HIV-1 ve HIV-2 Virüs Grupları M,O,N ?

Günümüzde HIV virüsünün iki ayrı tipi bilinmektedir; HIV-1 ve HIV-2. HIV-1, viral RNA sekansları ve proteinleri temelinde üç ayrı gruba ayrılmaktadır.

Yukarıda da değinildiği gibi HIV kılıflı bir virüstür, yani yüzeyi, gpl60 olarak da bilinen, bir kılıf proteini ile kaplıdır. Bu protein, gpl 20 ve gp41 adları verilen iki alt birimden oluşur. Virion, başlıca iki kopya tek sarmallı pozitif anlamlı (sense) RNA, pol enzimi ve vpr aksesuvar proteinini içerir ki bunların tümü nükleokapsid proteini (gag) ile stabilize edilirler.

Virüs yeni bir konağa girdiğinde ;  gpl 20, üzerlerinde CD4 reseptörü taşıyan yardımcı T lenfositleri (T-helper hücreler), dendritik hücreler ve makrofajlar gibi hücrelere bağlanır. Kılıf proteininin subüniti (alt birimi) olan gpl20’nin bağlanma epitopları ileri derecede değişkenlik gösteren alanlara sahiptir ki suşlar arasında % 25’lere ulaşan değişiklikler gözlenir. Virüsün konak hücresinin içerisine girişi ikinci bir reseptörün varlığına gereksinim göstermektedir. Genel olarak kemokin reseptörleri adıyla bilinen bu reseptörlerden virüsün en sık olarak kullandığı iki reseptör CCR5 veya CXCR4 adlarıyla bilinmektedir.

Hücreye girişle HIV kılıfından soyulur ve onun RNA genomu çift sarmallı tamamlayıcı (complementary) DNA’ya transkripte edilir, bu da enfekte ettiği hedef hücrenin kromozomuna entegre olur (proviral DNA). HlV’in öteki retroviruslardan farkı  hedef hücrenin nükleusuna girerken, hücre bölünmesi sırasında nükleus membranının dezentegrasyonunu gerektirmemesidir. Bu özellik, integraz, matriks ve vpr proteinlerinin taşıdıkları çeşitli nükleer lokalizasyon sinyalleriyle sağlanır ve virüsün genomu nükleer porlardan geçerek nükleusa yerleşir. Bu entegre olmuş proviral DNA immünolojik olarak sessizdir ve konağın genomu içerisinde latent kalır.

Entegre proviral DNA‘nın mRNA’ya transkripsiyonu konak hücre elemanlarının LTR’lere bağlanmasıyla başlar. İlk mRNA’lar tat, rev ve daha az olarak nef’i kodlayanlardır. Düzenleyici proteinler olan tat ve rev, özellikle, gag, pol ve env genlerinin tarnskripsiyonunu ve regülasyonlarını artırılmasında önemli işlevlere sahiptirler. Böylelikle virüsün önemli proteinleri üretilmeye başlar.

Bu bağlamda nef üzerinde durmak gereklidir, çünkü nef viral replikasyonda önemli bir işleve sahip olmadığı halde, yokluğu, hastalık ilerlemesini yavaşlatmaktadır. Öte yandan, tat yokluğunda ise HIV transkripsiyonu başlar, ancak uzama (elongation) süreci etkisizdir. Aksesuvar proteinler olan vif, vpr ve vpu proteinleri replikasyon açısından önemli değildirler ve ancak enfeksiyöz döngü sırasında üretilirler. HlV’in replikasyon döngüsü sırasında viral proteinler eşdeğer miktarlarda üretilmezler ve farklı genler de farklı zamanlarda sergilenmektedirler.

Günümüzde HIV virüsünün iki ayrı tipi bilinmektedir: HIV-1 ve HIV-2. HIV-1, viral RNA sekansları ve proteinleri temelinde üç ayrı gruba ayrılmaktadır.

