İyi insan ol, Anın tadını çıkar

yaslilik

Sağlıklı beyin için kinden ve nefretten uzak durulması gerektiğini belirten uzmanlar, kişinin mutlu olduğu ve kendini iyi hissettiği zaman bazı hormonal değişimler yaşadığını, bu durumun beyin sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyledi. Okumak, yeni fikirler üretmek, yeni arkadaşlar edinmek beynin daha sağlıklı çalışmasını sağlıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof.Dr. Kaya Aksoy, beyin sağlığının korunmasına ilişkin önerilerde bulundu.

Sağlıklı bir beyin için kinden, nefretten uzak durulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Şefkatli, sevecen olmak, insanlara yardım etmek, insanlarla kavga etmemek, iyilik yapmak, insanları sevmek ve çok pozitif düşünmek lazım” dedi.

Anın tadını çıkarın

Anını yaşamanın önemine değinen Prof. Dr. Aksoy, “Kişi anı yaşamıyorsa bir geri adım atıp niye ben anı iyi yaşamıyorum diye kendini sorgulaması gerekir. İçtiğiniz çayın değerini anlamanız lazım, yaptığınız sohbetinin değerini anlamanız lazım, gezdiğinizi sindirmeniz gerekiyor” tavsiyesinde bulundu.

Okuyun, yeni fikirler üretin

Endişe ve kuşkulardan uzak durulması gerektiğini de kaydeden Prof. Dr. Kaya Aksoy, beyni çalıştırmanın en iyi yöntemlerinden birinin okumak ve araştırmak olduğunu da vurgulayarak “Kişinin baktığını görmesi, baktığını algılaması, algılandığını yorumlaması çok önemli. Kişi yorumlarken yeni fikirler üretir. Beynin üretken hale getirilmesi lazım. Bir şeyi öğrenip bir şey öğretmek gerekiyor. Kişinin bir şeyi gördükten sonra onu nasıl yaparım diye düşünmesi lazım” dedi.

Beyin sağlığı için uykunun çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Rahat uyumak lazım, bunun için de kâbus görmeyecek şekilde günlük hayatı güzel geçirmek ve huzurlu olmak şart” dedi.

Yeni arkadaşlarla yeni bağlantı kurun

Beynin yeni bağlantılar kurmasının beyin sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, şu tavsiyelerde bulundu:

“Yeni arkadaşlar edinerek yeni konneksiyonlar (Bağlantılar) oluşturabilirsiniz. Çevrenizi kısıtlı tutup 3-5 insanla sohbet edip kabuğuna çekilmek yerine daha geniş çevreye ulaşmak, daha çok kişiyle beraber olmak lazım. Kişi o geniş konneksiyonları kurduğu zaman, o geniş konneksiyonlara bütün isteklerini, arzularını, iyi niyetlerini gönderip onlardan da aynı tepkiyi alırsa mutlu olur, kendini iyi hisseder çevreyle oryantasyon, uzayla oryantasyonun ve evrenle oryantasyonu yapmış olur. Kişinin içindeki güzel duygular hep bir mertebe yukarı çıktığı zaman yani iyilik yaparak, insanlarla iyi iletişim kurarak, onları kandırmadan iyi şeyler yaparak konneksiyonları devam ettirdiği zaman kişi zaten rahatlayacak hale geliyor.

O zaman Tanrı’nın seni görmek istediği bir vasıfta olduğunu söylüyorsun ve yüzüme iyi bakıyorsan, temizliğine dikkat ediyorsan, kendine baktığın gibi başkalarına aynı şekilde bakıyorsan, göz bakışıyla da iyi olduğunu gösterebiliyorsan o zaman o kafa o beyin her zaman görmeyi arzuladığın manzaranın içerisindeki akarsular gibi akıyordur. Çağlayanlar gibi beyin içerisindeki, zihnin ve hafızandaki bütün bilgiler gayet güzel bir armoni içerisinde gidiyordur, beyin daha iyi işliyordur ancak kin ve nefretle, başkasını kandırmak için 40 tane tilkinin kuyruğunu birbirine dolaştırmadan beyninde her türlü melaneti düşünüyorsan bir gün bir yerinde sorunlar çıkar.”

İyi insan olmak beyin sağlığını koruyor

İyi insan olmak, iyi düşünmek ve sevgiyle beyin sağlığını koruyabilmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Örneğin bir büyükbaba torununu seviyorsa o an büyük bir mutluluk yaşıyor. Mutlu olunca içerde birtakım hormonal değişimler oluyor. O anda hiçbir şey düşünmüyor. Kaygı duyduğu, kuşku duyduğu, sinirlendiği, endişe ettiği, hiçbir şey o an aklına gelmiyor” diye konuştu.

Sağlıklı yaşamak beyni de sağlıklı tutuyor

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof.Dr. Kaya Aksoy, sağlıklı bir beyin için sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam, doğru ve dengeli beslenmenin de önemli olduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulundu:

“İnsan hareket üzerine kurgulanmış bir varlıktır. Hem beden sağlığı hem de zihin sağlığı açısından hareket şarttır. Bu yürüyüş, yüzme, jimnastik, basit egzersizler ve Uzakdoğu yaşam sanatı Tai-chi şeklinde olabilir. Bedene egzersiz yaptırmak, bu egzersizler sırasında zihni dinlendirmek ve arıtmak çok önemlidir. Bir şeye inanarak, niyet ederek hareket etmek en yararlısıdır. İyice doymadan yemekten kalkmak, dengeli beslenmek, karbonhidrata ve şekere yüklenmeden beslenmek ve beyin sağlığını korumak açısından önemlidir.”

Sağlıklı Yaşlanma

Dünyada özellikle enfeksiyon hastalıklarının daha iyi kontrol edilebilir olması, acil tıp girişimlerinin, hastalıkların teşhis ve tedavi metotlarının oldukça gelişmiş yöntemlerle daha hızlı yapılabiliyor olması insan ömrünü uzattı. Ancak ömrün uzamasının sağlıklı bir yaşlanmayı bize vaat etmediğini belirten KadıköyŞifa Sağlık Grubu Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Tartan; bu kronik hastalıkların başında kalp ve damar hastalıklarının geldiğini belirtiyor.

Kalp ve damar hastalıklarını bir ailenin fertleri gibi düşünmek gerekir. Bu ailenin bir ferdi ile tanıştığınızda eğer aranıza sınır çekmezseniz, maalesef zararlı olan diğer fertlerle de tanışmanız kaçınılmazdır. Kalp ve damar hastalıkları çok yavaş hayatımıza girerler ve aslında bizimle yaşarken hayatımızda var olduklarını pek anlamayabiliriz. Ancak davet eden ve onlara kapıyı açık tutan unsurları biliyorsak, varlıklarını hissettiren ip uçlarını tanıyorsak gereken önlemleri alarak onları hayatımızdan uzak tutabiliriz.

