Probiyotikler ve Prebiyotikler Çocuklarda Obezite ile Savaşmaya Destek Oluyor

Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından olan obezite her yaş grubunda hızla artan bir sorun. Son dönemlerde çocuklarda oldukça sık rastlanan bu problem beraberinde birçok hastalığında ortaya çıkmasını sağlıyor. Kilosu artan çocukların fiziksel aktiviteleri azalıyor, arkadaş ilişkileri zayıflıyor, okul başarısı düşebiliyor. Daha da önemlisi güven kaybı ve benzeri ruhsal sorunlar başlıyor.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Araştırma Projesi kapsamında 29 Nisan 2015’de © 2015 Wageningen Academic Publishers’ın yayımladığı makalede probiyotik ve prebiyotik desteği verilen çocukların vücut kitle indeksinde anlamlı bir azalma olduğu bilgisi verildi.

probiyotik_prebiyotik*Sinbiyotiklerin yani probiyotik ve prebiyotiklerin obez çocuklarda gösterdiği etkiler üzerine yapılan araştırmaya yaşları 4 ile 17 arasında değişen, yaş ve cinsiyet açısından vücut kitle indeksi (VKİ) >95. yüzdelik dilimde olan çocuklarla kontrollü olarak yapıldı. Yaşları 5 ile 17 arasında değişen 44’ü kız, 33’ü erkek 77 çocuk ile bir aylık tedavi süreci yürütüldü. Yapılan kontrollü çalışmada gruplar ikiye ayrılarak ve ilk gruba azaltılmış kalori alımı ve artan fiziksel aktiviteden oluşan standart bir tedavi, ikinci gruba ise bir ay boyunca ek günlük probiyotik/prebiyotik desteği verildi. Bir aylık probiyotik desteği alanikinci gruptaki çocukların kilo (P<0,001) ve vücut kitle indeksinde (P<0,01) anlamlı bir azalma görüldü.

Çalışmada, obez çocukların %71,4’ü yemek rejimi kısıtlaması ve artan fiziksel aktiviteden oluşan standart obezite yaklaşımının (%64,2) yanı sıra ek probiyotik/prebiyotik ile birlikte kilo verdiği görüldü. Ek olarak araştırma da bir aylık probiyotik/prebiyotik desteği kilo, VKİ, boya göre kilo, TST, UAC, bel ve kalça çevrelerinde anlamlı bir azalma sağladığı görüldü.

Probiyotik ve Prebiyotikler çocuklarda bağırsak mikrobiyotasını düzenliyor

Yapılan çalışmalarla enerji dengesi ve yağlanmada bağırsak flora bakterilerinin önemli rolleri olduğunu ortaya koyan uzmanlar probiyotik kullanımının bağırsak florasını dengelediği ve kilo kaybına yardım ettiğini açıklıyor. Prebiyotik ve probiyotik tedavilerinin bağırsak mikrobiyotası üzerine olan etkilerini düzenleyerek obezitenin tedavisi ve önlenmesinde yardımcı olduğu belirtiliyor.

Bunun yanında mide asidine dayanıklılık gösteren ve bağırsaklara canlı ulaşabilsin diye çift kaplama gibi teknolojilerle üretilen probiyotikler bağırsak florası için oldukça önemli bir yere sahip. Probiyotik ve prebiyotikleri bir arada bulunduran, çift kaplama teknolojisi ile üretilen, vitamin destekli probiyotikler bağırsak mikrobiyotasını düzenleyerek obezite tedavisine destek oluyor.

Kilo yönetiminde altın anahtar kaliteli bir bağırsak florası

Obezitenin enerji alımı ve harcanması arasındaki dengesizlikten dolayı vücutta aşırı yağ birikmesi olduğunu belirten Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar “Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının obezite gelişiminde çok önemli rol oynadığı anlaşıldı. Bu çalışmalar bağırsak mikrobiyotasının vücut ağırlığı kontrolü, enerji dengesi ve inflamasyonda etkili olduğu ve böylelikle de obezitenin gelişiminde önemli bir role sahip olduğunu göstermektedir. Sindirim sistemi yollarını ve bağırsakların bakteri bileşimini etkiledikleri için, prebiyotik ve probiyotiklerin; bağırsak mikrobiyotasının kompozisyonunu değiştirerek gıda alımı, iştah ve vücut ağırlığı üzerinde etkili olduğunu göstermiştir” dedi.

