Etiket: ofis sağlığı

  • İşyerinde “Beden Dili”nin Önemi

    Kendinizi karşınızdakilere anlatmanın birden fazla yolu vardır. Sadece sözlü olarak anlatmak yetmez, beden dili de sizin hakkınızda ipuçları verir.

    Beden dili, sözlü iletişimi daha etkili hale getirmek amacıyla bedenimizi de kullanmaktır. Zaman zaman sizi tanımayan insanlarla bir araya gelebilir beden dilinizin etkisi devreye girebilir, kendinizi kabul ettirmek durumunda kalabilirsiniz. Ya da çalışan biriyseniz kariyeriniz çerçevesinde iş performansınız kadar başka faktörlerde devreye girebilir. Beden diliniz, işyerinizde kariyeriniz önünde engel oluşturabilir, yanlış anlamalara meydan verebilir.

    Bilinen bir gerçektir ki, beden dilini etkili kullanan insanlar karşısındakilerde olumlu izlenim bırakır, yanlış kullananlar ise iletişim sorunu yaşayabilir. Çünkü yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır ki, beyin düşünceden bile hızlı şekilde saniyenin beşte birinde sözlü olmayan ifadeleri işler. Bunu göz önüne alarak, işyerinde veya sosyal çevrenizde karşınızdakileri daha iyi anlamak ya da kendinizi karşı tarafa yanlış tanıtmamak için beden diliyle yapılan bu hatalara düşmeyin.

    Koltuğa kaykılmak, arkaya yaslanmak

    İşyerinde çalışma sırasında koltuğa kaykılarak oturmak hoş karşılanan bir davranış değildir. Yöneticileriniz veya diğer çalışanlar işinizi önemsemediğinizi veya çok rahat davrandığınızı düşünebilir.

    Sohbeti ya da karşınızdaki insanı önemsediğinizi göstermek istiyorsanız, onun karşısında arkanıza doğru yaslanıp bacaklarınızı öne uzatacak şekilde gerilmeyin. Dik durun ve öne doğru gelin.

    Dik durun

    Ayakta duruyorsanız düz ve dik bir şekilde olun. Ayaklarınızı omuz genişliğinde tutun. Bu kendinizden emin olduğunuz, güvendiğiniz ve dikkatli olduğunuz mesajı verir.

    Düşük ya da çökük gözüken omuzlar mutsuzluğun simgesi olarak görülür. Klinik depresyonda olan insanlar omuzlarını normal insanlardan daha fazla düşürürler. Mutluluk ve güven sunmak istiyorsanız dimdik durun.

    dik duruş beden dili

    Gözleri devirme (yuvarlama)

    Biriyle konuşurken sıkılsanız da söylenenleri onaylamasanız da gözlerinizi kesinlikle yuvarlamayın.

    Kollarınızı, ayaklarınızı çarpık tutmayın

    Konuşma sırasında kollarınızı bağlayabilir, ayaklarınızı çarpık tutmanız bir sorun yaratmayabilir. Ancak sözsüz davranışlar çevrenizdeki kişilere negatif sinyaller verebilir. Mesela, savunma amaçlı, inatçı veya uzak olduğunuzu düşünebilirler.

    Elleri kavuşturmayın, arkada birleştirmeyin, cebe sokmayın

    İnsanlar stresli olduğu zaman ellerini birleştirir. Kendinize olan güveninizi korumak istiyorsanız bunu yapmayın. Elleri birleştirmek ya da cebe sokmak ta, çoğumuzun bilinçsizce aldığı doğal bir pozisyondur, ancak bir şeyleri gizlediğimizin işareti olarak görülebilmektedir.

    Ancak konuşma yaparken ellerinizi de gizlemeyin. Ellerinizi kullanın. Avucunuzun açık ve yukarı bakacak şekilde olması güvenilir olduğunuz izlenimi verecektir.

    Telefon kullanımını azaltın

    İşyerinde telefonu mümkün olduğunca sık kullanmamak iyidir. Özellikle toplantı sırasında, kullanmak karşınızdakilere saygısızlıktır. İş arkadaşlarınızın yanındayken telefonu kullanmanız gerekiyorsa izin isteyin. Zorunlu kalmadıkça dikkatinizi başka yönlere kaydırmayın.

    Kişisel alanları istila

    Profesyonel bir ortamda iletişim kurduğunuz kişilerle ne kadar iyi arkadaş olursanız olun aranızdaki mesafeyi koruyun. Aksi halde rahatsızlık yaratabilir, hatta tehdit olarak algılanabilir. Uzmanlara göre her zaman 3 ile 8 adım uzakta durun.