Hipertansiyon; yaşlanma ile görülme sıklığı artan bir hastalıktır. Ailenin en sık belki de ilk tanışılan üyesidir. Toplum da her 3 kişiden biri hipertansiyonla tanışır. Ani ve çok yüksek değerlere çıkmadıkça çoğu zaman hissedemeyiz. Hipertansiyona davetiye çıkartıyor muyuz yoksa o sessizce zaten hayatımıza girmiş mi anlamak için nasıl yaşadığımızı gözden geçirmek yeterlidir.

Çok fazla unlu, şekerli gıdalar tüketiyor muyuz?

Fazla ekmek yiyor muyuz? Bunun esmer çok tahıllı vs olması daha yararlı anlamına gelmiyor. Çok fazla meyve, meyve suyu, meşrubat, alkol tüketiyor muyuz?

Çok fazla hazır yiyecek veya paketli yiyecekler, atıştırmalıklar, katı yağlar ve çok yağlı hayvansal gıdalar yiyor muyuz?

Hareketsiz bir yaşantımız var mı? Kilo fazlamız var mı?

Bunlar kalp ve damar hastalıkları ve hipertansiyon için açık davetiye verdiğimiz en kusurlu yaşam alışkanlıklarımız.mutlu yasli

Peki erken teşhis için neler yapabiliriz? Bedenimiz aslında bizimle sürekli kendi dilinde konuşur. Bize bir şeylerin eskisi gibi gitmediğinin sinyallerini verir. İç sesinizi çok önemseyin. Eskiye oranla daha çabuk yorulmak, güç ve enerji hissetmemek. Çabuk nefes nefese kalmak. Yürürken göğsünüzde bir dolgunluk, tıkanıklık veya yanma hissetmek; hatta bu sebeple durup soluklanmak ihtiyacı duymak. Uykudan kalktığınız halde oldukça yorgun ve enerjisiz hissetmek. Sık baş ağrısı, kulak çınlaması, bulanık görme, burun kanaması atakları, düzensiz kalp ritmi, çarpıntı olması dikkatimizi çekmesi gereken hallerdir.

Ayda bir defa tansiyonumuzu doğru ölçüm tekniğiyle ve güvenilir bir cihazla ölçerken tansiyonumuzun rakamsal olarak değerinin farkında olmak önemlidir. Sıklıkla 140/90 civarında tansiyona sahip birçok kişi yukarda yazılan bulguların çok azını hisseder. Bu durumu hareketsizlik, alınan kiloya yorumlar ve tansiyon yüksekliğinin olabileceğini hiç aklına getirmez. Normalde her yaş için tansiyonumuz ideal olarak 130/85 mmHg in altında olmalıdır. Ancak gün içinde tansiyonumuz iniş çıkışlar gösterir. Bu nedenle bu rakamların üzerinde bir seyir varsa 1 hafta 10 gün gibi sabah akşam takip edilerek hangi aralıkta seyrettiğinin farkına varılması gerekir.

Yılda en az bir defa rutin kan testleri ile, açlık kan şekeri, kan yağları, karaciğer ve böbrek fonksiyonları ve buna ek olarak hekimin riskinize ait öngördüğü diğer testler yapılmalıdır.

Unutmayalım ki; Kalp ve damar hastalıkları risk faktörleri ailesi birbirine bağlıdır ve mutlaka birinin varlığı neticesinde diğerleri de bir süre sonra hayatınıza girecektir. Bu risk faktörleri erken dönemde teşhis edilmezlerse ilerleyen yaşımızda kalp yetmezliği, damar tıkanıklığı ve neticesinde kalp krizine sebebiyet verecektir. Bununla birlikte ritim bozukluğu, ana atar damarda tıkanma genişleme, felç, erken bunama, beyin kanaması, böbrek yetmezliği, körlük gibi çok ciddi hastalıklara dönüşerek yıllar önce bizim hayatımıza girdiklerini bize hatırlatacaklardır.

Sağlıklı ve mutlu bir yaşlılık geçirebilmek için bunun yatırımını da erken yapmak gerekir. Sağlıklı olmak; doğru beslenmek, egzersiz yapmak, sosyal çevreyle ve iç dünyanızda iyi ilişkiler kurmak, kendinizi geliştirmek gibi bütünsel bir yaşam biçimini içeriyor.

Vücudunuza kulak verin, düzenli olarak sağlık kontrollerinizi yaptırın.

Düzenli Kontrollerle Sağlıklı Yaşayın

ccccDüzenli sağlık kontrolleri ile hastalıklara erken tanı koymak tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörler arasında yer alıyor.Uzmanlar genç yaşlardan itibaren yapılması yararlı olan düzenli sağlık kontrollerine dikkat çekerek, erken teşhisin önemine vurgu yapıyor.

Günümüzde koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri her geçen gün önem kazanıyor. Düzenli sağlık kontrolleri ile hastalıkları erken evrelerinde fark edebilmek ya da kronik hastalıkları düzenli takip ederek hastalığın ileri safhalara geçmesini engellemek mümkün olabiliyor.

Yaygın olarak görülen kalp hastalıkları, diyabet, kanser ve hipertansiyon gibi hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı, tedavinin başarısını etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Kişinin hastalık riskine özel bireysel incelemelerden oluşan sağlık kontrollerinin önem taşıdığını vurgulayan uzmanlar, genç yaşlardan itibaren düzenli yapılmasında fayda olan kontrolleri açıklıyor:[starlist]

Erken tanı önem taşıyor!

  • 40 yaş altındaki kişilerin, öncesinde yapılan testlerin sonuçları normal değerlerde seyretmiş ise ve başka bir ek sağlık sorunu yoksa kolesterol, tam kan sayımı ve kan şekeri kontrollerini yılda bir kez yaptırmaları gerekiyor.
  • Toplumumuzda en sık görülen hastalıklardan biri olan diyabet için erken tanı büyük önem taşıyor.

Diyabet hastalığı Tip 1 ve 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Genetik sebeplerin belirgin olduğu Tip 1 diyabet hastalığı için rutin bir tarama testi bulunmuyor ancak ailesinde Tip 1 diyabet öyküsü bulunan kişilerin genç yaştan itibaren bir endokrinolog tarafından takip edilmeleri gerekiyor. Daha yaygın olarak görülen Tip 2 diyabet hastalığında ise erken tanı önem teşkil ediyor. Yapılan testler sonucu Tip 2 diyabet hastası olma olasılığı yüksek olduğu belirlenen kişilerin yaşam tarzlarını değiştirerek Tip 2 diyabet riskini azaltması ya da ortaya çıkışını geciktirmesi mümkün oluyor. Açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, geçmiş üç aylık kan şekeri ortalamasını yansıtan hemoglobinA1c ve vücuttaki insülin değerlerini ölçen testleri yaptırmak takip etmek açısından yarar sağlıyor. Yapılan testler sayesinde risk grubunda olduğu belirlenen kişilerin beslenmelerine ve fiziksel aktivite oranlarına dikkat etmesi hastalığın ilerlememesi açısından büyük önem taşıyor.

  • Rahim ağzı kanseri, kadınlarda 10-15 yıllık bir geçiş döneminin sonunda gelişebilen, dünyada kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür.