M grubu epidemiden sorumlu olan asıl gruptur ve HIV epidemisinin yaklaşık % 99.6’sım (42-45 milyon kişi) bu grubun enfeksiyonu oluşturmaktadır. Grup O ile enfekte olanların sayısı ise yaklaşık 100.000 kişi kadardır. Şimdiye dek Grup N ile enfekte sadece 6 olgu tanımlanmıştır. M grubu viruslar 9 subtipten (klad; clade) oluşmaktadır ve bunlar A, B, C, D, F, G, H, J ve K harfleriyle adlandırılmaktadırlar.

M grubu içerisinde ayrıca 16 kadar, “dolaşan rekombinan formlar” (circulating recombinant forms) adı verilen, subtipler arası rekombinan viruslar bulunmakta; bunlara ek olarak kimi benzersiz (unique) rekombinasyonlara da rastlanmaktadır (örneğin, gruplar arası rekombinasyonlar). HIV-2 virusu A’dan G’ye kadar adlandırılan 7 subtip içermektedir. Bir sekizincinin (H) varlığına ilişkin güçlü veriler elde edilmiştir. HIV-2 ile yaygın enfeksiyon A (yaklaşık 50.000 olgu) ve B (yaklaşık 25 bin olgu) subtipleri kaynaklıdır.

HIV-2‘nin C’den G’ye kadar olan her bir subtipiyle enfekte sadece 1 ‘er olgu tanımlanmıştır. HIV-1 ve HIV-2 genetik sekansları bakımından büyük farklılıklar gösterirler ve bu virusların kılıf glikoproteinlerinin, immünolojik olarak, sıklıkla çapraz reaksiyon vermedikleri gözlenmektedir. Pandeminin başlıca etkeni HIV-1 olduğundan aşı çalışmaları da bu virus için yoğunlaşmıştır.

HIV-1 ‘in subtipleri epidemiyolojik olarak farklı coğrafi bölgelerde kümelenirler. Yine, HIV-1 izolatlarının çeşitli subtipleri genetik sekanslar açısından öylesine farklıdırlar ki, dünyanın farklı coğrafi bölgeleri için farklı aşılar gerektirebileceği gibi görüşler ileri sürülmüştür. Öte yandan, enfekte bir kişide, HIV enfeksiyonun gidişi sırasında virusta önemli genetik değişiklikler gelişmektedir.

Bunun nedeni virus genomunda gelişen hızlı mutagenezdir. Her replikasyon döngüsünde amino asid sekanslarındaki amino asitlerde yaklaşık 1:2.000 oranında değiklik gözlenmektedir.

Bunun anlamı, enfekte bir kişide, bir günde, enfekte CD4+ hücrelerden yaklaşık 1010 partikül salındığından, tüm genomun amino asit sekanslarında her gün 10.000 kez amino asit değişikliği oluyor demektir.

Dolayısıyla, enfeksiyon sırasında, HIV virusu, hem humoral immün yanıttan hem de hücresel immun yanıttan kaçmak için, önemli bir araca sahip demektir.

Aşırı Yemek Yeme Hastalığı ve OBURLUK !

Oburluk; içten gelen, önlenmesi çok güç olan ve aşırı miktarda yemek yenilmesi ile ortaya çıkan bir hastalık tablosudur.

Aşırı yemek yeme arzusu gün içinde belirli zamanlarda ortaya çıkar ve miktar olarak kesinlikle çok fazladır. Aşırı yemek yeme dönemlerinde hasta yeme isteğini kontrol edemez, ne kadar ve nasıl yediğinin tam olarak farkında değildir.

Bir insana obur diyebilmek için aşağıdakilerden en az üçünün bulunması gerekir.

Aşırı yemek yeme dönemleri ortalama haftada iki defa olur ve 6 ay devam eder. Bu hastalığın en belirgin özelliklerinden birisi de, hastanın hasta lığından dolayı çok ciddi üzüntü duymasıdır.

Hastaların bir kısmında aşırı yemek yemeyi dengeleyebilmek için, aşırı egzersiz, müshil kullanma ve oruç tutma gibi davranış biçimlerinin geliştiği görülür.

