İyi insan ol, Anın tadını çıkar

yaslilik

Sağlıklı beyin için kinden ve nefretten uzak durulması gerektiğini belirten uzmanlar, kişinin mutlu olduğu ve kendini iyi hissettiği zaman bazı hormonal değişimler yaşadığını, bu durumun beyin sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu söyledi. Okumak, yeni fikirler üretmek, yeni arkadaşlar edinmek beynin daha sağlıklı çalışmasını sağlıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof.Dr. Kaya Aksoy, beyin sağlığının korunmasına ilişkin önerilerde bulundu.

Sağlıklı bir beyin için kinden, nefretten uzak durulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Şefkatli, sevecen olmak, insanlara yardım etmek, insanlarla kavga etmemek, iyilik yapmak, insanları sevmek ve çok pozitif düşünmek lazım” dedi.

Anın tadını çıkarın

Anını yaşamanın önemine değinen Prof. Dr. Aksoy, “Kişi anı yaşamıyorsa bir geri adım atıp niye ben anı iyi yaşamıyorum diye kendini sorgulaması gerekir. İçtiğiniz çayın değerini anlamanız lazım, yaptığınız sohbetinin değerini anlamanız lazım, gezdiğinizi sindirmeniz gerekiyor” tavsiyesinde bulundu.

Okuyun, yeni fikirler üretin

Endişe ve kuşkulardan uzak durulması gerektiğini de kaydeden Prof. Dr. Kaya Aksoy, beyni çalıştırmanın en iyi yöntemlerinden birinin okumak ve araştırmak olduğunu da vurgulayarak “Kişinin baktığını görmesi, baktığını algılaması, algılandığını yorumlaması çok önemli. Kişi yorumlarken yeni fikirler üretir. Beynin üretken hale getirilmesi lazım. Bir şeyi öğrenip bir şey öğretmek gerekiyor. Kişinin bir şeyi gördükten sonra onu nasıl yaparım diye düşünmesi lazım” dedi.

Beyin sağlığı için uykunun çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Rahat uyumak lazım, bunun için de kâbus görmeyecek şekilde günlük hayatı güzel geçirmek ve huzurlu olmak şart” dedi.

Yeni arkadaşlarla yeni bağlantı kurun

Beynin yeni bağlantılar kurmasının beyin sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya Aksoy, şu tavsiyelerde bulundu:

“Yeni arkadaşlar edinerek yeni konneksiyonlar (Bağlantılar) oluşturabilirsiniz. Çevrenizi kısıtlı tutup 3-5 insanla sohbet edip kabuğuna çekilmek yerine daha geniş çevreye ulaşmak, daha çok kişiyle beraber olmak lazım. Kişi o geniş konneksiyonları kurduğu zaman, o geniş konneksiyonlara bütün isteklerini, arzularını, iyi niyetlerini gönderip onlardan da aynı tepkiyi alırsa mutlu olur, kendini iyi hisseder çevreyle oryantasyon, uzayla oryantasyonun ve evrenle oryantasyonu yapmış olur. Kişinin içindeki güzel duygular hep bir mertebe yukarı çıktığı zaman yani iyilik yaparak, insanlarla iyi iletişim kurarak, onları kandırmadan iyi şeyler yaparak konneksiyonları devam ettirdiği zaman kişi zaten rahatlayacak hale geliyor.

O zaman Tanrı’nın seni görmek istediği bir vasıfta olduğunu söylüyorsun ve yüzüme iyi bakıyorsan, temizliğine dikkat ediyorsan, kendine baktığın gibi başkalarına aynı şekilde bakıyorsan, göz bakışıyla da iyi olduğunu gösterebiliyorsan o zaman o kafa o beyin her zaman görmeyi arzuladığın manzaranın içerisindeki akarsular gibi akıyordur. Çağlayanlar gibi beyin içerisindeki, zihnin ve hafızandaki bütün bilgiler gayet güzel bir armoni içerisinde gidiyordur, beyin daha iyi işliyordur ancak kin ve nefretle, başkasını kandırmak için 40 tane tilkinin kuyruğunu birbirine dolaştırmadan beyninde her türlü melaneti düşünüyorsan bir gün bir yerinde sorunlar çıkar.”

İyi insan olmak beyin sağlığını koruyor

İyi insan olmak, iyi düşünmek ve sevgiyle beyin sağlığını koruyabilmenin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Kaya Aksoy, “Örneğin bir büyükbaba torununu seviyorsa o an büyük bir mutluluk yaşıyor. Mutlu olunca içerde birtakım hormonal değişimler oluyor. O anda hiçbir şey düşünmüyor. Kaygı duyduğu, kuşku duyduğu, sinirlendiği, endişe ettiği, hiçbir şey o an aklına gelmiyor” diye konuştu.

Sağlıklı yaşamak beyni de sağlıklı tutuyor

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof.Dr. Kaya Aksoy, sağlıklı bir beyin için sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam, doğru ve dengeli beslenmenin de önemli olduğunu belirterek şu tavsiyelerde bulundu:

“İnsan hareket üzerine kurgulanmış bir varlıktır. Hem beden sağlığı hem de zihin sağlığı açısından hareket şarttır. Bu yürüyüş, yüzme, jimnastik, basit egzersizler ve Uzakdoğu yaşam sanatı Tai-chi şeklinde olabilir. Bedene egzersiz yaptırmak, bu egzersizler sırasında zihni dinlendirmek ve arıtmak çok önemlidir. Bir şeye inanarak, niyet ederek hareket etmek en yararlısıdır. İyice doymadan yemekten kalkmak, dengeli beslenmek, karbonhidrata ve şekere yüklenmeden beslenmek ve beyin sağlığını korumak açısından önemlidir.”

Selülit

Selülit sadece kozmetik yada görsel bir sorun değildir. Aslında selülit bir dolaşım bozukluğudur ve tedavi edilmezse ciddi dolaşım problemlerine yol açabilir.

Selülit üç aşamada gelişir;

Birinci aşama; dolaşım bozukluğu ile başlar. Bunun sonucu damar duvarlarından sızan serum, doku aralıklarında toplanarak doku ödemeni oluşturur. Ödem bir taraftan kan ile yağ hücreleri arasındaki iletişimin aksamasına ve yağ hücrelerinin metabolizmasının bozulmasına yol açarken, diğer taraftan bağ dokusunun yapısının bozularak sertleşmesine yol açar.

İkinci aşama; selülite özgü portakal kabuğu görünümü ile karakterizedir. Bunun sonucu elastikiyetini kaybetmiş fibröz bantlarla çevrili, aşırı büyümüş yağ dokusu hücrelerinden meydana gelmiş nodüller oluşur.

 Üçüncü aşama ise patolojik sürecin devam etmesi sonucu, nodüllerin birbirine yapışarak daha büyük nodülleri oluşturması ve cildin kapitone bir görünüm alması aşamasıdır. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine basısı nedeniyle ağrı oluşabilir.