    Bakışlarınızla onaylama

    Bakışlarınızla onaylama her zaman olumlu bir etki yapar, diğer insanlarla daha derin görüşmeler yapmanıza olanak tanır. Bu da uzun vadede size güven duyulmasına neden olur.

    Göz teması kurmamak

    Konuştuğunuz kişiyle göz teması kurmamak karşıdaki kişi için olumlu bir izlenim vermez. İş yerindeki insanlarla daha iyi görüşme yapma şansınızı artırmak isterseniz, siz veya konuştuğunuz zaman gözlerine bakın, çünkü ikiniz arasında daha derin bir bağlantı oluşur. Göz teması kurmamak dürüst olmadığınız şekilde algılanabilir.

    Ancak, karşınızdakinin gözlerine çok uzun süre gözlere bakmak da genel olarak saldırganlığın göstergesidir. Birini rahat hissettirmek ve sizin dürüst olduğunuza inandırmak için gözlere bakma süresini bir seferde bir ya da iki saniyeyle kısıtlayın ancak sürekli bunu yapın.

    Zayıf bir el sıkışması

    Tokalaşma sırasında kaşınızdakinin kolunu size doğru çekmeyin. Dik, iyi bir duruşla göz teması kurup karşınızdakini fazla sıkmayacak ama güçlü bir tokalaşma yapın.

    Odaya gizli girmek

    Bir odaya veya toplantıya girerken merhaba deyin ve gülümseyin. Odaya geç girseniz bile bu adımı atlamayın!

    Parmak uçlarınızla birisine dokunmak

    Uygun durumlarda birisine hafifçe dokunmak, bağ oluşturmaya başlamanın etkili bir yoludur. Ancak bütün elinizi kullanın. Parmak uçlarınızla dokunmak bunun tam tersi olarak algılanır.

    Sürekli saate bakmayın, sıkılmış durmayın

    Sık sık saate bakmayın, bir kağıt üzerine karalamalar yapmayın. Bunlar karşınızdakilerin gözünde sıkıldığınızı gösterebilir. Saati izlemek sabırsızlık anlamına gelir ve saygısız sayılabilir.

    Elinizin cinsel organ üzerinde durması

    Kaçınılması gereken bir başka duruş, ellerinizi cinsel organların üzerinde olmasıdır. İşyerinde, sadece savunmacı ve rahatsız görünür.

    Sinirli hareketler yapmak

    Parmaklarınızı kırmak, saçlarınızla oynamak, tırnak ve dudaklarınızı ısırmak sinirli hareketlere örnektir. Bunlar size karşı güveni azaltıp, becerileriniz ve iletişiminiz konusunda endişe yaratabilir.

    Gülümsemeyi unutmayın

    Gülümseyin ve rahat hareket edin. Gülmek, güveni iletmenin en kolay yollarından biridir.

    Sohbette arkanızı dönmeyin, katılın

    Vücudunuz yapılan sohbete dönmezse, kaba görünürsünüz. Omuzlarınızı ve gövdenizi gruba doğru çevirin.

    Sürekli kafa sallamak

    Konuşulanlara kafa allamak, iletişiminiz önemli bir parçasıdır ve karşınızdakinin konuştuklarını anladığınızı ve ona katıldığınızı gösterir. Fakat bunu sürekli yapmak, zayıf görünmenize neden olabilir ayrıca kayıtsızlık işareti olarak da yorumlanabilir.

    Kıpırdanmak

    İnsanlar sıkıldıkları ya da rahatsız oldukları zaman kıpırdanırlar, yani eğer bacaklarınızı sallıyorsanız ya da sürekli saçınızla oynuyorsanız böyle bir mesaj verirsiniz. O yüzden yapmayın.

    Kaynak: mynet

    Eklenme Tarihi: 30.03.2018

    İlgili: Beden dili ve önemi, beden dili ile iletişim kurmak, ofiste bedendili, beden dili nin iş hayatında önemi, ofis sağlığı

  • Plaza Çalışanları İçin Tehlike

    Plaza ve kapalı ofis ortamlarında çalışanlar, hareketin ve D vitamininin kemik sağlığı ve kas gücünü doğrudan etkilediğini ve yoğun iş yaşamı ile birlikte hareketsizlikten dolayı yeterince rahatlayamayan ve stres yükünü dağıtamayan bir kesimdir.

    Çağımızın en önemli sorunlarından biri de stres ve stresle mücadeledeki yetersizliklerdir. Yoğun iş yaşamı ile birlikte insanların kendilerine ayırdıkları zamanın giderek azalması, beraberinde yeterince rahatlayamayan ve stres yükünü dağıtamayan bir insan grubunun oluşmasına neden olmuştur.