Oburluk ve şişmanlık birlikte görülür.

Hastaların yaklaşık % 30’u tıbbi tedavi için çaba harcar. Üzülerek söylemek gerekirse hastaların yarısı tıbbi olmayan zayıflama yöntemleriyle zamanlarını harcarlar, yine hastaların yarısında tedavi gerektiren ağır depresyon hali vardır. Aşırı yeme krizlerinin bir çok sebebi vardır. Genellikle çok sıkıntılı dönemleri takiben ve akşama doğru veya akşam saatlerinde aşırı yeme atakları orta ya çıkar.

Tedavide, depresyona karşı kullanılan ilaçlar tercih edilir.

Sadece ilaç tedavisiyle sınırlı kalmamak gerekir. Uzman bir pisikiatrist tarafından davranış tedavisinin yapılması ile tedavinin başarı şansı çok daha fazla olur.

Bu hastalıktan yakınan kişiler tedavilerinin çok zor olduğunu düşünürler. Önce bu saplantıdan hastayı kurtarmak gerekir. Kesinlikle uygun bir tedavi ile başarılı olmak mümkündür.

Şişmanlık Nasıl Oluşur ?

Şişmanlık yanlış ve aşırı beslenme sonucu vücutta fazla miktarda yağ toplanması ile ortaya çıkan bir durumdur.

İnsanı fiziksel hareketsizliğe ve depresyona sürükleyen, şeker hastalığına, yüksek tansiyona ve kan yağlarının yükselmesine neden olan şişmanlık, boy ve ağırlık ölçülerinin kıyaslanması ve deri kalınlığının ölçülmesi gibi yöntemlerle saptanır.

Anne ya da babası şişman olan çocukların %40’ı, anne ve babanın her ikiside şişman olan çocukların ise %60’nın şişman olma ihtimali vardır.

Çocukluk yaşlarında ortaya çıkan şişmanlıkların %40’ı erişkin yaşlarda da devam etmektedir.

Beden Kitle İndeksi (BKİ): Yetişkinlerde Ağırlık – Boy ilişkisine göre şişmanlığı gösteren indeks, ( Kilo, boyun uzunluğunun metre karesine bölünür).

Örnek; 70 kg ; 1.6ma = 21,87 ( Çıkan değer aşağıdaki değerlere göre kontrol edilir.)

Zayıflamanın Mükemmel Püf Noktaları ?

Bizim yapabileceğimiz kontrolünüz altında tutabileceğimiz olayları düzenlemek. Alış verişi hazırlamayı, tabaktaki miktarı, yemek saatlerini, masadaki ortamı ve yeme tarzını denetim altında tutabiliriz. Bundan sonrası iradeniz dışında geliştiğinden, yapabileceklerimizi en iyi şekilde gerçekleşti rmeliyiz.

Ancak sizlere yarın sabahtan itibaren yemek yerken kendinizi dikkatli bir biçimde izlemenizi önereceğiz. Uygar ülkelerde yaşayan insanlar, ki genellikle bu ülkelerde yemek çeşitleri boldur yediklerine karşı gerekli saygıyı göstermemektedirler.

Bu insanlar yiyeceklerini seçtikten sonra, akılları başka yerlerde, lokmaları peşpeşe yutmaya başlamaktadırlar. Bazen de yemek yerken bir yandan okumayı ya da konuşmayı tercih etmektedirler. Ve hemen hemen lokmalarını çiğnemeden yutmayı alışkanlık haline getirmişlerdir.

Bundan böyle zayıflamak için lokmalarınızı çiğnemeyi öğrenmeli ve bu lokmaların iyi ıslanmalarını sağlayabilmek için ağzınızın içinde evirip çevirmelisiniz. Lokmalarınızı iyice çiğnedikten sonra bunları yutmalısınız.

Kısa bir sürede bu alışkanlığı edinmeniz kolay değil.