Rahim ağzı kanserinin erken tanısında son derece önem taşıyan “pap smear” testinin, 21 yaşından itibaren tüm kadınlarda yılda bir kez yapılması önerilmektedir. Üç sene üst üste yapılan testlerde negatif sonuç alındıktan sonra testler arasındaki zaman dilimini uzatmak mümkün olabiliyor. Pap smear testinin yanı sıra, ışık ile tarama yöntemi sayesinde rahim ağzı kanseri veya öncü lezyonları henüz olgunlaşmadan teşhis edilebiliyor.

Tütün kullanımı, çeşitli gaz ve tozlara maruz kalmak gibi nedenlerle KOAH risk grubunda olan kişilerin düzenli olarak solunum fonksiyon testi yaptırmaları öneriliyor. Uzun süreli öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi şikâyetleri olan kişiler de doktora başvurarak KOAH açısından muayene edilmelidir.

Osteoporoz, 15-20 dakika gibi kısa bir sürede yapılan kemik yoğunluk ölçümüyle teşhis edilebiliyor. Özellikle kortizon kullanan, şüpheli omurga kırığı ya da kalsiyum metabolizmasını etkileyen hastalığı bulunan kişilerin yanı sıra menopoz dönemini geçirmiş tüm kadınların da bu testi yaptırması önem taşıyor.

  • Uluslararası Kanser Ajansı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olan meme kanseri, kanserli her dört kadından birinde görülüyor.

Meme kanseri olan kişilerin yüzde 42,5’u 15-49 yaşları arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 18 yaş ve üzeri kadınların yüzde 65,1’i daha önce kendine meme muayenesi yapmamış. Son bir yıl içerisinde ise sadece yüzde 6,8’lik bir kesim mamografi çektirmiş. Uzmanlar kadınların düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapmalarını ve herhangi bir farklılık gözlemlediklerinde doktora gitmelerini öneriyor. Erken dönemde teşhis ve tarama amaçlı olarak 20 ile 30 yaş arasındaki kadınların üç yılda bir kez, 40 yaştan itibaren ise her yıl mamografi çektirilmeleri öneriliyor.[/starlist]

Sağlıklı yaşlanmak için yapmanız gerekenler

indir (11)Yaş ilerledikçe sağlığımız konusundaki kaygılar artar, gençken dikkat etmediğimiz sağlık önlemlerine ve sağlıklı yaşam kurallarına daha fazla uymaya başlarız. Oysa sağlıklı bir hayat ve sağlıklı yaşlanmak için her yaşta yaptıklarımız, yıllar içerisinde örülen bir duvara koyulan tuğlalar gibidir. Bu duvarın temellerini 20’li yaşlardan itibaren ne kadar sağlam atarsak, ilerleyen yıllarda sağlığımız da o kadar sağlam temeller üzerine oturur. 20’li yaşlardan 60 yaş ve üstüne kadar kadın ve erkeklere özel bazı önerilerimiz var.

Yaşlanmak tüm insanların ortak noktası ve yaptığımız her seçim daha iyi ve daha uzun yaşamamız üzerinde etkili olabiliyor. Yaşlanmanın etkilerini geciktirmek için ileride çok fazla para ve vakit harcamadan erken yaşta alınabilecek küçük önlemlerle, yalnız gençlikte değil her yaşta sağlıklı bir ömür geçirmemiz mümkün. Bunun için yaşınıza özel bazı taramalar ve kontrolleri yaptırarak ve riskli alanlarda gerekli önlemleri alarak ilk adımı atabilirsiniz.

[one_half] Kadınlar için Koruyucu Bakım Kuralları

20’li Yaşlar: Yirmili yaşlar kadınların en doğurgan yılları kabul edilir. Dolayısıyla bu yıllarda kendinize iyi bakmak önemlidir. Bu yaşlarda sigara, içki, diyet, uykusuzluk ve stres gibi yaşam tarzı faktörlerini yaşınızın genç olmasının verdiği rahatlıkla abartırsanız, ileride genel sağlığınız üzerinde etkisini görebilirsiniz.

30’lu Yaşlar: Zaman içerisinde kemiklerinizin doğal yoğunluğu azalır. Bu normaldir. Bu yıllarda egzersiz yapmaya başlarsanız, gerekli kemik yoğunluğunun oluşmasına destek olabilirsiniz. Ancak kemik oluşumu için önemli olan bu dönemi ihmal ederseniz, ileriki yaşlarda kemik kütlenizi korumak için daha fazla mücadele etmeniz gerekebilir.

40’lı Yaşlar: Kırklı yaşlar, hayatın ileri evrelerindeki sağlık sorunlarından kaçınmak için önemli bir dönemdir. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarınızı 40’lı yaşlarda sürdürün. Eğer bu alışkanlıkları edinmediyseniz, başlamanın tam zamanıdır!

50’li Yaşlar: 50 yaşına geldikten sonra daha fazla odaklanmanız gereken bazı sağlık konularının başında kemik sağlığı, kalp sağlığı ve önleyici taramalar gelir. Pek çok kadın ellili yaşlarının başlarında menopoza girer. Menopoza girdikten sonra osteoporoza yol açabilecek kemik kaybına yatkınlık artar. Buna ek olarak, yaşlandıkça bağışıklık sistemi de genel olarak zayıflar. Zayıflayan bağışıklıkla birlikte önerilen aşılar için doktorunuza danışın.

60 ve Üstü Yaşlar: Hareketliliğinizi korumanın en iyi yollarından biri koruyucu sağlık hizmetleridir. Sağlık kontrollerinizi ve gerek duyulan testleri düzenli olarak yaptırmak doktorunuzun tıbbi problemleri daha büyük sorunlara yol açmadan ve tedavisi güçleşmeden erkenden saptamasını sağlar. [/one_half][one_half_last] Erkekler için Koruyucu Bakım Kuralları

20’li Yaşlar: Birinci basamak hekiminizi ziyaret edin. İyi bir rutin edinmek için takip etmeniz gereken her şeyi programlayın ve gitmişken bir sonraki randevunuzu da alıp takviminize işaretleyin.

30’lu Yaşlar: Ailenizin tıbbi geçmişini iyi biliyor musunuz? Bu yaşlar hangi konularda artan risk altında olabileceğinizi araştırma zamanıdır. Hangi hastalıklar için daha yüksek risk altında olduğunuzu ve bu riski azaltmak için neler yapabileceğinizi öğrenin. Anne babanıza, kardeşlerinize ve ailenize odaklanarak bu hastalıkları az çok tahmin edebilirsiniz.

40’lı Yaşlar: Her gün mutlaka beş çeşit meyve ve sebze yemeyi hedef alın. Diyetinizi günlük olarak önceden planlayıp mümkün olduğunca sağlıklı yiyecekleri tercih edin.

