışlıgil, hormon olarak fonksiyon gören bu molekülün, kaslar üzerinde tıpkı insülin gibi çalışarak şekeri kandan uzaklaştırdığını, karaciğerde ise yağlanmayı engellediğini kaydetti.

KALORİ KISITLAMASI İNSAN ÖMRÜNÜ UZATIYOR

Bu hormonun ancak yağ dokusu, yağ sentezleme başladığı zaman arttığını dile getiren Hotamışlıgil, bunun için de uzun süreli kalori kısıtlamasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Palmetoleate hormonunun kaslar ve karaciğere gönderdiği sinyallerin artması için uzun süre günlük 1000-1200 kalori arasında beslenmek gerektiğini ifade eden Hotamışlıgil, bunun sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Kısıtlı kaloride vücut ısısının düştüğünü, sürekli açlık hissiyle yaşandığını ve bunun da kişilerin mutsuz olmasına neden olduğunu ifade eden Hotamışlıgil, ”Buna karşın bütün bilinen organizmalarda maya da dahil olmak üzere kaloriyi kısıtladığınız zaman yaşam süresi uzuyor” dedi.

Fareler üzerinde yaptıkları gen değişikliği ile palmetoleate hormonunun yağ dokusu tarafından salgılanmasını tetiklediklerine işaret eden Hotamışlıgil, ”Bu iki manevrayla hayvanları kalori kısıtlamasındaymış gibi sağlıklı tutabiliyoruz. Bu da bize kalori kısıtlamasını bir ilacın içine koyma umudu veriyor” diye konuştu.

KALORİ KISITLAMASI KAPSÜLE Mİ GİRİYOR?

ABD’de üzerine çalışılan 30-40 kişilik gönüllü bir grubun 17-18 senedir 1000-1200 kalorilik diyetle yaşamlarını sürdürdüğünü belirten Hotamışlıgil, bu kişilerde yüksek kolesterol, yağ metabolizması bozuklukları, insülin direnci, tansiyon veya kanser gibi hiçbir kronik hastalığa rastlanmadığını kaydetti.

Yaptıkları deneysel çalışmanın kalori kısıtlamasına gitmeden birtakım müdahaleler yapılabileceği olasılığını ortaya çıkardığını belirten Prof. Dr. Hotamışlıgil, ”Teorik olarak kalori kısıtlamasını bir kapsülün içine koymak mümkün. Bizim de hayal ettiğimiz onu yapmak. Kalori kısıtlamasını bir kapsüle koyup insanlara vermek. Bunun olacağına kesin gözüyle bakıyorum” dedi.

Bu mekanizmayı AP2 proteinini kaldırdıkları fareler üzerinde çalışırken bulduklarını dile getiren Hotamışlıgil, palmetoleate hormonunun salgılanmasındaki artışla kalori kısıtlamalarında görülen değişikliklerin, farelerde kalori kısıtlamasına gitmeden görebildiklerini vurguladı.

Hotamışlıgil, ”Bu hayvanlar metabolik olarak hastalanmıyor. Deneysel olarak rüya gibi bir şey. Ne yaparsanız yapın hayvanlar hastalanmıyor, bir kalp ya da karaciğer hastalığı, astım geliştirmiyor. Yağ dokularında da azalma oluyor” diye konuştu.

AP2 proteininin kaldırılmasıyla ortaya çıkan kimyasal değişikliğin farelerde kalori kısıtlamasını kopyalayabildiğini vurgulayan Hotamışlıgil, 10 sene içinde bu mekanizmanın insanlarda çalışıp çalışmayacağının ortaya çıkacağını bildirdi.

Farelerle yaptıkları deneyden büyük heyecan duyduklarını belirten Hotamışlıgil, ”Çünkü çok kuvvetli bir ihtimal uzun vadeli kalori kısıtlamasının neden ömrü uzattığının ve neden bu kadar sağlıklı bir şey olduğunun moleküler mekanizmasını da bulmuş olabiliriz” dedi.

NE YAPTILAR?

Hotamışlıgil ve ekibi yaptıkları genetik değişiklikle farelerden, yağ asitine bağlanan ve kronik hastalıklara neden olan AP2 proteini çıkarttı. Bu şekilde kalori kısıtlaması olmayan deneysel fareler, kalori kısıtlamasındaymış gibi reaksiyon vermeye başladılar. Bu proteinin çıkmasıyla birlikte palmitoleate molekülünün kaslara ve karaciğere gönderdiği sinyallerde ani artış meydana geldi. Kandaki şeker molekülleri hızla kaslara doğru yönlenirken, şişman farelerin karaciğerindeki yağlanma da durdu.

Hotamışlıgil ve ekibi ayrıca, Harvard Üniversitesi’nde 25 yıldır takip edilen ve binlerce kişiden oluşan çalışma grubunun hormon düzeylerini de tespit etti. 25 sene önceki testlerle yapılan kıyaslama sonrasında ”C16:1n7-palmetoleate” hormonu yüksek olanlarda diyabet gelişme riskinin, diğerlerine göre 3 kat daha az olduğu saptandı.

Yapılan çalışmalar, ”C16:1n7-palmetoleate”nin, insülinin çalışmasını karaciğeri de koruyarak sağlayan ve yağdan salgılanan bir hormon olduğunu olduğunu ortaya çıkardı. Bu sayede deneysel hayvanlarda hiçbir şekilde kronik hastalık gelişmediği belirlendi. Ayrıca farelerin yağ dokularında da azalma tespit edildi.

Video: Hotamışgil NTV’de

saglikdanisma hakkında 20405 makale
Bu yazı saglikdanisma.NET editörü tarafından yayınlanmadan önce TIP DOKTORU tarafından değerlendirilmiş ve bilimsel doğruluğu onaylanmıştır. Yazı içeriğinden kaynak gösterilen kişi/kurum sorumludur. Kaynak gösterilmeden yayımlanmış yazıların içeriği ve telif haklarıyla ilgili şikayetlerinizi bize her zaman iletişim sayfasından iletebilirsiniz. Bu sitedeki yazılar kullanıcılarını bilgilendirmek için yayınlanmıştır. Rahatsızlığınızın tanısı veya tedavisi için önerilerde bulunmaz, doktorunuzun tavsiyelerinin yerine geçmez. Site kullanıcıları site kullanım koşullarını bu sayfada okumuş ve kabul etmişlerdir.

İlk yorum yapan olun

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.