Çiğneme süresini iki, üç misline çıkarmak isterseniz buna alışkın olmayan çeneleriniz ağrımaya başlayacaktır.Bu işe kademeli bir biçimde başlamanız en iyisi. Lokmanızı üç kez çiğneyeceğinize beş kez çiğnemeye çalışın. Et ya da ekmek lokmalarının en azından 10, 12 kez çiğnenmesi gerektiğini kendiniz de anlayacaksınız.

Çiğnemeyi “Düşünmeye” başladığınız zaman ne kadar önemli bir etken olduğunu anlayacak ve kısa bir süre içinde bunun sindirim üzerindeki olumlu etkilerini belirleyeceksiniz.Lokmalarımızı ağır ve iyice çiğnemenin iki önemli etkisi daha vardır.

Bu yöntemle kendinizi hemen tok, çok yemek yemiş gibi hissedeceksiniz. Her lokmanın zevkini ve her türlü tadı damağınızda duyacağınız için yemeğinizden kelimenin tam anlamıyla memnun kalacaksınız.

Sağlıklı zayıflama için normal yaşantımızı sürdürerek sistemli bir şekilde kilo vermek ve bunu ömür boyunca korumaya çalışmak güzel bir şey. Ama bir bifteğin, bir parça peynirin ya da bir porsiyon patatesin kilomuzu nasıl etkilediğini öğrenmek için durmadan tartılmak gereksiz bir olaydır.

Bir göz atmakla yiyeceğiniz miktar ve besin değerini belirlemek yeterlidir. Kimilerimiz kısa bir süre içerisinde zayıflamayı istemekte, kimilerimiz ise iradelerine destek sağlayabilmek için yaptıkları rejimden hemen sonuç almayı amaçlamaktadırlar.

Bir an önce terazinin ibresinin istedikleri yönde hareket etmesini umarlar. Biz tempolu ve kademe kademe bir zayıflamadan söz ettiğimiz zamanlar belki hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Bu kişiler için kitabımızın son bölümünde bir rejim şekli belirledik. Yalnız çok kısa bir süre için, en fazla beş gün belirli şartlar altında yapılmalıdır.

Biz genellikle fazla etki yaratan zayıflama sistemlerini seçmekten kaçınarak yavaş yavaş kilo kaybedeceğiniz ve “TABAK SİSTEMİ” dediğimiz bir rejimi öneriyoruz.

Diyet Yapmaya İnanarak Başlayın !

Kilo vermek birçok insanın en büyük problemlerinden biri haline geldi. Tabi bunun en başına yanlış beslenme ve hareketsizlik gelmektedir. Ciddi kilo problemleri olanlar diyetisyene giderek destek almalı.

Peki neden diyet yapmamıza rağmen kilo veremiyoruz? Nerede hata yapıyoruz? İrademize ne kadar sahip çıkıyoruz? Hadi Bir göz geçirelim.

Kilo vermek öncelikle beyinde biter. Kilo vermeye İnanarak başlayın. Aynanın karşısına geçip şu olumlamayı yapın;

’’Ben kilo vereceğim ve buna inanıyorum’’ bu cümleyi söyleyerek bilinçaltınıza kodlayabilirsiniz. Bilinçte buna inanarak bir süre sonra onaylar. Daha sonra hedefinizi belirleyin. Kaç kilo vermek ve kaç beden olmak istiyorsanız evinizin bir köşesine yazarak asın. Her gün o notu göreceğiniz için, bilinçaltınız hareket haline geçecek. Daha sonra hedefine uygun birkaç kıyafet alın dolabınıza asın. Bu yöntem hedefinize ulaşmanızı kolaylaştıracaktır.

Şimdide birazda diyetten söz edelim. Diyete düzenli spor yaparak  başlamalısınız. Spora pek vaktiniz yoksa günde yarım saat yürüyüşte etkili olacaktır. Sabah kahvaltısını çok hafif uygulayın bunu tamamen siz belirleyin. Kızartmalar, yağlılar, sucuk , salam, hamur işleri  gibi yiyeceklerden uzak durun en başta. Hafif yiyeceklerden günlük menü oluşturun.