probiyotikleriKilo yönetiminde altın anahtarın kaliteli bir bağırsak florası olduğunu belirten Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar “Obezite tedavisi konusunda yapılan çalışmalar obez insanların bağısak bakterileri ile zayıf insanların barsak bakterilerinin birbirinden tamamen farklı olduğunu gösteriyor. Obez insanların bağırsaklarında patojen bakteriler ağırlıklıdır. Zayıfladıkları zaman bağırsak bakterileri kendiliğinden normale dönüyor. Özetle; probiyotiklerin tek başına, kilo verme üzerinde etkileri de halen araştırılmaktadır. Yapılan bir çalışmada ise kilo kaybı diyetleri ve probiyotiklerin birlikte kullanımının; fazla kilolu ve obez bireylerin yağ yüzdeleri ve vücut ağırlıklarında sinerjik etkisi olduğu belirtilmiştir Sağlıklı çalışan bağırsaklar, iyi çalışan bir metabolizmanın belirtisidir. Bu nedenle bağırsak florasını daha kaliteli hale getirmek ve bunu sürekliliğini sağlamak için düzenli probiyotik kullanımı çok önemlidir. Mide asidine dayanıklılık gösteren ve bağırsaklara canlı ulaşabilsin diye çift kaplama gibi teknolojilerle üretilen probiyotikleri tüketmek bağırsak florası için oldukça önemli bir yere sahiptir” açıklamasında bulundu.

*Kaynak: Alınma: 2 Şubat 2015 / Kabul tarihi: 29 Nisan 2015 © 2015 Wageningen Academic Publishers

Diyetler neden yarım kalıyor?

Fazla kilolarından kurtulmak isteyen ancak pazartesi başladığı diyeti üç gün sonra bırakan kişilerin diyet yaparken bazı kuralları göz ardı ettiğini belirten uzmanlar, bu hataların düzeltilmesi durumunda diyetin amacına ulaşacağını söylüyor.

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, diyet yapma becerisinin de öğrenebileceğini belirterek şunları söyledi:

Çevrenizdeki zayıf insanlara bir bakın. Her istediklerini yiyor gibiler ve üstelik kilo almıyorlar. Oysa çok yiyip kilo almamak gibi bir durum mümkün değil. Zayıf insanlar yedikleri miktarı ayarlayabiliyorlar ve kendilerini çok yememe konusunda frenleyebiliyorlar. Üstelik bir kısmı spor yapma alışkanlığına da sahip veya hareketli insanlar; gün içinde karşılarına çıkan her fırsatı kalori harcamak için kullanıyorlar mesela asansöre binmek yerine merdivenleri kullanmayı tercih ediyorlar…

Doğal diyet yapma becerisi

Bu insanların zayıf kalmalarındaki temel neden aslında doğal diyet yapma becerileri. Yani bu insanlar diyet yapmayı bir hayat tarzı haline getirmişler; az yemek ve çok kalori harcamak onlar için bir alışkanlık halini almış. Bazı insanlarda bu beceri doğal olarak var, bunda genetik etkenlerden çok çocuklukta edinilen alışkanlıklar önemli. Fakat bazı insanlarda ise bu beceri doğal olarak yok, bu kişiler bu becerileri öğrenmek ve geliştirmek yoluyla edinebilirler.”

Öğren, uygula ve tekrar et!

Tüm beceriler gibi, diyet yapma becerisinin geliştirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, bu gelişimin ise üç basamaktan oluştuğunu belirterek şöyle devam etti:

“Öğrenme, uygulama ve tekrar etme… Diyelim ki yüzmeyi öğrenmek istiyorsunuz. Bunun için önce hangi hareketleri yapmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekir. Bunu teorik olarak öğrenmeniz yetmez, mutlaka suya girip öğrendiklerinizi uygulamanız gerekir. Sonrasında da yüzmeyi sık sık tekrar etmek gerekir ki beceriniz kalıcı hale gelsin. Diyet yapma becerisi de bu şekilde öğrenilir. Önce neyi yanlış yaptığınızı ve aslında ne yapmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekir. Sonra bunu günlük hayatınıza geçirmeniz yani davranışlarınıza yansıtmanız gerekir. Son aşama bu becerileri otomatik hale getirmektir, bunun için de bol bol bu becerileri kullanmanız gerekir.