Selülit oluşumunun nedenleri arasında; dolaşım bozukluğu, yağlanma, genetik faktörler, yaş, hormonal nedenler sayılabilmektedir.

Tıpta yaşanan gelişmelere paralel olarak selülit konusundaki teorilerin yenileri de keşfedilmektedir. Beslenmenin bu konuda anahtar rolü olduğu artık kabul edilmiş bir gerçektir. Selülit her zaman çok şişmanlık ve obezitenin sonucu olmamasına karşılık, yağ dokusundaki azalma selülit dokusunda bir iyileşme görülmesini sağlamıştır.

selülitVe tabii ki beslenmedeki yapılan yanlışların ve özellikle bazı gıdaların selülit oluşumuna hizmet ettiği bilinmektedir. Ya da bazı gıdaların selüliti azaltma veya oluşumuna engel olmada katkısı olduğu.

Örneğin;

Basit şekeri ve rafine edilmiş karbonhidrat kaynaklarını tüketmemek, günde birkaç kere yeşil çay tüketmek oluşumu engelleyen faktörlendendir.

Selülitte kolajen yıkımını önlemek ve kolajen yapımına destek olmak da tedavide önemlidir.

Üzüm suyu, üzüm çekirdeği ekstresi gibi gıdalar yıkımı önlerken, C vitamini içeren turunçgiller, çilek, brokoli, karnabahar, yeşilbiber, sebze meyveler de kolajen yapımını artırmaktadır.

Kan dolaşımını artırmak da selülitin giderilmesinde etkili bir yöntemdir. Bunun için bol su içmek, sarımsak, soğan, kereviz, muz gibi gıdalardan faydalanmak mümkündür. Ve tabi ki egzersizden.

Kliniğimizde selülit tedavilerinde selülitin her evresinde etkili olan tedavi yöntemlerinden de faydalanmaktayız.

Mezoterapi, cryo lipoliz, radyo frekans, presso terapi, ozon tedavisi, ultrason tedavisi, akustik ses dalgaları ile yapılan tedaviler gibi birçok yöntem selülitin her üç aşamasında da en etkili tedavi yöntemlerindendir.

Venöz ve lenfatik dolaşımı düzelterek, dokuda oluşan ödemi önlemekle kalmaz, yağları parçalayıp, ayrıştırarak oluşan nodülleri de küçültüp, zamanla kaybolmalarını sağlar. Bozulan bağ dokusunu yeniden yapılandırarak selülitik görüntüyü düzeltir. Aynı zamanda vücutta lokal yağlanmalarda, sarkmalarda ve vücut şekillendirmede de etkin tedavi yöntemleridir.

Selülitin yağ birikimindeki anormallikle ilgili bir sorun olması nedeniyle, tedavi programları buna uygun bir şekilde özenle yapılmalıdır. Bu yaklaşımla yapılan uygulamalar, kilo kaybını artırır ve tümüyle vücut sağlığında pozitif bir değişim etkisini de beraberinde getirirler. Konforlu ve ağrısız olan bu uygulamalar hekim kontrolünde kişiye özel programlanmalıdır. Tedavinin kalıcılığı konusunda destek tedavilerle birlikte yaşam şeklinin önemi de vurgulanmaktadır.

Seans sayısı selülitin evresine ve kişinin durumuna göre değişmekle birlikte genellikle haftada bir yada iki yapılan 10-12 seanslık bir tedavi programı yeterli olmaktadır. Tekrar oluşumu önlemek açısından rapellerin büyük önemi vardır.

Obezite ve kanser

Obezite ve kanser günümüzün en önemli sağlık sorunu. Son yirmi yıldır özellikle gelişmiş ülkelerde çok hızlı bir artış izleniyor.

Obezite yani aşırı kilonun kalp hastalığı, inme , yüksek tansiyon, şeker hastalığı , eklem hastalıkları  ve diğer bazı kronik hastalıklara yol açtığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Ancak çok iyi bilinmeyen bir diğer risk de obezite ile artan kanser riski.

Aşırı kilo yemek borusu , meme  (menopoz sonrası ) , rahim, kalın bağırsak ve rektum, böbrek, pankreas, tiroid, safra kesesi  riskinde belirgin artışa neden oluyor.

ABD de yapılan çalışmalar 2007 yılında erkeklerde 34.000 ( % 4 ) kadınlarda ise 50.500 ( % 7)  kanser vakasının obeziteden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Obeziteye  atfedilen kanser oranları organlar açısından değişmekle birlikte rahim iç yüzeyi  ve yemek borusunda % 40 a kadar yükseliyor. 2030 yılı için yapılan öngörülerde ABD de obezitenin 500.000 kanser vakasına yol açacağını gösteriyor. Eğer her erişkin vücut kitle endeksinde % 1 azalmayı sağlarsa ki bu normal boylu bir erişkinde yaklaşık 1 kiloya denk ,bunun yılda 100.000 kanseri engelleyebileceği hesaplanıyor.

Dolayısı ile obezite;  diğer tüm sorunların ve neden olduğu hastalıkların yanı sıra kanser riskinde neden olduğu artış nedeni ile de günümüzün en önemli sağlık sorunu.

images (3)Obezite neden kanser riskini artırıyor ?

Artmış yağ dokusu fazla miktarda östrojen üretiyor. Yüksek östrojenin özellikle meme ve rahim  kanserinde artışa yol açtığı biliniyor.

Obez kişilerin kanında yüksek düzeyde insülin ve insüline benzer büyüme faktorü ­1 ( IGF 1 ) bulunuyor. Bu durum halk arasında insülin direnci olarak biliniyor ve bunun bazı kanserlerin gelişiminin artırdığı düşünülüyor.

Yağ hücreleri adipokin adı verilen ve hücre büyümesini artıran yada engelleyen hormonlar üretiyor. Örneğin kilolularda yüksek olan Leptin hücre artışını uyarırken, adiponektin hücre çoğalmasını engelliyor.

Yağ hücrelerinin diğer bazı büyüme düzenleyici faktörler  ( mammalian target of rapamycin m TOR ve AMP activated protein kinase ) üzerinde etkili olduğu  biliniyor.

Meme Kanser ve obezite bağlantısında ne biliniyor ?

Yapılan birçok çalışmada meme kanseri ve obezite arasında bağlantı olduğu gösterildi. Obezite özelikle menopoz sonrası görülen meme kanserinde artışa yol açıyor. Bu artışın yüksek düzey östrojene bağlı olduğu düşünülüyor. Menopoz sonrası yumurtalıklar hormon üretmeyi kestiğinde kadın vücudunda en önemli östrojen kaynağı yağ dokusu  oluyor. Obez kadınlarda yağ dokusu fazlalığı östrojen düzeyinin de yüksek kalmasına yol açıyor.Böylelikle östrojene duyarlı tümörler tetikleniyor

Meme kanseri ve Endometrium ( rahim iç yüzeyi ) bağlantısında ne biliniyor ?