    Plaza ve kapalı ofis ortamlarında hareketsiz çalışmak, karanlık saatlerde işe gidip gelerek güneş görememek kas-iskelet ağrılarını ve D vitamini eksikliğini artırıyor.

    Eklem Ağrıları için:

    Ofiste çalışanların öncelikle ergonomik kurallara dikkat etmeleri şart. Oturma pozisyonu, bilgisayar başındaki boyun, omuz ve kol pozisyonu oldukça önemli. Aynı pozisyonda 30 dakikadan fazla kalınmamalı. Sık sık ayağa kalkılmalı ve ofis içi küçük bir turla hareket edilmeli. Ofiste yapılabilecek basit hareketlerden oluşan minik egzersiz programları çok yardımcı olabilir. Ofiste kullanılan masa, sandalye ve bilgisayar ekipmanları ergonomik olmalı.

    D vitamini eksikliği için:

    Yapılan araştırmalar gösteriyor ki D vitamini eksikliği zihinsel performansı olumsuz etkiliyor ve günlük strese neden oluyor. Kapalı ortamlar güneş alımını da engellediği için çalışanların D vitamini eksikliği artıyor. Eğer beslenme ve güneşlenme yoluyla yeterli D vitamini alınamıyorsa D vitamini takviye yoluyla sağlanabilir. Özellikle yetişkinler için günde 1000 IU vitamin D3 takviyesi bu şikayetleri zamanla azaltabilir.

    D vitamini eksikliğini hissedenler mutlaka doktorlarına danışarak bu takviyeleri uygun dozlarda alabilir. Örneğin D vitamini beklenen değerin altındaysa günlük idame dozdan önce daha yoğun olarak tedavi amaçlı depo doz kullanılır ve daha sonra rutin takviyeye devam edilir.

    Stres için:

    Plaza ve ofis çalışanlarının kapalı ortam ve sürekli baskı altında çalışmadan kaynaklı oluşan stres problemleriyle baş edebilmesi için kişisel ve kurumsal olarak bir takım tedbirler almak gerekir. Çalışanın kendi başına stres ile mücadele edebilmesi için verdiğimiz eğitimlerimize katılın. Veya akupunktur ve biyoenerji uygulamalarımızı deneyebilirsiniz. Yoğun iş temposundan kendinize de vakit ayırın.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM

  • Migren: Ofis Çalışanlarının Baş Belası

    Baş ağrısı genellikle stres, yoğun çalışma ve uykusuzluk gibi nedenlerden kaynaklanıyor. Hayatında hiç baş ağrısı çekmemiş insan bulmak oldukça zor. Kadınların yüzde 95’i erkeklerin ise yüzde 90’ı yılda en az bir kez baş ağrısı çekiyor. Duygusal stres, uzun süre stres içinde çalışmak, düzensiz beslenmek ve uykusuzluk gibi yaşam alışkanlıklarından etkilenen baş ağrıları günlük yaşamı olumsuz etkiliyor.

    Dr. Fatih Hakan ÇAM, kendi geliştirdiği yaklaşımla hastalarında baş ağrılarının nedenlerini tespit ederek mümkün olduğunca ilaç kullanmadan tedavi etmeyi hedeflediğini belirtti. Baş ağrısının altında yatan nedenleri tedavi ederek yüzde yüze yakın sonuçla geri dönüş almasındaki başarının anahtarını modern tıp ile doğu tıbbının karmasından oluşan yaklaşımı olduğunu dile getirdi.

    Her ne kadar günlük hayatımızda ayrım yapmaksızın hepsine birden ‘baş ağrısı’ desek de, baş ağrısının migren, gerilim, küme gibi farklı türleri ve farklı nedenleri vardır.

    Baş ağrısı beyindeki veya vücuttaki diğer başka bir hastalıktan dolayı kaynaklanıyorsa bu ağrı, ‘ikincil baş ağrıları’ diye sınıflandırılır. Öte yandan baş ağrısı başka hiçbir hastalığa bağlı olmayıp kendisi bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. Başka bir hastalıktan kaynaklanmayan baş ağrıları, ‘birincil baş ağrıları’ grubunda yer alır.

    Toplumlarda görülme oranı değişmekle birlikte, yüzde 30-40 ile en sık gerilim tipi baş ağrısı, 2. sıklıkta ise ortalama her 4-5 kişiden birini etkileyen migren görülüyor.

    Baş Ağrıları Çeşitleri

    1. Birincil Baş Ağrıları
      • Migren Ağrısı
      • Gerilim Tipi Baş Ağrısı
      • Küme Baş Ağrısı
    2. İkincil Baş Ağrıları
    3. Günlük Kronik Baş Ağrıları
    4. Strese Bağlı Gelişen Baş Ağrıları

    Baş ağrısında ACİL !!!