Hatayı nerede yapıyoruz?

Bu beceriyi geliştiremeyen kişiler, yukarıda bahsedilen basamakların herhangi biri yerinde hata yapıyor demektir.

diyet

Öğrenme sürecinde yapılan hatalar: Kişi, ne yapması gerektiğini bilmiyor veya yanlış biliyor olabilir. Yanlış diyetler bunun en tipik örneğidir. Kalori kısıtlamasının aşırı yapıldığı, kişiyi aç bırakan, “şok” diyetler kişiye kısa sürede kilo verdirir ama verdiği kiloyu hatta daha fazlasını hızlı bir şekilde almasına neden olabilir.

Uygulama sürecinde yapılan hatalar: Kişi, teorik olarak öğrendiği bilgiyi pratik olarak günlük hayatına geçirmiyor olabilir. Örneğin; kişi diyet yaparken aç kalmaması gerektiği bilgisini öğrendi. Fakat diyetini yaparken öğün atlıyor ve dolayısıyla aç kalıyor. Bu durum kişinin iştahının açılmasına ve dolayısıyla tıkınma atağı yaşayıp kilo almasına neden olur.

Tekrar etme sürecinde yapılan hatalar: Kişi diyet yaparken kendisini aç bırakmaması gerektiğini öğrendi ve gerçekten de öğün atlamadan diyetini uyguluyor. Bir hafta sonra eski yeme düzenine geri döndü. Yani öğrendiği beceriyi tekrar tekrar uygulamadı. Yeni öğrenilen bilgi hızlı bir şekilde silinir ve kişi eski yeme alışkanlıklarına geri döner. Çünkü beyinde bilgi ancak sık tekrar edildiğinde kalıcı hale gelir.

Bilişsel davranışçı terapi ile öğrenilebilir

Sürekli aynı düşünce ve davranış kalıplarını kullanarak bir kısır döngü içinde dönüp durmak kilo vermenizi sağlamaz. Bugüne kadar kilo vermenizi engelleyen veya verdiğiniz kiloyu geri almanıza neden olan düşünce ve davranışlar kalıplarının neler olduğunu ve bunların nasıl değişeceğini öğrenmeniz gerekir. Bu konuda size yardımcı olacak bir psikoterapi türü Bilişsel Davranışçı Terapi’dir.

10 Adımda Fazla Kilolarınıza Veda Edin

 10 ADIMDA FAZLA KİLOLARINIZA VEDA EDİN

Havaların ısınması ile birlikte giyilen ince kıyafetler kışın alınan kiloları göstermeye başladı. Fazla kilolar estetik görünümü bozmakla kalmayıp, sağlığımızı da tehlikeye atıyor. Kalp hastalığı, diyabet, tansiyon ve ortopedik sorunlara yol açabilen obezite ile mücadele etmenin yolu sağlıklı ve dengeli beslenmeden geçiyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, “22 Mayıs Obezite Günü” öncesinde sağlıklı zayıflama yöntemleri hakkında bilgi verdi.

1- Ulaşmak istediğiniz kiloyu belirleyin

Kilo vermek isteyen birçok kişi sık sık diyete başlamakta fakat bir süre sonra pek çok farklı nedenle diyet programına sadık kalamamaktadır. Kişiyi günlük hayatında zorlamayacak, doğru planlanmış bir diyet programı sayesinde beslenme alışkanlıkları değiştirilerek başarılı sonuçlar alınabilir. Diyete başlayanlar “Acaba kilo verebilir miyim, versem bu kilomu koruyabilir miyim?” gibi motivasyonu etkileyecek sorularla kendilerini yormamalı, gerçekçi hedeflerle yola çıkmalıdırlar. Sağlıklı bir şekilde ideal kiloya ulaşmak için mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.

images (2)2- Uzman yardımı alın ve bilinçli beslenin

Yazın sıcağın etkisi de düşünülerek ağır yemeklerden özellikle kızartmalardan kaçınılmalıdır. Bunun yerine haşlama, ızgara tercih edilmelidir. Hamur tatlıları yerine daha hafif süt tatlıları ya da dondurma tüketilmelidir. Meyve kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla meyve tüketilmemelidir. Çünkü meyvelerde fruktoz yani meyve şekeri bulunmaktadır. Meyve suyu, asitli içecekler gibi şekerli içecekler yerine daha az kalorili ayran tüketilmelidir. Bunların yanı sıra bol bol su içilmelidir. Her öğünde salata tüketilmelidir.