50’li Yaşlar: Orta yaşlar çoğu zaman erkekler için stresli bir dönemdir. Artık düzenli egzersiz, yoga, meditasyon veya stres yönetimi dersleri alarak stresinizden kurtulmanın yollarını bulmanız gerekebilir. Ayrıca yaş ilerledikçe bağışıklık sistemi de genel olarak zayıflar. Önerilen aşılar için doktorunuza danışabilirsiniz.

60 ve Üstü Yaşlar: Hareketliliğinizi korumanın en iyi yollarından biri koruyucu sağlık hizmetleridir. Sağlık kontrollerinizi ve gerek duyulan testleri düzenli olarak yaptırmak doktorunuzun tıbbi problemleri daha büyük sorunlara yol açmadan ve tedavisi güçleşmeden erkenden saptamasını sağlar.[/one_half_last][checklist]

[box type=”note” ] Tüm Yaşlar için Sağlıklı Yaşlanma Kuralları

  • Geceleri iyi uyuyun (7-9 saat arası)
  • Sigara kullanmayın, aşırı alkol almayın
  • Bolca meyve ve sebze içeren sağlıklı ve dengeli bir beslenme uygulayın
  • Diş hastalıklarından korunmak için her gün dişlerinizi fırçalayın, diş ipi kullanın ve düzenli olarak diş muayenesine gidin
  • Düzenli check-up yaptırın, gerektiği şekilde takip muayenelerine ve uzman hekime gidin
  • Doktorunuza hangi taramaları ve aşıları tavsiye ettiğini sorun
  • Tansiyonunuzu ölçtürün
  • Düzenli egzersiz yapın, ancak yeni bir programa başlamadan önce doktorunuza danışın[/box][/checklist]

ileri Yaş Depresyonu

yasli_kadinPsikoloji bilimi insan ömrünü, bebeklik, çocukluk, ergenlik, erişkinlik ve yaşlılık olarak dönemler halinde inceler. Her dönem, kendi içinde baş edilmesi gereken sorunlar ve aşılması gereken engeller barındırır. Yaşlılık dönemi, insan yaşamının teorik olarak son evresi olması bakımından belki de en zor dönemdir.

Konuyla ilgili olarak Terapi İstanbul’dan Psikolog Sevtap Çakmakçı şunları söyledi:

Hemen her durumda olduğu gibi “madalyonun iki yüzü var“ sözü yaşlılık dönemi için de geçerli. Bir yandan bakıldığında; hayatın getirdikleri ve götürdükleriyle hesaplaşılmış bir dönem olması, biriktirilen tecrübeler, artık kişiyi bir ‘bilirkişi’ mertebesine yükseltiyor. Hayata daha olgun yaklaşabilme şansı veriyor yaşlanmak. Artık eskisi gibi ağır sorumlulukların yaşanmadığı, bir sonraki nesle devredildiği bir dönem. Yaşamış, biriktirmiş ve çözmüş  olmanın rahatlığı ile sahneden çekilme ve yeni oyuncuları izleme vakti.

[one_half]

“ileri Yaş Depresyonu” madalyonun diğer yüzü. Üretkenlik dönemini tamamlamış olmak, eskisi gibi çözümler üretememeye başlamak, bu nedenlerle karar mekanizmasının dışında kalmak ya da tutulmak, evden ayrılan çocuklar, arkadaş kayıpları, yaşa bağlı sağlık sorunları, en önemlisi eş kaybı yaşlılık dönemini insan ömrünün  yaşanılması en zor dönemlerinden biri yapıyor.

Tıbbın sağladığı olanaklarla uzayan insan ömrü, genç bir nüfusa sahip olduğu bilinen ülkemizde de yaşlı nüfusun hızla artmakta olduğu gerçeği ile yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Hemen hepimizin ailesinde 70 yaş üstü bir büyüğümüz var. İleri yaş depresyonu sadece ruhsal bir hastalık olarak kalmayıp, şeker, yüksek tansiyon ve birçok nörolojik rahatsızlıkların  daha ağır yaşanmasına neden olduğundan tüm aileyi etkileyip, aile içi huzuru tehdit eder bir hale de gelebiliyor.

Depresyon her yaştan kişinin yaşayabildiği tedavisi olan bir hastalık.  Ancak yaşlılık döneminde özellikle üstünde durulması gerekir. Çünkü depresyonun başlıca belirtileri olan halsizlik, isteksizlik, uyku sorunları, sosyal ortamlardan çekilme gibi belirtiler yaşlılığın doğal yansımaları olarak kabul edilip kolayca göz ardı edilebiliyor. Oysa ileri yaşlarda da yaşının getirdiği tüm avantajları yaşayan, mutlu, hevesli, sosyal ortamlara uyum ve  katkı sağlayan biri olarak yaşlanmak mümkün.

[/one_half]

[one_half_last][box type=”shadow” ]

İleri Yaş Depresyonunun Belirtileri

  • İki ila üç haftayı geçen derin keder hali,
  • Hevessiz ve isteksiz olma,
  • Sık ağlama, alınganlık,
  • Yerinde duramama, huzursuzluk,
  • Kilo ve uyku düzeninde azalma veya artış , (dikkat çekici düzeyde)
  • Kendi bedenine aşırı duyarlı olma, doktorlarca sebebi bulunamayan ağrı, sızı, uyuşma gibi fiziksel yakınmalar,
  • Öz bakımda aksamalar, dış görünüşe özen göstermeme,
  • Sosyal ortamlardan kaçınma, içe kapanma

Ayrıca;

  • Beyindeki biyolojik değişiklikler,
  •  Beyin hücrelerinin kaybı,
  •  Beyni besleyen küçük damarların tıkanması da bazı psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

[/box][/one_half_last]

Yaşlı kişiyle birlikte yaşayanların da konuyla ilgili farkındalık kazanması çok önemli. Davranışlarındaki değişimin sebeplerini öğrenip anlayışlı ve sabırlı davranılması gerekir. Kederli ve isteksiz, halsiz olmak yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak değerlendirmemelidir.

Ailenizde ileri yaşta bir kişi varsa ve 15 günü aşan bir süre yukarıdaki depresyon belirtilerini gözlemliyorsanız vakit kaybetmeden bir uzmanla bağlantıya geçmelisiniz. Uzmanın öngördüğü sıklık ve sürede psikoterapilerin devamını sağlamalı ve ilaç kullanımı takip etmelisiniz.

<

p style=”text-align: justify;”>Bu tür bir yardım almak tedavisi mümkün ve kolay olan depresyonun en başından halledilmesi için en doğru yaklaşım olacaktır.

Unutkanlık

Unutkanlık nedeniyle yaşam kalitesi bozulmaya başladıysa, mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor. Bu durum, her rahatsızlık için ayrı değerlendiriliyor. Unutkanlık sorunları standart gibi görünse de demans için farklı, depresyon için daha farklı olabiliyor. Unutkanlığın hastalık seviyesinde olup olmadığı nasıl anlaşılır, tedavileri nelerdir?