    Eğer baş ağrısı:

    • Ani ve çok şiddetli başladıysa
    • Ateş veya kusma eşlik ediyorsa
    • Hayatınızda ilk defa bu şekilde bir ağrı yaşıyorsanız
    • Sinir sistemine ait herhangi başka bir bozukluk eşlik ediyorsa
    • Bilincinizde değişiklik/ uykuya eğilim varsa

    hemen en yakın hastanenin acil servisine başvurunuz.

  • Mobbing

    Mobbing işyerinde çalışanların bir başka kişiye ve/veya kişileri rahatsız edici, ahlak dışı ve sistematik söz ve davranışlarla taciz etmesidir. Mobbing özellikle hiyerarşik bir yapılaþmanın olduğu gruplarda, zayıf bir kontrolün olduğu kurumlarda güçlünün altta kalanlara psikolojik yollardan baskı yapmasıdır.

    Mobbing Durumu Nasıl Ortaya Çıkar?

    • Mesleki yeterliliğin sorgulanması
    • Kişiye güvenilmediğinin hissettirilmesi
    • Kasten, verilen süre içinde bitirilemeyecek görevler verilmesi
    • Kişiden bilgi saklanması
    • Kişinin görmezden gelinmesi, gruptan izole edilmesi
    • Yetkilerinin azaltılması gibi durumlar olabilir.

    Mobbing’in Mağdur Üzerinde Olumsuz Etkileri

    İşyerlerinde psikolojik taciz genel olarak mağdur açısından fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklara, davranış bozuklularına, sosyal sorunlara ve ekonomik zarara neden olmaktadır.

    Uyku bozuklukları, ağlama nöbetleri, konsantrasyon bozukluğu, gerginlik ve öfke, alınganlık, yüksek tansiyon, kalıcı uyku bozuklukları, mide ve bağırsak sorunları, aşırı kilo alma veya verme, alkol veya ilaç (madde) bağımlılığı, tedavi masrafları, işyerinden kaçma veya uzaklaşma (sık sık geç kalma, sıkça kullanılan hastalık izinleri), şiddetli depresyon, panik ataklar, kalp krizleri ve diğer ciddi hastalıklar, kazalar, üçüncü kişiye yönelik şiddet, intihar girişimleri bu etkilerden bazıları olarak sayılabilir.

    Mobing Mağdurları İçin Bireysel Mücadele Önerileri

    İşyerlerinde psikolojik tacize maruz kaldığını düşünen kişi öncelikle içinde bulunduğu durumu sağlıklı bir şekilde değerlendirmelidir. Kişi yaşanılan sürecin işyerinde psikolojik taciz olduğu yönünde kanaate varırsa;

    • Öncelikle çatışmadan kaçınılmalı ve sakin olmaya gayret etmelidir.
    • Psikolojik taciz üst yönetim tarafından gerçekleştirilmiyorsa konuyu üst yönetime uygun bir şekilde iletmelidir.
    • Psikolojik tacize uğradığını kanıtlayacak yazışma, not, mesaj, e-posta gibi bilgi ve belgeleri saklamalıdır.
    • Yaşanılan psikolojik taciz sürecine ilişkin günlük tutmalıdır.
    • Yaşanılan sürece şahit olan/ olabilecek çalışma arkadaşları ile görüşmelidir.
    • Kişi, üyesi olduğu sendikadan destek talep etmelidir.
    • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın İletişim Merkezi Alo 170’i arayarak, işyerlerinde psikolojik taciz konusunda uzman psikologlardan destek almalıdır.
    • Kişi, ihtiyaç duyduğunda tıbbi ve hukuki destek almalıdır.
    • İşyerlerinde psikolojik tacize maruz kalan kişi sorunu işyerinde çözemediği takdirde konuyu yargıya taşımalıdır.
  • İşyerinde stresle mücadele etme yöntemleri

    Ofisinizde sandalyenizi ve masanızı terk etmeden vereceğiniz kısa molalar yararlı olacaktır: Gözlerinizi kapatın, yavaş ve derin nefes alarak kendinizi kısa bir tatile çıkarın. Tatili kum, güneş, denizle mi, dağda kayak yaparak mı geçireceğinize siz karar verin. Dalgaların sesini dinleyin, denizin kokusunu içinize çekin ya da iliğinize kadar işleyen soğuğu hissedin.

    Masanızda bir el egzersiz aleti, bir tenis topu ya da iki adet uzak doğu işi stres metali bulundurun. Gergin olduğunuzda bunlarla oynayabilirsiniz. Egzersiz aleti ya da tenis topunu sıkabilirsiniz. Kas hareketleri ve bu esnada artan dolaşım stresinize iyi gelecektir.