Aşırı kilolu kadınlarda endometrium kanseri,  menopoza bağlı olmaksızın dört kat fazla görülüyor. Çalışmalar özellikle menopoz sonrası ilaç kullanmayan ve kilo artışı gösteren kadınların riskine işaret ediyor. Bu artmış risk için net bir neden ortaya konmazken olası mekanizmalar olarak diyabet, aşırı östrojen ve azalmış hareket düzeyi öne çıkıyor.

Yemek Borusu kanseri ve Obezite

Kilolu ve obez kişilerde ösofageal adenokarsinom olarak adlandırılan  kanser türü normal kilolu insanlara göre iki kat daha fazla görülüyor. Bu artışta ise en çok suçlanan obezite ile reflüde görülen artış. Kronik reflü yemek borusu hücrelerinde hasara yol açıp uzun dönemde hücresel değişime yol açıyor.  Bu durumda yaklaşık 150 kat kanser riski artışına neden olduğundan obezitede reflü artışına bağlı olduğu düşünülen bir yemek borusu kanseri riski söz konusu (Barrett ösofagus)

Kalın Barğısak Kanser i ve Obezite

Özellikle erkeklerde kilo artışı barsak kanser riskini belirgin artırıyor. Bu durumda aşırı kilonun vücutta dağılımı da önemli. Göbek etrafında kilo artışı olarak tanımlanan abdominal obezite en yüksek riski oluşturuyor.Barsak kanseri riskinin artışı ile ilgili öngörülen mekanizmalardan en önemlisi insülin  ve insüline bağlı büyüme faktörlerinin bağırsak kanserini tetikleyebileceği.

Su ve sağlık

Su, vücudumuz olmazsa olmazı. Beyinde yüzde 85, kanda yüzde 80, kaslarda ise yüzde 70 oranında su bulunuyor. Faydaları ise saymakla bitmiyor. Böbrek taşı oluşumunu engellemesinin yanı sıra kolon kanserine yakalanma riskini de yüzde 45 azaltıyor. Gün boyunca terleme, nefes verme, idrar yapma nedeniyle yaklaşık 10 bardak su kaybedildiğini belirten Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nden Diyetisyen Dilara İsmailoğlu, günde 8 bardaktan fazla su içmek gerektiğini vurguluyor ve suyun faydalarını şöyle sıralıyor:

images (1)Herkesin günde 8 bardak su içmesi gerekiyor. Normal koşullarda günde 2000 kalori harcarız. Yaktığımız her 15 kaloriye karşılık sindirim yoluyla ve metabolizma kanalıyla bir yemek kaşığı su kaybederiz. Bu da ortalama olarak günde 8 bardak suyun yerini tutar. Günlük normal faaliyetimiz yüzünden kaybettiğimiz suyu böylece geri almış oluruz. Eğer vücut egzersizleri yapıyorsanız ya da herhangi bir spor dalında faaliyet gösteriyorsanız, her gün daha fazla su içmelisiniz. Diğer içecekler suyun yerini tutmaz. Çay ve kafeinli içeceklerle su gereksiniminizi giderdiğinizi düşünmeyin. Bu içecekler idrar söktürücüdür, vücutta su kaybına neden olurlar. Sağlıklı bir vücutta aşırı su ihtiyacı olduğunda ve bu durum giderilmediğinde, kandaki sıvı miktarının azalması sebebiyle bazı hormonlar harekete geçerek durumu beyne iletiyor. Susuzluğumuzu gidermediğimizde ise dilimiz ve boğazımız kuruyor, bademciklerimiz hafifçe şişiyor. Vücudumuzdaki tuz oranı yükseliyor ve antidiüretik hormonu salgılanıyor. Böbrekler tarafından kontrol edilen bu hormon, suyu vücutta tutmaya çalışıyor.

STRESTEN ÇIKAN SİVİLCELERİ SU İLE ÖNLEYİN

Su, cildi aknelerden korusa da genellikle su içmenin kronik akneden kurtulmayı sağladığı söylenemez. Akne, genetik ve hormonlarla ilgili bir sorundur. Gözeneklerin kapanması sonucu ortaya çıkar. Ancak su, stresten kaynaklanan sivilcelerin çıkmasını önleyebilir, vücuttaki hormon dengesinin normale dönmesini sağlar. Hormon dengesizliği nedeniyle cilt sorunları yaşadığınız bir dönemde vücudunuz belirgin bir şekilde susuz kalmışsa stres hormonu üretiminiz hızlanır. Bu da akneler için zararlıdır. Ayrıca bol su içmek kuru cildi de nemlendirir. Normal koşullarda içilen suyun cildi nemlendirmesi söz konusu değildir. Cildin sudan doğrudan doğruya yararlanması için banyodan sonra cilt ıslakken nemlendirici uygulamak gerekir. Vücut iyice susuz kaldığı zamanlar, cilt de kurur ve çatlamaya başlar. Vücudun susuz kalması var olan mor halkaların daha da belirginleşmesine de neden olabiliyor. Derinin alt kısmındaki hücreler susuz kalınca büzülüp gözler çukura kaçmış gibi görünür.

ÖĞÜNLERDEN 30 DAKİKA ÖNCE SU İÇİN

Her gün 1 bardak su ile güne başlayın. Görebileceğiniz yere bir sürahi su koymak size gün içinde su tüketmenizi hatırlatır. Yanınızda, arabanızda mutlaka şişe su bulundurun. Özellikle kış aylarında su tüketimi çok azalıyor. Suyun antioksidan içeriğini artırmak için özellikle gribe karşı koruyucu olmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için içine limon, zencefil ve taze nane ekleyebilirsin. Böylece suyun tadını sevmeyenler de tüketimi kolaylaştırabilirler. Su içmek için susamayı beklemeyin. Erkeklerde 3,7 lt, kadınlarda 2,7 lt sıvı alımı olması gerekiyor. Öğünlerden 30 veya 15 dakika önce alınan suyun metabolizmayı hızlandırma üzerine ve midede hacim oluşturarak öğünde fazla besin alımı engellemek adına göz ardı edilemeyecek faydaları bulunuyor.

SU İÇMEK İÇİN SUSAMAYI BEKLEMEYİN

Sağlıklı bir insan 1,5 litresi idrar yoluyla 1 litreye yakını ise nefes, terleme ve eklem hareketleri ile olmak üzere toplam 2,5 litreye yakın sıvı kaybeder. Kaybedilen sıvının yüzde 20’ye yakın kısmı gün boyunca yediklerimizden karşılanır. Karpuz, domates gibi bazı sebze ve meyvelerin su içerikleri yüzde 90’a yakındır. Yiyeceklerden sonra kalan 2 litre için de su içtiğimizde kaybettiğimiz sıvıyı yerine koymuş oluruz. Bu durumda yoğun susama isteği yaşamayız ve idrarımızın rengi berrak ve açık sarı olur. Susama hissi, koyu renk idrar; su tüketiminizin yetersiz olduğunun ve vücudunuzun dehidrate olmaya başladığının yani fonksiyonlarını düzgün yerine getirmesi için gerekli olan su miktarının bulunmadığının göstergesidir. Dolayısıyla susama hissi oluşmadan su içilmiş olmalıdır. Özellikle yaşlandıkça vücudun dehidratasyonu algılama kapasitesi azalır ve beyne daha az uyarı gönderir böylece susama isteği de çok geç oluşur. Yaşlı kişilerin su tüketimlerine bu sebeple özen göstermeli gerekir.