Tarif / Malzeme

Tarif / Malzeme

Sağlıkla kalın …

Kilo ile Vücut Yağı Hesaplaması ?

Bir insan sağlıklı beslenme yoluyla kilo vermeye karar verip uygulama ya başladığında,önce yağ hücresinin hacminde bir küçülme meydana gelir. Normalden daha fazla bir kütleye sahip olan yağ hücresi küçülmeye başlar.

Küçük yaşlarda kilo almanın, ileri yaş larda önümüze çıkaracağı sorunların büyüklüğünü bilmek, sağlığımızı uzun vadede korumanın önemini ortaya koyması bakımından çok önemlidir.

Yağ hücrelerinin kütlesel ağırlığı yaklaşık olarak 0.4 ile 0.6 mikro gram arasındadır. Bu çok küçük bir miktar olup ancak çok hassas ölçüm aletleriyle ölçülebilir.

Yukarıda sayısını verdiğim yağ hücrelerinin milyarlarcası bir araya geldiğinde, bu çok küçük miktarların ne kadar önemli bir kütleyi oluş turduğunu kolayca görebiliriz. İnsan vücudunun karmaşıklığının altında muazzam bir düzen ve uyumun olduğunu gördüğümüzde,adeta gözlerimiz kamaşır ve bu mükemmel varlığa büyük bir hayranlık duyarız.

Gerçekten de bir şeyi tam olarak öğrendiğimizde, o ana kadar öğrendiklerimizin yetersizliği, niye daha önce bu konu üzerine yeterli ve ciddi bir şekilde eğilmediğimizi görmemize yol açar. Yaşamımızı devamlı olarak pişmanlıklar ve daha  önce niye tedbirini almadım yakınmaları içinde geçirmek istemiyorsak, en kısa zamanda temel bazı şeyleri öğrenmemiz gerekiyor.

Takdir edersiniz ki, bu kadar muazzam sayıdaki yağ hücrelerini sayarak şişmanlık hakkında bilgi sahibi olamayız.

O halde daha kolay ve herkes tarafından kullanılabilecek bazı yöntemler olmalıdır. Uzun yılları alan deneyimlerin sonunda, özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde, yaşam sigortaları tarafından bulunup geliştirilen birtakım yöntemler vardır. Bunlar, genellikle belirli yaş ve cins guruplarında boyla kilo arasında bazı ölçümleri esas almışlardır.

”Bir örnekle vücut kitle indeksinin nasıl hesaplanacağını bulabiliriz. Boyu 1.7 metre kilosu 70 kg olan bir kişinin vücut kitle indeksi; 70 / (1.7* 1.7), 70 / 2.89 =24.2.”

”Vücut kitle indeksi 18.5’in altında ise o kişi düşük kilolu sınıfına girer. 18.5 ile 25 arası normal kiloyu, 25-30 fazla kiloyu, 30-40 arası şişmanlığı, 40’ın üstü ise ileri derecede şişmanlığı gösterir.”

Vücut kitle indeksini kullanarak hem şişmanlığı kolayca tanımlama şansına sahip olabiliriz, hem de şişmanlığın tedavisinde hastanın hangi aşamalarda olduğunu kolayca görebiliriz. Özellikle zayıflama tedavileri esnasında, hastanın kilo vermeye başlamasıyla paralel olarak, VKİ’ inde meydana gelen düşmeyi görmesi moral motivasyonunu arttırır.

Vücut kitle indeksi, bize vücut yağı ile boy arasındaki ilişkiyi verir. Vücut kitle indeksinin 22-18.5 arasında olması, kişinin ideal kiloda olduğunu gösterir. Böyle bir kişi, kiloya bağlı olarak ortaya çıkacak hastalıklardan da en az oranda etkilenir.Bu durumdaki insanlarda beklenen yaşam süresi, şişman olanlara göre anlamlı bir şekilde daha uzundur.Şişmanlığın tanı ve takibinde ayrıca cilt altı yağ kalınlıkları (deri kıvrımı) özel kumpasa benzeyen aletlerle ölçülür.

vücut-kitle-indeksi-kiloGenellikle karın bölgesi, basenler, kol ve uyluk dış yan yüzlerinden ölçüm yapılır. Cilt kıvrımı kalınlıkları erkek  ve kadına göre ve ayrıca yaşa göre de değişiklikler gösterir. Tedavi öncesi yapılan ölçümler kaydedilerek, tedavi sonunda cilt kalınlıklarında ne kadar bir incelme olduğu tespit edilir.