     

    Çalışmaktan bunaldıysanız yavaş, uzun ve sakin nefesler alıp verin. Havayı burnunuzdan çekin, ağzınızdan son derece yavaş bir şekilde boşaltın. Derin bir nefes aldıktan sonra onu içinizde 5 saniye kadar tutun ve sonra yavaş yavaş bırakın. Bu işlemi arka arkaya 5-6 kez tekrarlayın.

    Çok sıkıştığınız zamanlarda eşinizi, çocuklarınızı, arkadaşlarınızı ya da uzun zamandır fırsat bulup bir “alo” diyemediğiniz anne-babanızı arayın. Onların sesleri, duyguları, güçleri size iyi gelecektir.

    Masanızda bir limon kolonyası ya da limon veya elma gibi kokulu bir meyve bulundurabilirsiniz. İş ortamınızın kokusu ruhsal gerginliğinizi azaltıp çoğaltabiliyor. Araştırmalar, stresin aromaterapiden yani kokuların gücünden çok etkilendiğini ortaya koyuyor. Vanilyalı kokular, portakal-çikolata karşımı kokular, okaliptüs kokusu, limon, ylang ylang kokusu stresi yatıştırıyor.

    İş yerlerinde çalınan hafif müziklerin stres yükünü azalttığı belirtiliyor. Özellikle hafif müzikler, meditasyon amacıyla geliştirilmiş dalga, su, yağmur seslerinin bulunduğu sesleri içeren müzikler bir stres temizleyicisi gibi çalışıyor. Tersine gürültülü ortamların ses kirliliğine ve stresi yükseltmeye yol açabileceği de aklınızda olsun.

    Stresin en önemli etkeni zaman baskısıdır. Zamanınızı iyi yönetebilirseniz, stresiniz azalacaktır. Bunun iki yolu var. Biri programınızı gevşetmeniz, diğeri liste yapmanızdır. Liste yapmak sadece günlük işleri sıralamak anlamına gelmiyor. Öncelikleri belirlemek, lüzumsuz olanları ayıklayıp çöpe göndermek gerekiyor. Yapılacak işler listesine çok fazla madde koymamak da önemli.

    Ciddi, asık suratlı, salt iş odaklı çalışanların yoğun olduğu iş yerlerinde stresle mücadelen daha zordur. Dozunda ve zamanında yapılan espriler, güzel fıkralar, sürprizler ve bazen güçlü bir kahkaha sadece gergin kasları değil gergin ortamı da yumuşatabiliyor. Gülmek vücuda daha fazla oksijen girmesini sağlıyor, beyni dinlendiriyor, kan basıncını düşürüyor.

    İşiniz ne kadar önemli olursa olsun mutlaka bir zaman aralığı yaratmaya çalışın. Bu zaman aralıklarını yeni işler için değil arkadaşlarınızı aramak, diğer çalışanlarla sohbet edip gırgır yapmak, masadan kalkıp dolaşmak hatta mümkünse çıkıp biraz hava almak için kullanın. Yanınızda çalışanları dinleme fırsatı olarak da değerlendirmeniz mümkündür.

    İşyerinde dost bir çevre oluşturmak, iyi ve güvenli ilişkiler kurmak stres yönetimini kolaylaştırıyor.

    Sadece yediklerinize değil içtiklerinize de dikkat edin

    Yeni bulgular kilo sorunundaki artışın arkasında gözden kaçmış bir problemin yatabileceğine işaret ediyor: Aşırı içecek tüketimi! North Carolina Üniversitesi tarafından yürütülen bir çalışmada Amerikalıların bir günde tükettikleri toplam kalorinin 1965’te yüzde 12’si içeceklerden geliyorken, bu rakam 2002’de yüzde 21’e, son birkaç yılda da yüzde 30’a yükselmiştir. Alkollü içeceklerin tüketimindeki artışın önemli bir nedeni, özellikle sosyal toplantılarda bu içeceklerin daha fazla içilmeye başlanmasıdır. Ayrıca araştırmanın sonuçlarına göre yüzde 100 meyve suyu veya meyve suyu konsantrelerinin tüketimindeki artışın da etkisi vardır. Araştırma sonuçları, özellikle çocukluk yaşlarında ve 40’lı yaşlar sonrasında tüketilen içeceklerden kazanılan kalorilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtiliyor. Eğer kilonuzu daha kolay yönetmek istiyorsanız içeceklerden kazandığınız kalorileri dikkatle izlemenizi öneriyoruz. Bir bardak kolalı içeceğin 100-120, meyve suyunun 150 kaloriye kadar enerji verebileceğini, bir bardak şarapta ortalama 80, bir duble rakı veya viskide 300’e yakın kalori bulunabileceğini hatırlatalım.