KABIZLIĞA BİRERİR

Su, kabızlığa en iyi çaredir. Su eksikliği sırasında vücut, iç dokularından su çekerek dışkının sertleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açar. Yeterli su tüketildiği takdirde bağırsakların çalışması normal seyrinde olur ve kabızlık önlenir. Az su içenlerde yorgunluk, dikkat güçlüğü ve hafıza bozuklukları da görülebilir. Vücut sıvısının yüzde 2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafızada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. Her şeyin olduğu gibi su içmenin de fazlası zararlı olabilir. Aşırı su içilmesi durumunda vücutta yoğun bir elektrolit kaybı meydana gelir. Bu ise hücre içi ve dışı sıvıların dengesini bozarak ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Aşırı terleme durumlarında ise su içmek bir noktadan sonra kaybedilen mineralleri özellikle de sodyumu tamamlamaya yetmez. Fazla sodyum kaybetmek hayatı tehdit eden bir durum olan hiponatremiye sebep olur. Ayrıca yemek sırasında fazla su içmek mide asidini seyrelterek sindirim sorunlarına yol açabilir.

suAŞIRI SU TÜKETİMİ DE TEHLİKELİ

Çok fazla susama bazı rahatsızlıkların belirtisi olabilir. Bunların arasında akla ilk gelen diyabet ve kalın bağırsağa yönelik emilim sorunlarıdır. Bu durumların varlığında mutlaka bir hekime danışılmalıdır. Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon hastalığı ve ödem sorunu olan kişilerin içecekleri su miktarını abartmamaları gerekmektedir. Günlük almaları gereken miktarın üzerinde sıvı almaları hayati tehlike oluşturabilir. Su, sağlıklı olsa fazla su içmenin zararlı etkileri görülebilir. Fazla su içmek beraberinde fazla su atımını da getirerek yine vücuttan fazla mineral kaybına dolayısıyla da elektrolit dengesizliğine yol açacaktır. Aşırı su içildiğinde kan sulanarak hacimsel olarak artar bu ise dolaşım sistemine, damarlara ve özellikle de kalbe fazladan yük bindirir. Fazla suyu atarak dolaşım sistemini rahatlatmaya çalışan böbrekler de aşırı çalışmak zorunda kaldıklarından yorulurlar. Hücrelerin içindeki ve dışındaki minerallerin de konsantrasyonu değişir. Sodyum dengesinin sağlanabilmesi için kandan hücrelere sıvı geçişi başlar bu ise hücrelerin şişerek ödem yapmasına sebep olur. Eğer bu şişme beyinde olursa basınç artışından dolayı baş ağrısı, hipertansiyon, beyin kanaması ve ölüme kadar giden bir dizi rahatsızlık oluşur.

SUYUN FAYDALARI

· Cildi güzelleştirir

· Vücut ısısını ayarlar

· Vücutta biriken zararlı maddeleri dışarıya atılmasını sağlar

· Hücrelere besin ve oksijen taşır

· Eklemlere destek sağlar

· Kabızlığı engeller

· Bazı toksinleri atarak böbrek ve karaciğerdeki yükü azaltır

· Vitaminler, mineraller ve diğer besinlerin çözülmesine yardımcı olur

 

SUYUN GÖREVLERİ:

· Yediğimiz gıdaların çözünerek sindirilmesini ve emilmesini sağlar.

· Vücut ısısını ayarlar. Özellikle sıcak havalarda vücutta terleme ve buharlaşmayı sağlayarak, vücudun serinlemesini etkiler.

· Atık maddelerin vücuttan dışarı atılmasını sağlar.

· Hücrelerin ihtiyaç duyduğu maddeleri hücreye taşır.

· Hücrelerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için ihtiyacı olan katı maddelerin çözülmesine yardımcı olur.

· Kan dolaşımını sağlar.

· Beyin, omurilik ve buna benzer organları dış etkenlerden korur.

· Besinleri ve hormonları vücutta ihtiyaç duyduğu yerlere taşıma görevine sahiptir.

· Vücudun ısı dengesini ayarlar.

· Yeterince su içilmesi vücutta metabolizmanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlar.

· Açlık hissini azaltmaya yardımcıdır.

· Zayıflama sırasında oluşan enerji açığı nedeniyle ve yağların yanması sonucunda oluşan atık maddelerin vücuttan atılmasında rol oynar.

· Cildin sağlıklı ve esnek olmasını sağlar.

TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINDA HASTALIK KAPMAYIN…

Toplu taşıma araçlarında özellikle kış aylarında nezle, grip, bronşit gibi hastalıklar çok daha kolay ve hızlı bulaşabiliyor. Kapı kolları, koltuk başlıkları ve tutamaklar mikrop yuvasını aratmazken, araç içerisindeki havalandırmanın yetersiz olması solunum yolları hastalıklarında ciddi artışa neden oluyor.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Engin Türkmen; toplu taşıma araçlarında artan salgın hastalık risklerini ve korunma yollarını anlattı:

toplutasima

Toplu taşıma araçları, çağımızın en önemli ulaşım yollarından biridir. Fakat bu ulaşım kolaylığı ve rahatlığının yanı sıra özellikle kış aylarında, bir takım rahatsızlıkların bulaşmasını kolaylaştırırken, salgınların da önemli kaynakların başında gelmektedir.

HASTALIK ÇOK HIZLI YAYILIYOR

Toplu taşıma araçlarında hastalık bulaşması yönünden en büyük risk, solunum yolu iledir. Çünkü çok sayıda insan nispeten dar bir ortamda belli bir süre yakın oturmakta ve aynı havayı solumaktadırlar.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu damlacık yolu enfeksiyonu ile bulaşır. Hastalık mikrobu taşıyan kişilerin solukları ve konuşmalarıyla ama özellikle öksürük ve aksırıkları sırasında havaya mikrop içeren ağız, burun ve solunum yolu salgıları saçılır. Bu küçük damlacıklar havaya dağılır ve bu havayı soluyan kişilerin burun veya boğazına yapışırlar. Nefes borusu ve hatta akciğerlerine kadar da gidebilirler. Havadaki damlacıklar bir süre sonra yere inmekte ancak yerdeki tozlar havalandığında tekrar mikroplar solunum havasına karışabilmektedir.