Emsey Hospital’dan Psikiyatri Uzmanı Dr. Orhan Karaca, konuyla ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Unutkanlığın genel sebepleri

arrow-okUnutkanlığın genel sebepleri içinde en sık rastlananı psödodemans (depresyona bağlı demans)tır. Yalancı bunama olarak da bilinen bu durum, en sık depresyonda görülür. İnsanlar genelde sık unuttukları zaman “Acaba bende demans mı başladı?” diye düşünür. Oysa ilk değerlendirilmesi gereken durum, kişinin hayatında o günlerde bir zorlanma olup olmadığı ya da depresif bir durum yaşayıp yaşamadığıdır. Çünkü depresyona bağlı olarak kişinin bazı fonksiyonları bozulur. Hastalık sadece unutkanlık olarak değil; halsizlik, dikkat dağınıklığı, moral bozukluğu, uyku düzensizliği, keyifsizlik, iştah artışı ya da azalması, umutsuzluk olarak da kendini gösterir.

arrow-okBir diğer sebep, herkes tarafından bilinen demans, yani bunama rahatsızlığıdır. Bunama rahatsızlığı çoğu zaman Alzheimer olarak düşünülür. Aslında kendi içinde çok fazla başlığı vardır. Bunların mutlaka bir profesyonel tarafından değerlendirilerek ne olduğunun belirlenmesi gerekir.

arrow-okBir başka unutkanlık sebebi ise, B12 vitamini eksikliğidir. B12 vitamini eksikliği, toplumda en sık bilinen en popüler unutkanlık sebeplerinden biridir. Bunun dışında şizofreni, bipolar bozukluk gibi diğer psikiyatrik hastalıklarda da unutkanlık görülebilir. Bunun sebebi şizofrenide bilişsel süreçlerin bozulması, bipolar bozuklukta ise duygu durumdaki çökmelerdir.

arrow-okUnutkanlığın sebeplerinden bir tanesi olup da, en çok gözden kaçan zeka geriliğidir. Zeka geriliğini çok uç vaka olarak düşünülmemelidir. Zeka ortalamasının biraz altında olan kişilerin, bir konuyu hafızasında tutma olasılığı diğerlerine göre daha zordur. Ama hiç kimse kendisine ya da sevdiklerine demansı, şizofreniyi, bipoları, depresyonu ya da zeka geriliğini yakıştırmaz.

Unutkanlığın sebepleri fiziksel de olabilir

arrow-okUnutkanlığın fiziksel sebepleri de olabilir. Örneğin bir beyin tümörü, beyinle alakalı bir başka rahatsızlık, metabolizmayı bozan hastalıklar ve ağır diyete ek olarak kanser de unutkanlığa sebep olabilir. Ama en sık rastlanan hastalıkların başında hipotiroidi gelir. Aslında hipotiroidi sadece kendi başına bunu yapmaz. Metabolizmadaki yavaşlamaya ek olarak oluşturduğu depresyon nedeniyle de bu tabloya sebep olabilir. Bunlar, vücut fonksiyonlarındaki çökmeyle alakalı unutkanlık nedenleridir.

Unutkanlığın tedavisinde doğru teşhis önem taşıyorhafiza - unutkan

Unutkanlığın bir hastalığa bağlı olup olmadığını belirlemek gerekir. Eğer bir hastalığa bağlıysa, buna uygun bir protokol izlenmelidir. Unutkanlığın çok iyi gözlenmesi şarttır. Tedavide erken değerlendirme ve hastanın takibinin yapılması önemlidir. Unutkanlığın ne şekilde seyrettiği de yine tedavinin belirleyicileri arasında yer alır. Çünkü unutkanlık olup düzelebilir ya da gittikçe derinleşebilir.

Her hastalığın kendine özgü bir yaklaşım biçimi vardır. Demans en sık, en belirgin unutkanlık nedenlerinden bir tanesidir. Bu hastalıkta özellikle dikkat edilmesi gereken ilk evredir. Demans erken evrede psikiyatrik belirtileri taklit eder. Örneğin kişi hatırlayamadığı için sinirlenebilir, unuttuğu için üzüntü duyabilir. Karşısındakine “Sürekli aynı şeyi soruyorsun” gibi çıkışlarda bulunabilir. Çünkü yetersizliğini bir şekilde hissetmeye başlar veya davranış değişiklikleri ortaya çıkar. Örneğin alışkanlıkları değişmeye başlayabilir.

Demans 65 yaşından önceyse erken başlangıçta, 65 yaşından sonraysa geç başlangıçta olarak adlandırılır. Demansı olan hastaları incelediğinde, geçmişe dönük detaylı bir öykü alındığında, başlangıcın ilk zamanlarda sanki psikiyatrik belirtilerle seyreden bir psikiyatrik hastalık gibi olduğu görülür. Bu durumda erken müdahalede erken yanıt alınır. Çünkü demans yıkımla gider, sürekli aşağı doğru iner, bir yerde tutulması gerekir. En azından fonksiyon yitimi olmaması açısından ilaç tedavisine erken başlanırsa, kişi yaşamına daha iyi bir şekilde devam edebilir.

İlaç tedavisinin süresi var mıdır?

İlaç tedavisi demansta ömür boyu sürer, depresyonda ise depresyonun ağırlığına bağlı olarak değişir. Demansta süreç daha ağır ve çözümsüzken, depresyonda daha çözümlü bir süreç hakimdir. Bireysel özellikler, yalnız yaşanması, yaşamdaki travmalar, destek faktörlerinin olmaması, stres faktörleri, tedaviye başvuru biçimi, zeka düzeyi, entelektüel düzey, kişinin depresyon tedavisinin sürecini belirleyen unsurlar olarak değerlendirilebilir.

Eğer kişilerin yakınlarında unutkanlık varsa ve yaygınsa ya da ailede ilerleyen yaşlarda demansı ortaya çıkmış kişiler varsa mutlaka bir kontrol edilmeleri gerekir. Özellikle demans, Alzheimer veya diğer organik kökenli demans sebepleri olan rahatsızlıklarda geç kalınırsa, tedavi başarısı da o oranda düşer. Bunun dışında unutkanlık süreci genelde demansta aşağı doğru inerken depresyon, hipotroidi ya da az önce sayılan diğer fiziksel hastalıklar da geri dönüşlüdür, düzelir. Ancak uzun süre ağır diyet yapıldıysa, birtakım fiziksel bozukluklar da ortaya çıkabilir. Bu sizin karaciğerinizde ortaya çıkabileceği gibi beyninizde de görülebilir. Bu durumda unutkanlıkla ilgili süreç daha sıkıntılı bir hal alabilir. Diyetlerin bilinçli yapılması çok önemlidir. Gelişi güzel ilaç kullanımı ya da bitkisel olduğu söylenilen ilaçlar da sonuçta karaciğere ve diğer organlara zarar verebilir. Bu ilaçlar beyin üzerinde etkilidir, çünkü iştah kapatılmasındaki en önemli faktörlerden bir tanesi dışarıdan alınan bu maddelerin beyindeki açlık merkezini bastırmasıdır. Buradan şu sonucu çıkartılabilir: Zayıflamak için alınan ilaçlar beyin üzerinde etki edebilir, bunların olumsuz tesirleri de ortaya çıkabilir.