  • Ev ve Ofis için Havayı Temizleyen Bitkiler

    Zamanımızın çoğunu kapalı alanlarda geçiriyoruz ki bu da bu lanalarda sağlıklı zaman geçirmek için önlem almamız gerektiğinin bir kez daha altını çizmektedir. Kapalı alandaki oksijen miktarını dengelemenin en güzel ve basit yolu ofis yada evlerimizi çiçek ve bitkilerle süslemekle mümkündür. Böylece çalışma ortamımızda veya yaşam alanlarımızda havanın tazeliğini sağlayan etkili bir yol sağlamışken, gözümüze de hitap eden bir görüntü karşımıza çıkacaktır.

    NASA’nın üzerinde temiz hava için yaptığı araştırma neticesinde bazı bitkilerin havayı diğerlerinden daha etkili bir şekilde temizlediği, zararlı kimyasalları ortamdan uzaklaştırdığı ve hatta insana zarar verici etkilerinin azalttığı tespit edilmiştir.

    Soluduğumuz hava ne yazıkki sadece oksijen ve bileşenlerinden oluşmuyor. Özellikle sanayi ve endüstriyel alanlara yakın yerleşim yerlerinde oturanlarımızın soluduğu havada sıklıkla insan vücuduna zararlı olan ve hatta sürekli solunması durumunda çeşitli kanserlere neden olan çeşitli miktarda zehirli kimyasallar bulunabilir. Bu kimyasalların başlıcaları Benzen, Formaldehit, Trikoloretilen, Ksilen, Toluen ve Amonyaktır. Bu maddeleri temizlediğini iddia ettiği başta NASA bu kimyasalları temizleyen bitkileri Flamingo Çiçeği (Antoryum saksı çiçeği), Sansevieria Bitkisi, Duvar Sarmaşığı bitkileri olmak üzere bir birinden farklı bir çok bitki öneren NASA’nın yayımladığı diyagramı Türkçeleştirdim:

     

    NASA araştırmasına göre havayı filtreleyen bitkiler:

    Cüce hurma palmiyesi – Dwarf date palm – Phoenix roebelenii
    Areca palmiyesi – Areca palm – Chrysalidocarpus lutescens
    Salon eğreltisi – Boston fern – Nephrolepis exaltata “Bostoniensis”
    Aşk Mervideni – Kimberly queen fern – Nephrolepis obliterata
    Orman Sarmaşığı – English Ivy – Hedera helix
    Lilyturf – Liriope spicata

    Kurdele Çiçeği – Spider plant -Chlorophytum comosum
    Şeytan Sarmaşığı – Golden pothos or Devil’s ivy – Scindapsus aures or Epipremnum aureum
    Barış veya Yelken Çiçeği – Peace lily – Spathiphyllum ‘Mauna Loa’
    Flamingo Çiçeği – Flamingo lily – Anthurium andraeanum
    Çin herdemyeşili – Chinese evergreen – Aglaonema modestum
    Bambu palmiyesi – Bamboo palm or reed palm – Chamaedorea sefritzii
    Salon Palmiyesi – Broadleaf Lady Palm – Rhapis excelsa

    Paşa Kılıcı – Snake plant or mother-in-law’s tongue – Sansevieria trifasciata ‘Laurentii’
    Devetabanı – Heartleaf philodendron – Philodendron oxycardium, syn. Philodendron cordatum
    Sarmaşık devetabanı – Selloum philodendron – Philodendron bipinnatifidum, syn. Philodendron selloum
    Fil kulağı devetabanı – Elephant ear philodendron – Philodendron domesticum
    Kırmızılı drasena – Red-edged dracaena (Dracaena marginata
    Mısır püskülü drasena – Cornstalk dracaena – Dracaena fragans ‘Massangeana’
    Çizgili drasena – Janet Craig dracaena – Dracaena deremensis ‘Janet Craig’
    Drasena – Warneck dracaena – Dracaena deremensis ‘Warneckii’

    Benjamin – Weeping Fig – Ficus benjamina
    Papatya – Gerbera Daisy or Barberton daisy – Gerbera jamesonii
    Krizantem / Kasımpatı – Pot Mum or Florist’s Chrysanthemum – Chrysanthemum morifolium
    Kauçuk bitkisi – Rubber Plant – Ficus elastica
    Orkide – Dendrobium orchid – Dendrobium sp.
    Dumb cane – Exotica Dieffenbachia
    King of hearts – Homalomena wallisii
    Güve orkidesi – Moth orchid – Phalenopsis sp.