Hasta olan bireyin bir metre çapında bulunan tüm kişiler damlacık yolu ile hasta olmaya aday kişilerdir. Ayrıca gebeler, yaşlılar, çocuklar, kronik hastalıkları olan ve bağışık sistemi güçlü olmayan kişilere hastalık daha kolay bulaşmaktadır.

KAPI KOLLARI TEHLİKE SAÇIYO

Hasta olan bireylerin hapşırdıktan sonra toplu taşıma da elini sürdüğü kapı kolları, tutamaklar, koltuk başları gibi yerlere mikrop taşıyabilirler. Bu bölgeye yerleşen mikroplar, uzun süre yaşamaya devam ederler. Çünkü bu mikroplar bazen dayanıklı forma dönüşebiliyorlar. Sağlıklı bireylerin buralara dokunmasının ardından, elin ağza, göze sürülmesi hastalığa davet çıkarmaktadır.

Enfeksiyonların sayısı, yakın temastaki konsantrasyonu, virüsün hastalık yapma derecesi ve kişilerin bağışıklık sistemine bağlı olarak hastalıklar ortaya çıkabiliyor.

İYİ TEMİZLENMEYEN KLİMALARA DİKKAT

Toplu taşıma araçlarının kendilerinin yaptığı hastalıklar da bulunuyor. Eğer toplu taşıma araçlarındaki klima ve havalandırmalar yeteri kadar temizlenmediği takdirde, klima ve havalandırmadan çıkan partiküller kişilerde alerjik reaksiyonlara ve hapşırık krizlerine sebep olabilir. Alerjenler ortaya çıkabilir.

Toplu taşıma araçlarının klimalarında da üreyen mikroplar olabilir. Kış aylarında bu mikroplar daha fazla görülür. Bazı klimalarda iç ortamdaki hava alınır ve içeriye geri verilir. Eğer araçlardaki klima ve havalandırmalar yeteri kadar temizlenmez ve polen filtreleri değiştirilmez ise klimadan direk size mikroplu hava gelecektir. Hatta klima mikrobu, kişilerde zatürreye kadar giden ciddi tablolara neden olabilmektedir.

TEMİZ HAVA ALMAK İÇİN CAMI UZUN SÜRE AÇIK BIRAKMAYIN

Kişinin oturma şekli de kimi zaman hastalıklara sebep olabilmektedir. Özellikle uzun yolculuklarda temiz hava alabilmek nedeniyle cam açık bir şekilde seyahat etmek, yüzünüze vuran soğuk hava ile birlikte kısmi yüz felçlerine sebep olabilmektedir. Yüz siniri denilen fasiyal sinirin geçtiği kanalın ödem yapıp şişmesi sonucu oluşur.

TOPLU TAŞIMADA BU HASTALIKLARA DİKKAT

  • Damlacık infeksiyonu ile bulaşabilen hastalıkların başlıcaları şunlardır;
  • Nezle
  • Grip
  • Farenjit, larenjit, bademcik iltihabı, bronşit
  • Zatürree
  • Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği
  • Menenjit
  • Boğmaca, difteri, tüberküloz

HASTA KİŞİLER ARAÇ İÇERİSİNDE MASKE KULLANMALI

 HASTALARA TAVSİYELER:
  • Bu hastalıklara karşı önlem almak için hem hasta olanlara, hem olmayanlara hem de toplu taşıma araçlarının yetkililerine görev düşmektedir. Hasta olan kişiler:
  • En kısa zamanda tedavileri için bir sağlık kuruluşuna başvurmalı
  • Öksürük ve aksırık sırasında ağızlarını mendille kapatmalı. Mendil bulamazlarsa avuçlarının içine değil kollarının içine aksırıp-öksürmeli.
  • Tercihen maske takmaları. Bugün birçok medeni ülkede sağlam kişiler yerine hastaların maske takması daha sorumlu bir davranış kabul edilmektedir.
  • Her fırsatta ellerini yıkamalıdır.

DERİ ELDİVEN KULLANIN HASTA OLMAYANLARA TAVSİYELER:

Hasta olmayanlar korunmak için:

  • Olabildiğince az yere dokunmalı ve ellerini yıkamadan ağız ya da gözlerine temas ettirmemeli. Unutmamalıyız ki; örneğin grip virüsü dış ortamda, kapı kollarında, toplu taşıma araçlarındaki tutacaklarda, 48 saat kadar canlı kalabilmekte ve insana bulaşırsa enfekte etmeye devam edebilmektedir.
  • Tuvaletlerde el değmesi gereken musluk, klozet kapağı gibi yerlere peçete ile dokunmalı.
  • El yıkamada toplu yerlerde sıvı sabun tercih edilmeli… Kalıp sabun varsa el yıkanmadan önce sabunun yüzeyi yıkanmalı.
  • Dış ortamda ve toplu taşıma araçlarında hava sıcaklığına uygun olacak şekilde giyinmeli… Gereğinden kalın giyinmek terleme nedeniyle hastalanmayı kolaylaştırabilir.
  • Uzun bir yolculuk yapılacaksa hasta olabileceğini düşünen kişilerin cam kenarına oturmaması gerekir.
  • Yabancı kişiler ile yan yana oturulduğunda daha çok sırt sırta dönük oturularak damlacık yolu ile yayılabilecek mikroplar en aza indirilebilir.
  • Yolculuk esnasında havadan gelebilecek mikroplara karşı ağzınızı atkı ile kapatarak, ellerinizi ise deri eldiven ile koruyabilirsiniz.
  • Alerjisi yoğun olan kişilerin kumaş koltuk yerine deri koltuk bulunan araçlarda seyahat etmeleri gerekir.

ARAÇLARIN BAKIMI DÜZENLİ YAPILMALI

 ŞOFÖRLERE TAVSİYELER:

Toplu taşıma araçlarının sahibi olan kişi ve kurumlara da düşen görevler vardır:

  • Araçların havalandırma ve ısıtmasının oda ısısı olan 22 – 24 derece arasında tutması gerekir. Aracın içi hem çok sıcak hem de çok soğuk olmaması gerekir.
  • Servis sonrası araçların içinin dezenfeksiyon maddeleri ile temizlenmesi gerekiyor. Toz, yere düşen mikroplu damlacıkların yeniden havaya karışmasına yol açacağından zeminlerin ve kapı kolları, tutamaklar gibi tüm yüzeylerin temizliği sağlanmalı.
  • Koltukların alerji oluşturma riskine karşı anti alerjik olarak hazırlanması gerekir.
  • Mümkünse pencere yerine tepede yer alan havalandırma açılması gerekir.
  • Araç bakımlarının özellikle kış aylarında ve havalandırma sistemlerinin temizliği düzenli olarak yapılmalı, hepa filtreler konulması gerekir. Gerekirse filtrelerin içerisine antibiyotikli tabletler konulabilir.
  • Hasta kişilerin damlacık enfeksiyonu yayması sebebiyle araçlarda bir maske dolabının olması ve şoförün hasta olan gerekli gördüğü kişilere maske takmasını önermesi gerekir.
  • Araçlara gereğinden fazla yolcu alınmamalı.
  • Mümkünse yolcuların su, sabun ve peçete gibi hijyenik ürün ihtiyaçları karşılanmalıdır.