Unutkanlığın normal mi, yoksa bir hastalık belirtisi mi olduğunu nasıl anlaşılır?

Unutkanlığın hastalık sayılıp sayılmaması, kişinin yaşamının unutkanlıkları yüzünden ne kadar etkilendiğine bağlıdır. Kişi çevresinden“Sen bugünlerde çok unutkan oldun! Söyledim hatırlamıyor musun?” gibi geribildirimler alabilir. Bunun yanında kişi kendisini de gözlemleyebilir, “Zaman zaman unutmalarım başladı” diyebilir. Unutkanlık yüzünden yaşam kalitesi bozulmaya başladıysa, mutlaka dikkat edilmesi gerekir. Bu durum her rahatsızlık için ayrı değerlendirilir. Unutkanlık sorunları standart gibi görünse de demans için farklı, depresyon için daha farklıdır.

Demansta değerlendirmeyle ilgili en sık düşülen yanlışlardan bir tanesi şudur: Demans hastalarının yakınları, “Genelde eskiyi çok iyi hatırlıyor ama yakını hatırlamıyor” der. Zaten demansın özelliği de budur. Eskiyi çok iyi hatırlar ama yeniyi hatırlamakta zorlanır. Sebep de şudur: Beyin yeniyi kaydedememeye başlamıştır, eski kayıtlanmış olanları arşivden daha kolay çıkartır ama arşive yeni dosya koyamamaya başlar. Bu husus durumu değerlendirmede önemli bir belirleyicidir.

Kan Basıncını Bir Haftada Kontrol Altına Almak

gebelerde tansiyon yuksekliği

gebelerde tansiyon yuksekliğiÜlkemizdeki 15 milyon hipertansiyon hastasının yaklaşık yarısı kan basıncının yüksek olduğunun farkında olmadan yaşantısını sürdürmeye devam ediyor. Bu 15 milyon hastadan yaklaşık 10 milyonu ise kan basıncını kontrol ettirmiyor. Hipertansiyonun belirti vermediği için hastalar tarafından fark edilmediğini söyleyen LIV HOSPITAL Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat, yeterli tedavi alamayan hastaların birçok organının durumdan olumsuz etkilendiğini söylüyor.

Ülkemizde hipertansiyonu olan her 2 hastadan biri ne yazık ki hastalığının farkında değil. Hipertansiyonun farkında olup ilaç kullanan hastaların da yaklaşık yarısında kan basıncı kontrol altında değil. Aslında hipertansiyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tansiyon aletlerinin ucuzlaması ve yaygınlaşması sonucu evde kan basıncı ölçümünün yaygınlaşması ve ilaçların yan etkilerinin azalması nedeni ile günümüzde hipertansiyon tedavisi geçmişe kıyasla oldukça kolaylaşmıştır.

<

p style=”text-align: justify;”>Günümüzde hipertansiyon hastaları oldukça şanslıdır çünkü hipertansiyonun nedenine yönelik tedavi yapılabilir, çok sayıda etkin ve güvenilir tansiyon düşürücü ilaç vardır. Günümüzde hipertansiyon hastaları için asıl tehlike hastalığın farkında olmamaktır, tedavi alternatifi çoktur ve her hastaya özel tedaviler ile kan basıncını kontrol altına almak kolaydır. [checklist]

[box type=”info” ] Kan basıncını kontrol altına almaya engel olan durumlar nelerdir?

  • İlaç kullanmaktan kaçınma
  • İlacın yan etkilerini doktorla paylaşmama
  • Kan basıncı kontrol altına alınınca acaba ilaç gerekli mi diye denemeler yapma
  • Tansiyon ölçüm aletinin hatalı olması
  • Tansiyon ölçmeyi bilmeme
  • Hatalı bitkisel ilaç kullanımı
  • Doktorla konuşmadan ilaç sayısını veya dozunu azaltma
  • Hipertansiyonun nedeninin araştırılmaması
  • Başka bir hastalık nedeni ile kullanılan ilacın kan basıncını yükseltmesi
  • Fazla ekmek yemek (tuzsuz değilse)
  • Farkında olmadan aşırı tuz almak
  • Dışarıda yemek yerken özel isteklerde bulunmamak
  • Yüksek tansiyonun belirti vermemesi
  • Durumu (tansiyonun yüksek kalmasını) kabullenmek
  • Bünyem yüksek tansiyona alışmış diye düşünmek [/box][/checklist]

Kan basıncı kontrolünde hedef

Hastaların hastalıkları hakkında yeterli ve doğru bilgi sahibi olması ile kan basıncının kontrol altına alınmasına engel olan durumlar çok hızla düzeltilebilir. Kan basıncı kontrolünde hedef sağlık merkezi ölçümlerinde 140/90 mmHg’nın altı ve ev ölçümlerinde 135/85 mmHg’nın altıdır. Kan basıncının 2 mmHg bile düşmesi hasta için bir kazançtır.

Hipertansiyon tedavisinde hastaya özel çözümler üreterek kan basıncı kontrolünde bir haftada gibi kısa bir sürede iyileşmeler sağlanabilir.

Beyin Yaşlanması, Alzheimer ve Parkinson

Yaşlanma, serbest radikaller denen atık moleküller sayesinde gerçekleşiyor. Dışarıdan alınan gıdalar, sindirim sisteminde bir dizi işlemden geçtikten sonra, gözle görülemeyecek kadar ince kapiller damarlar sayesinde hücrelere taşınıyor. Burada oksijenle yanarak, enerjiye dönüşüyor. Enerji nasıl ki, insan yaşamı için vazgeçilmez bir konfor ve rahatlık sağlıyorsa, hücreler için de aynı şekilde hayati bir önem taşıyor.

REEM Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, vücutla birlikte beynimizde de meydana gelen değişiklikleri ve konuyla ilgili diğer görüşlerini paylaşıyor.

Beyin ve vücut yaşlanmasının nedeni; serbest radikaller

Serbest radikaller, nötralizan antioksidanlardan daha fazla olduğundan, hücre zarları ve kalıtım maddesi olan DNA, oluşan saldırılarla günden güne zarar görür ve dejenere olur. Hücre yenilenmesi maalesef DNA’yı sıfırdan yenileyemez. Serbest radikaller nedeniyle hasar gören DNA, her yenilenmede, giderek yaşlanmış haliyle bir sonraki hücreye nakledilir. Dolayısıyla serbest radikalleri uygun gıda disiplinleri ile elimine etmek, beyin ve vücut yaşlanmasını, buna bağlı olarak da unutkanlık başta olmak üzere birçok hastalığı yenmemizi ya da yavaşlatmamızı sağlar. Oksijen molekülü, enerji üretirken ya elektron vererek eksiklenir ya da elektron alarak oksitlenir. Bu aktivite esnasında bir elektronunu kaybetmiş veya bir fazla elektrona sahip enerji sonrası atık moleküller (serbest radikaller) oluşur. Dengesi bozulmuş serbest radikaller, yeniden çift elektronlu normal yapıya dönüşmek için, sürekli başka moleküllere saldırarak elektron alır ya da verir. Böylece vücudumuzdaki her hücre, günde ortalama 10 bin serbest radikalin saldırısına maruz kalır. Hücrelerimiz ürettiği antioksidan enzimlerle, bu oksitlenmiş ya da eksiklenmiş atık moleküllere (serbest radikallere) elektron vererek, durumu nötralize etmeye çalışır.