  • Masa başında çalışmak kilo aldırabilir

    Açlığın insan psikolojisine olumsuz etkisi İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan Minesota Açlık Deneyi’nde de son derece açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur. Avrupa’da o dönemde yaşanan kıtlığın etkisinin nasıl geri çevrilebileceğini araştıran bu deneyde katılımcılara bir süre normal beslenme düzeyi uygulanmış, daha sonra ise günlük kalori miktarlarının neredeyse yarı yarıya azaltıldığı bir açlık dönemine sokulmuşlardır. Bu açlığın katılımcılar üzerindeki psikolojik etkisine bakılmıştır. Bir süre sonra hemen hemen tüm katılımcıların daha sinirli, gergin, depresif ve kaygılı hale geldiği, yemekle ilgili takıntılı düşüncelerinin ortaya çıktığı gözlenmiştir.

    Yemek yeme ve insan psikolojisi arasında karşılıklı bir etkileşim olduğunu da belirten Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi psikiyatri uzmanı Prof.Dr. Dönmez, şunları söyledi:

    “İkisi de birbirini olumlu veya olumsuz şekilde etkileyebilir. Güzel bir yemek yemiş olmak kişiyi mutlu edebilir. Aşırı yemek ise kişide suçluluk duygusu yaratabilir. Bazı kişilerin psikolojisi bozulmuşken, örneğin depresyondayken iştahları kapanır, bazılarının ise artar. Dolayısıyla yemek yeme ile insan psikolojisi arasında karşılıklı ve çok yönlü bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz.

    Şeker değil, serotonin mutlu ediyor

    Şekerden çok, serotonin içeren besinlerin mutlu ettiğini söylemek mümkün. Fakat bu tabi ki kalıcı ve uzun süreli bir mutluluk değil. Serotonin beyinde sinir hücrelerinin birbirleri ile iletişim kurmakta en çok kullandıkları maddelerden biri. Günümüzde kullanılan birçok antidepresan ilaç serotonin üzerinden depresyonu iyileştiriyor.”

    Masa başında çalışmanın az hareket etmenin yanı sıra çok atıştırmak nedeniyle kilo aldırabileceğini belirten Prof. Dr. Dönmez, “ Masa başında çalışmak, aslında çoğunlukla rutin ve heyecandan yoksun bir işte çalışmayı çağrıştırıyor. Böyle bir işin yarattığı can sıkıntısı kişinin abur cubur ihtiyacını arttırıyor olabilir. Çünkü bazı kişiler yemeği veya abur cuburu günlük rutinden bir kaçış, can sıkıntısını giderici bir araç olarak görebilirler” dedi.

    Açlığın kişiyi gerginleştirdiğini belirten Prof. Dr. Dönmez,Açlık hem biyolojik hem de psikolojik mekanizmalar nedeniyle kişiyi daha gergin hale getirebilir. Biyolojik olarak kan şekerinin düşmesinin beyine doğrudan etkisi ve kan şekerinin düşmesine tepkisel olarak salınan bazı hormonların beyine dolaylı etkisi nedeniyle gerginlik artabilir. Fakat daha önemli olan psikolojik mekanizmalardır. Açlık, kişide bir engellenmişlik duygusu yaratır. Yemenin sağlayacağı doyum ve haz gecikmiştir. Engellenmişlik duygusu yaratan ve haz almayı geciktiren her türlü uyaran kişide gerginliğe neden olabilir” dedi.

  • Termal Konfor Şartları

    Çalışılan yerlerde iç hava kalitesinin insanların sağlığı ve verimi ile doğrudan ilişkisi nedeniyle günümüzde önemi artmaktadır. Bu bakımdan çalışanların günün en az sekiz saatini geçirdiği iş yerindeki termal konfor un sağlanması son derece önemlidir.  (daha&helliip;)

  • Ergonomi

    Ergonomi, maksimum iş güvenliği ve verimlilik sağlamak amacıyla, insanların anatomik ve bilişsel özelliklerinin, çalıştıkları çevre ve sistemlerin incelenmesine ve bu ögeler arasında maksimum uyumun sağlanmasına yönelik çalışmaların bir bütünüdür.

    Ergonomi, çalışan kişinin işi, iş aletleri ve iş çevresiyle olan ilişkilerini araştırır.

    Ergonomiye kısaca “fiziksel çevrenin insana uyumlaştırılması süreci” diyebiliriz. Günümüz endüstri çağında makine-insan arasındaki artan ilişkiler, insana uyumlu çevre, eşya, makine, ofis vs. gibi fiziksel çevre birimlerinin yaratılması çabalarını zorunlu kılıyor. Öyle ki artık sadece fiziksel çevrenin ergonomisinden değil, doğrudan insanın zihnine seslenen bilgisayar yazılımları, Internet, web dizaynı vs. gibi öğelerin de insana uyumundan (Zihinsel algılama, kolay kontrol edebilme ve yönlendirebilme açısından) bahsedebiliyoruz.