Aşırı Kilonun Sebebi Ciddi Hastalıklar Olabilir

Yemek düzeninizde herhangi bir değişiklik yapmamanıza rağmen her geçen gün kilo alıyorsanız ve aldığınız kiloları veremiyorsanız ciddi bir sağlık sorunu yaşıyor olabilirsiniz.

Memorial Hizmet Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. A. Ender Yılmaz, kilo alımına neden olabilecek hastalıklar ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Tiroid hormonlarının azalması kilo aldırabilir   

images (87)Tiroid hormonları kişilerin metabolizma hızını ayarlayan en önemli hormonlardır. Eğer tiroid hormonları vücutta normal değerine göre azalırsa kilo alıma eğilim artabilmektedir. Bu kilo alımı genellikle vücutta serbest su atılımının bozulması, yani böbreklerin suyu yeterince süzememesi  sonucu oluşmaktadır.  Ayrıca hipotiroidinin uzun sürede metabolizmayı yavaşlatması nedeniyle, yapılan diyetlere yanıt alınamaması ve kilo vermede zorlanma oluşmaktadır. Tiroid hormonları var olan metabolik aktiviteyi hızlandırırken, metabolizma büyüklüğünü etkilenmez. 80 kg. civarında bir kişinin vücut kompozisyonu (kas yapısı vs.) ile oluşturabileceği metabolik aktivite bellidir. Bu aktivite tiroid hormonları ile maksimuma çıkartılır. Bu nedenle metabolik aktivitenin tiroid hormonları ile zorlanması sonucu elde edilebilecek kilo kaybı sınırlıdır  ve genellikle kalp yorgunluğu ve iskelet sistemi aşınması ile sonuçlanmaktadır.  Ayrıca, birlikte iştah artışı olacağı için kilo alımına  da yol açabilmektedir.

Karın bölgesindeki yağlanma “Cushing sendromu” olabilir

Vücudun strese dayanıklılığını, enerjisini, su ve tuz  dengesini ayarlayan hormonlara “Adrenokortikal hormonlar” denilmektedir. Bu hormonların aşırı salgılanması ile “Cushing Sendromu” denilen özel bir obezite çeşidi oluşmaktadır. Bu rahatsızlık nedeniyle yağlar belirli bölgelerde toplanmaktadır. Daha çok gövdede toplanan yağlar sonucu karın genişlemekte ve ciltte kırmızı renkli yırtılmalar veya çatlamalar oluşmaktadır. Ayıca bu hastalıkta kişilerin  yüzleri kırmızı ve yuvarlak olmaktadır. Kilonun yanında  tüylenme, adet düzensizlikleri, ciltte sivilcelenme, kolesterol yüksekliği  gibi  birçok hastalık ve bulguya yol açabilmektedir.

İnsülin direnci ve polikistik over yağlanma yapıyor

Polikistik over sorunu yaşayan kişide adet düzensizliği ve erkek hormonu fazlalığına (androjen) bağlı olarak bel bölgesinin genişlemesi tipinde (android) bir kilo artışı görülmektedir. Bu tip kilo alımlarında kalp hastalıklarına daha sıklıkla rastlanmaktadır.  Bunun yanında insülin direnci, polikistik over hastalığının hem göstergesi hem de nedeni olarak  bilinmektedir. İnsülin direnci sadece polikistik hastalık değil karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği  gibi birçok  rahatsızlığın da nedeni olmaktadır.

Tek suçlu menopoz değil

Menopoz ile  birlikte alınan kilolarda, vücuttaki hormonal değişimin etkisi bilinmektedir. Bununla birlikte, yaş durumuna göre, kas kitle oranının azalışı, zaman içinde birtakım hastalıkların geçirilmiş olması, hareket azalışına neden olduğu için kilo alımı görülmektedir

Uykusuzluk ve stresten uzak durun

Günlük yaşamın içinde yaşanan üzücü olaylar, stres, karar verme baskısı gibi nedenler kişileri etkilemektedir. Bu tür durumlar uykusuzluğa ve geç yatmaya  neden olabilmektedir.  Hormonal dengesizliği bozan stres, iştah artışı ile sonuçlanabilmektedir. İştah artışı olan kişi, kendini ödüllendirme şeklinde ortaya çıkan atıştırmalarla, ekstra kalori alımına yönelebilmektedir.

Antidepresan haplara dikkat!

İlaç kullanımına dikkat etmek gerekmektedir. Özellikle, sık kullanılan antidepresan ilaçlar, kişinin kendini daha mutlu hissetmesine ve yemek konusunda kısıtlamaları kaldırmasına yol açabilmektedir. Bazı durumlarda  antidepresanın kendi etkisi ile de kilo alımı olabilmektedir. Bunun yanında epilepsi, migren ve diyabet gibi durumlarda kullanılan ilaçlar da kilo alımını tetikleyebilmektedir. Doğum kontrol ilaçlarının iddiaların aksine obezite yaptığı kanıtlanmamıştır. Bazı durumlarda su tutulması ve kilo artışı gözlemlenmektedir ancak bu durum obezite olarak değerlendirilmemektedir.

Her 5 Kişiden Biri KOAH Hastası

Sinsi bir tehlike olarak tanımlanan KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), en sık rastlanan ölüm nedenleri arasında 4. sırada yer almaktadır. Genellikle 40 yaşın üzerindeki her 5 kişiden birinde görülen KOAH, oldukça yaygın ve tehlikeli bir rahatsızlıktır.

indir (51)Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel “19 Kasım Dünya KOAH Günü” öncesinde KOAH hastalığında erken tanının önemi hakkında bilgi verdi.

5 milyon KOAH hastası var

Ülkemizde bugün yaklaşık 5 milyon kişinin KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayı dünya genelinde neredeyse 600 milyona ulaşmaktadır. Hasta sayısının bu kadar fazla olmasına rağmen istatistiklere göre her 10 KOAH hastasından 9’u hastalığından haberdar değildir.

Sigara içen kişilerde görülme riski 30 kat fazla

indir (52)Kişilerin nefes darlığı, öksürük, balgam gibi yakınmaları varsa, mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerekmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi KOAH’ta da erken tanı hayat kurtarmaktadır. KOAH, kronik bronşit ve amfizem gibi iki hastalığı ifade etmektedir. KOAH, yaşam kalitesini bozan, işgücü kaybına neden olan ve kişiyi zaman içinde kendi bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getiren bir hastalıktır. KOAH’ın oluşumunda en önemli risk faktörleri arasında tütün kullanımı, evlerde kullanılan odun, tezek, kök benzeri yakıtlardan çıkan duman gibi ev içi hava kirliliği, çeşitli gaz ve tozlara çevresel veya mesleki maruziyet yer almaktadır.