guclu beyin

Yaşa bağlı bellek bozukluğu ve Alzheimer

Serbest radikaller, zaman içinde sinir hücrelerinin de yaşlanmasına ve yorulmasına neden olarak, yaşa bağlı bellek bozukluğu, bunama ve Parkinson gibi birçok nörolojik hastalığa neden olur. Yaşa bağlı bellek bozukluğu (hafif kognitif bozukluk), adından da anlaşılacağı üzere, yaşlanma ile ortaya çıkan fizyolojik bir durumdur. Beyin yorgunluğu her yaşta görülebilirken, bu tablo yaşlılığa has bir problemdir. Stres, şikayetleri tetikleyebilir. Kişiler eşyaları koydukları yerleri, isimleri ya da yüzleri hatırlamakta güçlük çeker ve bundan da şikayeti olur. Alzheimer ve diğer demanslarda kişi, genellikle unutkanlıktan şikayetçi olmadığı halde, yaşa bağlı unutkanlıkta daha yoğun bir serzeniş vardır. Hatta kişi Alzheimer olduğundan korkmaya başlar ve bunu yüksek sesle dile getirir. Alzheimer’daki unutkanlık, kişiden önce çevreyi rahatsız eder, hasta yakınlarının isteği ve ısrarı ile doktora müracaat eder.

Yaşa bağlı bellek bozukluğunda kişi bizzat kendisi kliniğe gider ve “Acaba bende bunama mı var?” diye sorarak endişesini dile getirir. Bu yüzden kendiliğinden gelip, “Acaba Alzheimer’a mı yakalandım?” diyenlerin büyük çoğunluğunun, aslında Alzheimer hastalığı ile uzaktan yakından ilgileri bulunmaz. Ayrıca Alzheimer’da yakın hafıza kaybı söz konusu olup, geçmiş uzak hafıza nispeten korunduğu halde (ileri dönemlerde uzak hafıza da kaybolur), yaşa bağlı bellek bozukluğunda böyle bir ayrım yoktur.

Yaşlılarda Depresyon

yaslilik

Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yaşlı nüfusun toplumdaki oranı günden güne artıyor. Öyle ki bu sayı bugünlerde yüzde 7 oranında. Ancak yaş ilerledikçe yaşam süresinin aksine fiziksel ve ruhsal hastalanma riskinde de bir artış gözleniyor. Ülkemizdeki yaşlıların yüzde 15 ile 20’sinde depresyon görülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü yaşlılığı; bireyin çevreye uyum sağlayabilme yeteneğini kaybetmesi olarak tanımlarken Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniği’nden psikiyatri uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Tan, yaşlılarda depresyonu anlattı:

“BAKIMI ZOR MALİYETLİ OLUR”yaslilik

Depresyon her yaşta olduğu gibi ihtiyarlarda da görülür. İhtiyar depresyonun önemli bir özelliği, yaşlıların bütün hastalıklarında olduğu gibi, bakımının zor olmasıdır. İhtiyar depresyonu aileden başka insanların, bakıcıların, profesyonel sağlık mensuplarının çok zaman ve efor harcamasını gerektirir. Dolayısıyla ekonomik açıdan da pahalıya mal olur.

FİZİKİ HASTALIKLARI ALEVLENDİRİYOR

Depresyon fiziki hastalıkları alevlendirir. Yaşlılarda aynı anda birden fazla hastalık vardır genellikle. Bir de depresyon eklenince yaşlı insanın sağlığı iyice bozulur.

DEPRESYON HASTALARININ ÇOĞU TEDAVİ GÖRMÜYOR

Önemine rağmen ihtiyarlarda depresyon teşhisi az konur. Bunun sebeplerinden biri, yaşlıların keyifsiz, neşesiz, mutsuz, durgun olmasının normal karşılanmasıdır. Diğer bir sebep de, yaşlı depresyonunda bedensel şikayetlerin ön planda olmasıdır. Yaşlılar genellikle psikolojik durumlarından bahsetmezler, hatta psikolojik durumları sorulduğunda cevap vermezler (veya lafı eveleyip gevelerler). Ancak başlarının ağrıdığından, eklemlerinin sızladığından, nefeslerinin daraldığından, göğüslerinin sıkıştığından, iki adım attıklarında yorulduklarından, bağırsaklarının gazla dolu olduğundan yakınıp dururlar. Sonuçta, Amerika’da bile depresyonu olan yaşlıların %55’i tedavi görmezler. Fiziki şikayet ve hastalıklarla depresyon çok zaman öylesine iç içe girer ki, başlanan bir antidepresan ilaç iyi sonuç verdikten sonra ‘Demek ki hasta depresyondaymış’ denir.

DEPRESYON BEDENSEL HASTALIKLARDAN DAHA FAZLA ACI VERİYOR

Depresyon, sosyal fonksiyonu (hastanın dışarı çıkması, insan içine girmesi, topluma karışması, akrabaları ve arkadaşlarıyla görüşmesi, konuşmalara normal biçimde katılması vs.) akciğer hastalığından, eklem hastalığından, şeker hastalığından ve yüksek tansiyondan daha çok bozar. Fiziki fonksiyonu ise (bedeni taşıyabilme, ev içinde veya dışında hareket edebilme, günlük işlerini yardımsız yürütebilme vs.) eklem hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek tansiyondan daha çok bozar. Depresyon tedavi edildiğinde bütün bu bedensel hastalıkların verdiği acı azalır, hastanın hareketliliği artar, tedavi maliyeti düşer.

DEPRESYON HASTASI OLAN KİŞİ DAHA FAZLA DOKTORA GİDİYOR

Depresyona giren kişiler kendilerini daha ‘hasta’ algılarlar. Çok fazla doktora gidenlerin dörtte üçünde ciddi depresyon vardır. Depresyonu olanlar, diğerlerine göre iki kat daha fazla doktora giderler, hastaneye yatırıldıklarında iki kat daha uzun süre yatarlar. Depresyonu da olan fiziki hastalar, mesela kronik akciğer hastalarıyla, şeker hastalarıyla, eklem hastalarıyla, yüksek tansiyon hastalarıyla karşılaştırıldığında, hastane yataklarını daha uzun süre işgal ederler. Günde beş çeşitten fazla ilaç kullananların %65’i depresyon hastasıdır (depresyonu olmayanların sadece %35’i günde beş çeşitten fazla ilaç kullanır). Fiziki hastalığı olanlarda depresyon da varsa, bu kişilerin sağlığa harcadığı para, aynı şiddette fiziki hastalığı olan ama depresyona girmemiş kişilerle kıyaslandığında, iki kat daha yüksektir.