Bel çevresinin kalça çevresine bölünmesiyle (Bel/Kalça oranı) çıkan sayı erkekte 0.90 kadında ise 0.80’in altında olmalıdır.

Sigara ve Şişmanlık Olayı !

Sigarayı bırakan insanların büyük bir bölümünün kilo aldığını biliyoruz. Bir çok insan sigaranın bırakılmasıyla ortaya çıkan boşluğun, özellikle abur cubur şeyler yenerek doldurulması sonucunda kilo aldıklarını düşünür.

Ger çekten de sigaranın bırakılmasıyla ortaya çıkan sıkıntı genelde abur cubur gıdalar yenerek doldurulmaya çalışılır. Bilindiği gibi sigara önemli bir oral tatmin aracıdır. Ağızda tutulması bile bazı kişilere keyif vererek onların rahatlamasını sağlar. Buna mukabil sigara gıdalar vasıtasıyla alınan kalorilerin direkt olarak vücuttan atılmasına yol açmaz. Sigara istirahat halindeki bazal metabolizmanın hızını arttırır.

Bu genellikle % 10 civarındadır. Sigarayı bırakan kişi, bırakmadan önceki dönemde aldığı gıda kadar alsa bile kilosunda artma olacaktır. Sigarayı bırakan kişi ya aldığı gıda miktarını azaltmalı ya da daha fazla egzersiz yapmalıdır. Haftada üç veya dört defa 30 dakika süreyle tempolu bir yürüyüş genelde kolayca yapılabilecek bir egzersiz türüdür. Yediklerimizi kontrol etmeli ve günlük almamız gereken kalori miktarının üstüne çıkmamalıyız. Bunun için yapılabilecek en kolay yöntemlerden biri si kalori saymaktır.

Yediklerimizi bir yere kaydeder ve yemeden önceleri yiyeceğimize karar verirsek kilo almanın da önüne geçebiliriz. Sigarayı bırakan herkes kilo alacağını zanneder. Bundan dolayı da sigarayı bırakır bırakmaz çok sıkı bir diyete girmeye karar verir. Aslında bu çok yanlış bir düşüncedir.

Buna bir de çok sıkı bir diyeti eklerseniz ortaya çok ciddi bir sıkıntı çıkar. Bir çok insan bu durumda diyet yapmayı başaramaz ve kilo alır. Bazen sigarayı bırakabileceği halde yeniden içmeye başlayarak çifte yenilgiye uğrar. Bunun insan üzerinde yaratacağı hasar çok yüksektir. Bir şeyleri başaramamanın getireceği ruhsal yükler biriktiğinde, karşımıza tedavisi zaman alan,önemli hastalık tabloları çıkar.

Bundan dolayı önce sigarayı bırakmalı ve daha sonra oluşabilecek kilo fazlalıklarıyla mücadele etmeliyiz. İnsanlar karar verdikleri zaman bir çok şeyi başarabilirler. Unutmayın, bir şeyi başarmanın yarısı ona başlamaktan geçer.

Vücut Yağ Dağılımı ve Ölçümü Nelerdir ?

Bilim adamları, vücut yağ dağılımının toplam yağ miktarından daha önemli olduğunu belirtir. Karın (Abdomen) çevresinde depolanan yağ, kalça ve uyluk (üst bacak, thigh)’larda depolanan yağa göre daha fazla risklidir.

Erkekler, örneğin, yüksek testesterona sahiptir ve yağ daha çok abdomende ve iç organlara yakın yerlerde oluşurken, bayanlarda ostrojen seviyesi yüksektir ve yağ kalça, thigh, göğüsler ve tricepslerin etrafında toplanır. Menopozdan sonra yağ, kalçalar ve thighden abdomene doğru kayar ve kalp hastalığı riski de yükselir.