KOAH’ın başlıca nedenlerinden biri sigaradır. Sigaranın yanı sıra pipo ve puro kullanımı da KOAH’a yol açmaktadır. Sigara içen kişilerde, içmeyenlere göre KOAH riski 30 kat kadar artmaktadır. Sigaraya erken yaşta başlanması ve uzun süre çok miktarda içilmesi, KOAH’ın daha ağır seyretmesine neden olur. Sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir madde olduğundan, bağımlılık nedeniyle kişi sigarayı bırakmada zorluk çekebilir. Kişi, kendi sigarayı bırakamıyorsa, tıbbi tedavi için sigara polikliniklerine başvurabilir.

Öksürük ihmale gelmez

indir (53)KOAH, tanısı ihmal edilen bir hastalıktır. Ancak KOAH hastalığında erken tanı ve müdahale, hastalığın gidişini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tanıda öncelikle hastanın şikayetleri değerlendirilmekte ve solunum fonksiyon testleri ile akciğer grafisi gibi tetkiklerden yararlanılmaktadır. Başlıca belirtileri, öksürük, daha çok sabahları balgam çıkarma ve özellikle eforla gelen nefes darlığıdır. Kendilerinde KOAH olduğunun farkında olmayan kişilerin basit bir solunum testi yaptırması ile KOAH hastalığında erken tanı sağlanabilmektedir.

KOAH tanısında gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı “normal” kabul etmeleridir. Oysa ki “Normal öksürük” ya da “normal balgam” yoktur. KOAH’lı kişiler, öksürük ve balgamı çoğunlukla o kadar kanıksamışlardır ki, yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmezler. Oysa KOAH’a erken tanı konup zamanında sigara bırakılırsa, yıllık akciğer fonksiyon kaybı azalmaktadır.

Düzenli Kontrollerle Sağlıklı Yaşayın

ccccDüzenli sağlık kontrolleri ile hastalıklara erken tanı koymak tedavinin başarısını etkileyen en önemli faktörler arasında yer alıyor.Uzmanlar genç yaşlardan itibaren yapılması yararlı olan düzenli sağlık kontrollerine dikkat çekerek, erken teşhisin önemine vurgu yapıyor.

Günümüzde koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri her geçen gün önem kazanıyor. Düzenli sağlık kontrolleri ile hastalıkları erken evrelerinde fark edebilmek ya da kronik hastalıkları düzenli takip ederek hastalığın ileri safhalara geçmesini engellemek mümkün olabiliyor.

Yaygın olarak görülen kalp hastalıkları, diyabet, kanser ve hipertansiyon gibi hastalıklar başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı, tedavinin başarısını etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Kişinin hastalık riskine özel bireysel incelemelerden oluşan sağlık kontrollerinin önem taşıdığını vurgulayan uzmanlar, genç yaşlardan itibaren düzenli yapılmasında fayda olan kontrolleri açıklıyor:[starlist]

Erken tanı önem taşıyor!

  • 40 yaş altındaki kişilerin, öncesinde yapılan testlerin sonuçları normal değerlerde seyretmiş ise ve başka bir ek sağlık sorunu yoksa kolesterol, tam kan sayımı ve kan şekeri kontrollerini yılda bir kez yaptırmaları gerekiyor.
  • Toplumumuzda en sık görülen hastalıklardan biri olan diyabet için erken tanı büyük önem taşıyor.

Diyabet hastalığı Tip 1 ve 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Genetik sebeplerin belirgin olduğu Tip 1 diyabet hastalığı için rutin bir tarama testi bulunmuyor ancak ailesinde Tip 1 diyabet öyküsü bulunan kişilerin genç yaştan itibaren bir endokrinolog tarafından takip edilmeleri gerekiyor. Daha yaygın olarak görülen Tip 2 diyabet hastalığında ise erken tanı önem teşkil ediyor. Yapılan testler sonucu Tip 2 diyabet hastası olma olasılığı yüksek olduğu belirlenen kişilerin yaşam tarzlarını değiştirerek Tip 2 diyabet riskini azaltması ya da ortaya çıkışını geciktirmesi mümkün oluyor. Açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri, geçmiş üç aylık kan şekeri ortalamasını yansıtan hemoglobinA1c ve vücuttaki insülin değerlerini ölçen testleri yaptırmak takip etmek açısından yarar sağlıyor. Yapılan testler sayesinde risk grubunda olduğu belirlenen kişilerin beslenmelerine ve fiziksel aktivite oranlarına dikkat etmesi hastalığın ilerlememesi açısından büyük önem taşıyor.

  • Rahim ağzı kanseri, kadınlarda 10-15 yıllık bir geçiş döneminin sonunda gelişebilen, dünyada kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür.

Rahim ağzı kanserinin erken tanısında son derece önem taşıyan “pap smear” testinin, 21 yaşından itibaren tüm kadınlarda yılda bir kez yapılması önerilmektedir. Üç sene üst üste yapılan testlerde negatif sonuç alındıktan sonra testler arasındaki zaman dilimini uzatmak mümkün olabiliyor. Pap smear testinin yanı sıra, ışık ile tarama yöntemi sayesinde rahim ağzı kanseri veya öncü lezyonları henüz olgunlaşmadan teşhis edilebiliyor.

Tütün kullanımı, çeşitli gaz ve tozlara maruz kalmak gibi nedenlerle KOAH risk grubunda olan kişilerin düzenli olarak solunum fonksiyon testi yaptırmaları öneriliyor. Uzun süreli öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi şikâyetleri olan kişiler de doktora başvurarak KOAH açısından muayene edilmelidir.

Osteoporoz, 15-20 dakika gibi kısa bir sürede yapılan kemik yoğunluk ölçümüyle teşhis edilebiliyor. Özellikle kortizon kullanan, şüpheli omurga kırığı ya da kalsiyum metabolizmasını etkileyen hastalığı bulunan kişilerin yanı sıra menopoz dönemini geçirmiş tüm kadınların da bu testi yaptırması önem taşıyor.

  • Uluslararası Kanser Ajansı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olan meme kanseri, kanserli her dört kadından birinde görülüyor.