SAĞLIK DURUMU DEPRESYONU TETİKLİYOR

Kadınlar, dullar, fakirler, sosyal konumu düşük olanlar, üzücü ve beklenmedik olaylar yaşayanlar depresyona daha yatkındırlar. Genel sağlık durumunun kötü olması da depresyonu tetikler. Beyin ve hormon hastalıkları, kronik bronşit ve amfizem, kalp krizleri, kanserler depresyona girme riskini oldukça arttırır. Depresyon oranı genç erişkinlere kıyasla yaşlılarda düşüktür, ama genel tıbbi durumu kötü veya hastaneye yatırılmış olanlarda çok yüksektir.

YAŞLILAR NEDEN DEPRESYONA GİRER?

Genç erişkinler için geçerli olan depresyon sebepleri yaşlılar için de aynen geçerlidir: beyin kimyasında bozulma (serotonin, adrenalin, dopamin maddelerinin salgısında azalma), olumsuz düşünce yapısı (mükemmeliyetçilik, kendine güvensizlik, karamsarlık gibi), bazı kişilik özelikleri.

Yaşlılarda özellikle vurgulamak istediğimiz noktalardan biri, beyin damar hastalıklarına bağlı depresyondur. Beyin damarlarında tıkanma veya beyin kanaması sonucu dışarıdan bakıldığında görülen sadece felçtir, ama bu hastaların önemli bir bölümü depresyona da girer. Aynı şiddette sakatlığa yol açan başka hastalıklar, felçler kadar depresyona yol açmazlar. Çünkü felçlerde hasta organ, aynı zamanda duygu ve düşüncelerimizin de merkezi olan beyindir. Bazen beyinde küçük küçük bir sürü damar tıkanıklığı olur; bu hastalarda herhangi bir felç veya sakatlık ortaya çıkmaz, ama yine de depresyona girerler.

Beyin tomografisi veya MR’ı çekilip de beyninde küçülme (atrofi) görülen hastalar da depresyona yatkındırlar. Beyni küçülmüş yaşlıların bir kısmı uzun ve sağlıklı bir hayat yaşarlar, ama bir kısmında ileride bunama gelişir.

UNUTKANLIĞI KABUL EDEN YAŞLILAR DEPRESYONU REDDEDİYOR

Bunamalar da (mesela Alzheimer hastalığı) yaşlı depresyonunun önemli sebeplerinden biridir. Hastaya en çok acı veren durum, bunamanın kendisinden çok depresyondur. Hasta yakınları da genellikle unutkanlığı kabullenirler, ama depresyondan dolayı çok zahmet çekerler.

Bazen bunama unutkanlıkla değil doğrudan doğruya depresyon belirtileriyle ortaya çıkar. Bazen de depresyon o kadar şiddetli unutkanlığa yol açar ki, hastanın bunadığı sanılır (bu tür depresyona yalancı bunama veya psödodemans denir). Bunamayla depresyonun birbirinden ayrılması önemlidir; çünkü bunama giderek ilerleyen, depresyon ise tedavi edilebilen bir hastalıktır.

Parkinson hastalığı hem depresyona hem bunamaya sebep olabilen bir beyin hastalığıdır. Hareketlerde yavaşlama ve titremeyle ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe daha sık görülür. “

İleri yaşta sıkça görülen rahatsızlık: Kırıklar

İleri yaşlarda en çok görülen rahatsızlıkların başında kırıklar görülür. Yaşın ilerlemesi ile birlikte reflekslerin azalması, ev kazaları veya çeşitli akut, kronik hastalıklar kırıkların oluşmasına neden olur.

KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ali Canpolat ileri yaşlarda kırıkların nasıl oluştuğu, nasıl tedavi edildiği ve nasıl korunabileceğimiz konusunda bilgi veriyor…

Son yüzyılda kırsal yaşamdan şehir yaşamına hızlı geçiş sonrası özellikle ileri yaşlarda hareket azlığı, güneş ile temas eksikliği, beslenme alışkanlıklarındaki değişme çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden oldu. İnsan ömrünün uzaması ve yaşlı insanların artması (şu an da %20, 2050 yılında %40 yaşlı nüfus olucaktır.) sonucu yaşlı kırıkları denilen bir başlığı açılmasına ihtiyaç olmuştur.

Yaş, osteoporozun ve dolayısıyla kırık riskinin en önemli belirleyici unsurudur. 65 yaş üsttü kadınların 3/1 erkeklerin 8/1 osteoporatiktir. Yaşlıların 3/1 her yıl en az bir defa düşerler. Tekrar düşme korkusuyla hareketleri azalır, bu da osteoporozu tetikler.

En çok görülen kırık nedenleri nelerdir?

65 yaşından sonra hareketsizlik mental bozukluklar eklemlerde kordinasyon kaybına neden olur. Kas kütlesi kaybı çok olur postür bozukluğu gelişir, görme bozukluğu, anemi, hipertansiyon, hipotansiyon, diyabete bağlı bayılmaları kırık nedenleri arasına girer.

İleri yaşlarda yaşanan kırıkların en çok görülüdükleri bölgeler şunlardır:

kirik_kol

  • El bileği kırıkları
  • Ayak bileği kırıkları
  • Kalça kırıkları
  • Omurga kırıkları
  • Omuz kırıkları
  • Dirsek kırıkları

Kırık tedavisi nasıl yapılır?

Daha basit olan kırıklarda tedavi bandaj ve omuz kol askısıyla yapılır. Ancak daha ciddi durumlarda ayrılmamış kırıklar alçı ile tedavi edilir. Saydığımız bu yöntemlerle tedavi edilemeyen kırıklarda ise cerrahi müdahale gereklidir. Yapılan ameliyatlarda ya plak, vidalar ve uygun çiviler kullanılır ya da tedavi uygun protezler ile gerçekleştirilir.

Yaşlı kırıkları gerekli tetkikleri yapıldıktan sonra olabilecek en uygun sürede deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilmelidir. Özellikle protez ameliyatları erken harekete müsaade ettiği için yüz güldürücü sonuçlar verir:

  • Hasta 48 saat içinde ayağa kalkar.
  • Kendisi yemeğini yer.
  • Wolker ile yürüyerek tuvaletine gider.
  • Yatak yarası açılmaz.
  • Enfeksiyon ve akciğer iltihabı riski azalır.
  • Enboli riski azalır.

İleri yaşlarda kırıktan korunmak için ne gibi önlemler alınabilir?

  • Ev içinde halı ve kilimleri kaldırılması veya raptiye ile tutturulması kayma ve takılma ile düşmeyi önler.
  • Banyo zeminlerinde kaymayı önleyen örtüler kullanılması uygundur.
  • Geceleri hafif bir ışık bulunmalıdır.
  • Duvarlara bant halinde korkuluklar çakmak güvenli yürümeyi sağlar.
  • Yatak yanında Wolker yürüme cihazı bulunması uygundur.
  • Yatak başında ve banyoda telefon bulunması acil durumda ulaşılmayı kolaylaştırır.