1. Bel/kalça oranı ;  Bel çevresi, kalça çevresine bölünür. Bayanlar için bu oran 0.8 veya daha az olmalıdır. Erkekler için 0.95 veya daha az olmalıdır (Anita Bean, 2000).

2. Bel çevresi ; Bel çevresi ölçümü ile karın bölgesi yağı belirlenir. Bu, ayrıca toplam vücut yağı yüzdesinin belirlenmesi için de kullanılabilir (Anita Bean, 2000).

Erkekler için 94 cm veya daha fazlası, bayanlarda ise 80 cm veya daha fazlası fazla abdominal yağı gösterir. Karın bölgesinde (abdomen) fazla yağ bir sağlık riskidir.

Metabolizma Nasıl Hızlandırılır ?

Hareketsizliğin Metabolizmaya Zararları ? Metabolizma Hızlandırma Yönergeleri ve Yöntemleri.

Her zamankinden sağlıklı beslendiğiniz ve sağlıklı ve organik gıdalar tükettiğiniz halde kaslarınızı gevşemiş, kendinizi bitkin ve enerjinizi bitmiş, giysilerinizi biraz daralmış ve hatta bel-kalça ve basen kısmından sıkıyormuş gibi hissediyorsanız üzücü gerçekle karşı karşıyasınız demektir.

30-35 yaşından sonra kişilerin metabolizmasının yavaşladığı ve ilerleyen her 10 yılda bu yavaşlamanın iyice arttığını sizlere üzülerek belirtelim. Metabolizmanızın hızının arttırılması için gerekli önlemler hakkında bilgiler vererek yazımıza başlıyoruz.

Metabolizması yavaş olan bir kişinin ofisi veya evi asansörlü ise asansör kullanmamanız, işlemlerinizi gerçekleştirirken merdiveni kullanmayla başlayabilirsiniz. Metabolizma yavaşlayınca yağ depolaması artar. Bununla birlikte kas kütlesi artarsa ancak metabolizma hızlanır. Yüksek glisemik indeksli (işlenmiş, rafine edilmiş, kana çabuk karışan) karbonhidratlar yenirse, bu tür beslenme ile bu tüketilenler yağ olarak depolanır ve metabolizmayı yavaşlatır.

İnsülin direnci, hormon bozuklukları, yoğun çalışma hayatı, stresli hayat, uykusuzluk ve stres metabolizmayı yavaşlatan etkenlerdir.

spor-metabolizm-egzersizBu nedenle aşırı yemekten kaçınarak karbonhidratlı gıdalar yerine proteinli gıdalar tüketilmesi ve kas kütlenizi arttırmak için spor yapınız, dengeli beslenin, yüksek glisemik indeksli gıdalardan, vücudunuz için gerekli olan kalsiyum ihtiyacını karşılayın. Günlük hayatınızda yapacağınız 30 dakika ya da daha fazla süren yoğun bir egzersiz ile daha fazla sağlık yararı kazanacak olsanız da düşük veya orta yoğunluktaki egzersizler de sizin için faydalıdır. Gündelik yaşamınızı egzersiz etrafında oluşturmak yerine egzersizi hayatınız çevresinde oluşturun.

Evde oturan biriyseniz her gün yerleri silerek başlayabilirsiniz. Çocuklarınızı oynarken seyretmek yerine onlarla birlikte oynayın. Kahvaltı, öğle yemeği veya akşam yemeğinden önce kısa bir yürüyüşe çıkın. Erkeklerin pek sevdiği bir durum olmasa da alış-verişe çıkmak ve dükkanlarda gezmekte egzersiz olarak düşünülebilir. Ortalama olarak taksiyle gittiğiniz yakın yerlere yürüyerek veya bisikletinizle gitmekte bir egzersizdir.

Şişmanlığın Sebepleri Nedir ?