Meme kanseri olan kişilerin yüzde 42,5’u 15-49 yaşları arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 18 yaş ve üzeri kadınların yüzde 65,1’i daha önce kendine meme muayenesi yapmamış. Son bir yıl içerisinde ise sadece yüzde 6,8’lik bir kesim mamografi çektirmiş. Uzmanlar kadınların düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapmalarını ve herhangi bir farklılık gözlemlediklerinde doktora gitmelerini öneriyor. Erken dönemde teşhis ve tarama amaçlı olarak 20 ile 30 yaş arasındaki kadınların üç yılda bir kez, 40 yaştan itibaren ise her yıl mamografi çektirilmeleri öneriliyor.[/starlist]

Ergen Yaştaki Çocuklarınızın Aşıları

Ergen yaştaki çocuklar için, doktorlar tarafından önerilen ve yapılması gereken aşılar: indir (19)

1. HPV (human papilloma virus)
2. TDAP (difteri tetanoz ve boğmaca)
3. MENENGEKOK (menenjit)

1. HPV Aşısı

HPV aşısı çocuklarımızı kanserden korumak amacıyla uygulanan bir aşıdır. Boğmaca, difteri, tetanos, menengekok hastalıklarına bağlı ölümlerin HPV ye bağlı ölümlerle karşılaştırıldığında, 20 kez az olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle HPV ye bağlı kanserden çocuklarımızı korumak amacıyla aşıya önem verilmelidir.Servikal kanser dünyada 45 yaş altı kadınlarda görülen en sık ikinci kanserdir. Ölümcül kanserlerde de meme ve akciğer kanserlerinden sonra gelmektedir. Servikal kanserlerin hemen hemen tamamı HPV virüsüne bağlı ortaya çıkar.

HPV aşısı 11-12 yaşından itibaren kız çocuklarına önerilmektedir. Ancak aşı 45 yaşına dek uygulanabilir. İki farklı aşı üretilmiştir. İkisi de 3 doz uygulanmaktadır. Aşı, 4 virüs için etkili olup kanser dışında genital siğillere karşı da koruyuculuk sağlar. Uygulamadan önce herhangi bir teste gerek yoktur.

2. TDAP / Karma Aşı (Difteri-Boğmaca-Tetanoz)

Boğmaca hastalığı, geçirilse dahi, bağışıklık oluşturmaz.Bu aşının tekrarlanması hem ergen hem erişkinler için önemlidir. Aşının koruyuculuğunun 10 yıl sonra azaldığı bilimsel olarak belirlenmiştir.

Aşısı tamamlanmamış 1 yaş altı çocuklarda, boğmaca hastalığı daha ağır seyrettiğinden; yeni bebeği olan ailenin erişkin fertlerine dahi boğmaca aşısının yapılması önerilmektedir.

TDAP / Karma Aşısı’nın hatırlatma dozunun, 11-12 yaşları arasında yapılması, Amerikan Pediatri Akademisi tarafından önerilmektedir. 
 

3. Menengekokimages (63)

Hastalık etkeni olan bakteri, ağır menenjit ve ciddi organ yetmezliği ya da ölümle sonlanabilen enfeksiyona neden olmaktadır. Bu nedenle aşı uygulanması önemlidir. Menengekoklara yönelik aşılar konusunda her geçen gün çalışmalar yapılmakta ve yeni aşılar geliştirilmektedir.Ülkemizdeki mevcut aşılar, çocuklarımız 9 aylık olduktan sonra uygulanabilmektedir. Amerikan Pediatri Akademisi bu aşıları ergenliğin başından yani 11 yaşından itibaren rutin aşılama protokolüne almıştır.

D vitamini eksikliği

indir (14)

D vitamini eksikliğinin çağımızın belası kanser hastalığının da sebeplerinden biri olduğuna dikkat çeken, Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, “Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada, yüzde 90 gibi büyük bir rakamla, yaz güneşi görmeyen ülkelerin başında gelen Kanada geliyor. Kanada’yı, yüzde 60’la Amerika ve yüzde 55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Bu araştırmaya göre, Türkiye’nin yüzde 70’i de D vitamini eksikliği yaşıyor. Her 10 kişiden 7’sinde D vitamini eksikliği var” dedi.

MEME, KOLON VE CİLT KANSERİ TEHLİKESİ

D vitamini eksikliği özellikle cilt kanseri, kolon kanserleri ve meme kanserine neden olduğu araştırmalarla kanıtlandı.

Yapılan araştırmalara göre düşük seviyedeki D vitamini sadece kemik erimesi riskini yüzde 300 artırmakla kalmıyor, aynı zamanda açıklanamayan kemik ağrılarına da neden oluyor. Araştırmalara göre, sırt ağrısı çekenlerin yüzde 80’inde D vitamini eksikliği gözlemleniyor.

D vitamini eksikliğine bağlı kanser gelişimine yönelik dünyada çeşitli çalışmalar yapıldığını belirten Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, ”Bilimsel çalışmalar, D vitamini eksikliğinin kanser riskini artırdığını ortaya koyuyor. Hatta D vitamini eksikliği, kanser gelişmiş insanlarda da uygulanan tedaviyi de kötü etkileyebiliyor. Bu nedenle mutlaka güneş ışınlarının dik gelmediği zamanlarda önerilen süre kadar güneşe çıkmak ihmal edilmemeli” uyarısında bulundu.

KANSER VE METABOLİZMA HASTALIKLARININ SIRRI D VİTAMİNİ

Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony, “Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın yüzde 95’ini güneşten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor, Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini önleyen D vitamini eksikliğinde kemik erimesini tetikler. Alerjik hastalıklar, kanser, metabolizma ile ilgili rahatsızlıklar ve kalp hastalıklarının D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi araştırmalarla kanıtlandı” diye konuştu.

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA D VİTAMİNİ ALIMINA DİKKATimages (56)

Çocukların erişkinlere göre D vitamini ihtiyacı daha fazladır. Kemikleri ve dişleri güçlendiren D vitamini çocukluk çağında yeterince alınmazsa bu eksiklik “Raşitizm” hastalığına yol açar.

D Vitamini Eksikliği Olmaması İçin Yapılması Gereken 5 şey;

1. Yaz mevsiminde mümkün olduğunca D vitamini depolamak,

2. Deride D vitamini sentezleyen ışınların en dik saatlerinde direkt deriye temas etmesini sağlamak,

3. Deriden güneş ışınlarını, pencere, araba camı ve giysiler engellediği için, her gün saat 11:00 ile 15:00 arasında, 20 -25 dakika dışarıda kremsiz yüz ve ellerin güneş görmesini sağlayarak geçirmek,

4. Vitamin D açısından zengin, somon, sardalya, uskumru, ringo, lüfer, ton balığı gibi yağlı balıklar tüketmek,

5. Vitamin D takviyeleri almak

Özellikle D Vitamini takviyesi alması gerekenler   indir (15)

Küçük çocuklar

Alerjisi olan çocuklar ve erişkinler

Astımı olan çocuklar ve erişkinler

Sürekli kemik ağrısı olan kişiler

Güneş görmeyen, kapalı alanda yaşayan ve çalışan kişiler

Bağırsaklarında yağ emilimi sıkıntılı olan kişiler

Karaciğer hastalığı olan kişiler

Böbrek hastalığı olan kişiler

Kemik erimesi olan kişiler

50 yaşın üzerindeki kişiler

Gebeler ve emziren anneler