    Bu anlamda ergonomi, birçok bilimsel disiplinin ortak çalışma alanı olan (mühendislik, mimarlık, tıp, fizyoloji, anatomi, psikoloji, sosyoloji olmak üzere) bir yaklaşımlar bütünüdür. Tüm bu bilimsel disiplinler ortaklaşa bir insana uyumlaştırılmış ideal makine-çevre sisteminin arayışı içindedirler. Elbette ki bu arayışın temel amacı, sadece insanın kendisiyle barışık uyumlu bir çevrede yaşaması değil, en önemli üretim faktörü olan insan gücünün (ya da iş gücünün) rahat, kolay ve sağlıklı bir şekilde üretim ve ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlayan makine, teçhizat, ofis, fabrika düzeni vs.nin yaratılması isteğidir.

    Çünkü bilinmektedir ki, insanın verimli çalışması, en iyiyi üretmesi ve ekonomik faaliyetlere en etkin şekilde katılabilmesi, bu ideal uyumun yakalanabilmesine bağlıdır.

    Modern ofisler basit önlemlerle engellenebilecek potansiyel tehlikeler ile doludur. Ergonominin amacı ise sakatlanma veya yaralanma riskini en aza indirerek insan vücudundan en yüksek verimi almaktır. Çalışma ortamı ve alışkanlıkları ile basit ayarlamalar yapmayı öğrenmek kişinin rahatını ve verimliliğini büyük ölçüde arttıracaktır.

    Ergonominin amacı;

    • Çalısanların etkinligini arttırmak
    • Gereksiz ve asırı zorlamalardan kaçınmak
    • Çalısmanın yöntemli bir sekilde düzenlenmesini saglamak
    • Lüzumsuz aktiviteleri önlemek
    • İnsan-makine-çevre uyumunu saglamaktır.
  • Sağlıklı bir ofis hayatı için öneriler

    [checklist]ofis-sagligi

    • Bir ortam ne kadar aydınlık olursa kendimizi o kadar dinç hissederiz. Bunun için, çalışılan ortamın aydınlık ve temiz olmasına dikkat edilmeli.
    • Bol oksijen almaya gayret gösterilmeli, zira bol oksijen, metabolizmayı hızlandırır.
    • İş yoğunluğuna dalıp su içmeyi unutanlardan olunmamalı. Su içmek zor geliyorsa, cam bir sürahi edinip, içerisine taze nane, kabuk tarçın ve limon dilimleri koyarak aroması değiştirilebilir.
    • Çok çay-kahve içenler şeker kullanmamalı ve kahveye krema koymamalı. Kahve beyazlatıcısı denilen bu ürünler, glikoz şurubundan elde edilir. Kola ve gazlı meşrubatlar da dikkatli tüketilmelidir.
    • Çay-kahveden alınan sıvı, su yerine geçmez, hatta vücuttan su kaybını artırır.
    • Genelde iş yaşamında yaşanılan bir sıkıntı da, öğle yemeklerinin çok yağlı olması ve doyurucu olmamasıdır. Öğle yemeğini evden getirmek tercih edilebilir.
    • Öğlen yemekleri dışarıda yeniyorsa, et ve salata seçeneklerinin olduğu yerlere gitmeye önem verilmeli.
    • Sabah kahvaltısı asla atlanmamalı. Poğaça ve meyve suyundan oluşan bir kahvaltı, besleyici değildir. Az yağlı peynir veya yumurta, mevsim sebzeleri, çavdar, tam buğday ekmeğinden oluşan proteinli bir kahvaltı yapılması tercih edilmelidir. Evde hazırlanamıyorsa, yenecek bir tostu, yağsız ve kepekli ekmekle hazırlanmış şekilde yenmeli.
    • Gerektiğinde hayır denebilmeli. Ofiste birçok çalışanın masasında abur cuburlar mevcuttur. Eğer kişi aç değilse, yememe prensibini edinmeli ve ikramlara kibarca hayır demeli.
    • İşlenmemiş ve paket olmayan gıdaları seçmeye özen gösterilmeli. Yemek aralarında atıştırmak için; taze ve kuru meyveler, tuzsuz kuruyemişler, süt, ayran bulundurulabilir.
    • Ofiste, sağlıklı beslenmek isteyen birkaç arkadaş bulunursa motivasyon artar.
    • Ofis içinde kısa yürüyüşler yapmak ve asansör yerine merdiveni kullanmak tercih edilebilir.

    [/checklist]