Şişmanlık, alınan enerjiyle sarf edilen enerji arasındaki dengesizlik sonucu olarak ortaya çıkar. Eğer alınan enerji fazlaysa şişmanlık, buna mukabil sarf edilen enerji alınandan fazlaysa zayıflık ortaya çıkar.

Kısaca, enerji alımı yani beslenmedeki dengesizlikler sonunda vücutta normalden fazla yağ depolanarak, fazla kilo problemi oluşur. Kilo alınması sırasında yağ hücrelerinin hacminde (kütlesinde) bir artış meydana gelir. Zayıflama sırasında da ar tan yağ hücresi ağırlığı azalır.

Daha önce de belirtildiği gibi yağ hücrelerinin sayısında azalma her zaman meydana gelmez. Bundan dolayı, yağ hücrelerinin sayısal olarak artması istenmeyen bir durumdur. Buna rağmen yaşamın belirli dönemlerinde dikkat edilmez ve dengesiz beslenilir ise yağ hücrelerinin hem hacminde hem de sayısında artmalar olur. Yağ hücrelerinin hacminde yani kütlesindeki artmanın aksine, hücre sayısının azaltılması son derece zordur.

Aşağıda belirtilen durumlarda alınan fazla kilo yağ hücrelerinin sayısında belirgin artışlara yol açar;

Yukarıda belirtilen dönemlerde normalden fazla kilo alınması sonucun da yağ hücrelerinin sayısında artışlar olur. Özellikle bu dönemlerde önlem alarak fazla kilolardan kaçınılması çok önemlidir. Baştan alınan tedbirler sonucunda, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkacak şişmanlık sorunundan kaçınmak mümkün olabilir.

Özellikle bazı ailelerde bebeklere zorla yemek yedirmek, tabakla çocukların arkasından gezerek onları beslemeye çalışmak son derece zararlıdır. Bu tip davranışlar sonucunda çocukta, tüm hayatını derinden etkileyen yeme bozuklukları ortaya çıkabilir.

Ergenlik çağında rastlanılan kilolu çocukların muayeneleri esnasında dikkatli ve titiz bir sorgulama sonunda, çoğunlukla 1-1.5 yaşlar arasında aşırı yedirme çabalarının olduğu ortaya çıkıyor. Annelerin yahut çocuğun beslenmesiyle ilgilenen kişilerin mutlak bir şekilde beslenme konusunda bilgilendirilmeleri şarttır.

Diğer önemli bir sorun da, hamilelik döneminde ortaya çıkan yeme ile ilgili bozukluk olarak karşımıza çıkıyor. Hamilelik döneminde bebek bekleyen hanımlara karşı takınılan aşırı korumacı tutum ve ‘ne olacak, sıkı bir şekilde beslen çocuk da sağlıklı ve gürbüz olsun’ şeklindeki söylemlerin gerçekle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Hamile bir kadının alması gereken kilo bellidir.

Ayrıca alınan gıdaların besleyicilik değeri ve anneye olan yararları bir hekime veya beslenme uzmanına danışılarak kolayca öğrenilebilir. Şişmanlık sebebiyle müracaat eden kadın hastaların çok büyük bir kısmında hamilelikte alınan fazla kilo yakınması vardır.Gerçekten de bizim toplumumuzda, bu konuda halkı aydınlatıcı çalışmalara çok büyük bir gereksinim vardır.

Hamilelik sırasında alınan kiloların en önemli zararlarından birisi, daha önce de değinildiği gibi yağ hücrelerinin sayısındaki artıştır. Zayıflama esnasında yağ hücresinin ağırlığında azalma olur. Yağ hücresi sayısının düşürülmesi son derece zordur.

Bu bakımdan özellikle hamilelikte alınan kiloların verilmesi zor olabilir. 1998 yılında yapılan bir araştırmada bazı ilaçlarla yağ hücrelerinin sayısında azalmaların olabileceğine dair sonuçlar ortaya çıkmasına rağmen bu konuda daha fazla araştırmaya gerek vardır.