3- Diyet sırasında halsizlik ve baş dönmesini önlemek için sıvı tüketiminizi artırın

Yaz aylarında vücudun sıvı ihtiyacı da artmaktadır. Yaz mevsiminde sıcakların da etkisiyle vücutta suyla beraber sodyum, potasyum gibi minerallerin de atılması sonucunda bayılma hissi, yorgunluk, bulantı, baş dönmesi, nabız düşüklüğü, dolaşım bozukluğu gibi sağlık problemleri görülebilir. Özellikle terleme ile artan sıvı kaybını karşılamak amacıyla günde 2,5-3 lt. su içilmelidir. Kilo vermek, kilo korumak ve fazla besin alımını engellemek için bol sıvı tüketilmesi gerekir.

4- Her gün tartılmayın

Kilo takibi amacıyla sık sık tartılmak yanlış bir yöntemdir. Sağlıklı bir diyetle kilo değişimi ayda 4-6 kilodur. Buna göre haftada 1-1,5 kilo kaybı normaldir. Fazlasını beklemek hayal kırıklığına sebep olabilir. Uygun tartılma sıklığı haftada bir ve sabahları aç karnına olmalıdır. Gün içinde farklı saatlerde birkaç kez tartılmak ise moral bozmaya ve motivasyonun azalmasına neden olacaktır.

5- Kendinizi ödüllendirin

Diyet programına başladıktan bir süre sonra kilo vermeye başlanırsa, verilen kilolar için kişiler kendilerini ödüllendirebilirler ancak bu ödüllendirme diyeti bozarak olmamalıdır. Kendilerine ödül olarak; beğendikleri bir kıyafeti alabilir, saç modellerini değiştirebilir ya da uzun zamandır görmek istedikleri bir yere gidebilirler. Bu şekilde motivasyon artırılabilir.

6- Pozitif düşünün

Diyet süresince motivasyonu yüksek tutabilmek amacıyla verilen her kilo için sevinmek önemlidir. Verilen kilo miktarı ne olursa olsun, diyet yapan kişiler başarılarını takdir etmelilerdir. Diyete başlayan kişiler, çevrelerindeki diğer kişilerin istedikleri her şeyi yerken kendilerinin yasakların olduğu bir program içinde olduğunu düşünerek dışlanmış hissetmemelilerdir.

7. Aç olup olmadığınızı sorgulayın

Çoğu insan sıkıldığında, mutsuz olduğunda, sinirlendiğinde ya da mutlu olduğunda kendini aç hisseder. Böyle durumlarda açlık hissi tekrar sorgulanmalıdır. Duygu yoğunluna bağlı açlık hissi durumlarında mutlaka bir şeyler yemeleri gerektiğini düşünen kişiler, kalorisi olmayan ve mevsime uygun çiğ sebzeleri tercih etmeliler

8. Öğünlerde ne yediğinizi not edin

Diyet yapan kişilerin yediklerini not almaları kendilerini kontrol etmeleri için etkili bir yöntemdir. Notlar sayesinde, öğün sayısını ve öğünlerde doğru besin gruplarına yer verilip verilmediğini kontrol ederken; yaptıkları yanlışlar varsa onları da görme şansı yakalayabilirler. Not almanın diğer bir avantajı ise diyet programına uyulup not tutulmasına rağmen bir hafta sonunda hiç kilo verilmemesi ya da çok az kilo verilmesi durumunda, tüketimin diyetisyenle incelenerek yapılan hatanın bulunma şansını yaratmasıdır.

9- Aburcubur yerine kuru meyve tüketin

Evde ve iş yeri çekmecelerinde bulundurulan çikolata, gofret, bisküvi gibi yüksek kalorili atıştırmalıklar diyet programının bozulmasına neden olabilir. Bunların yerine iş yeri çekmecelerinde kuru meyve, leblebi, galeta gibi sağlıklı ve ara öğün olmaya uygun yiyecekler bulundurmak daha faydalı olacaktır.

10- Fiziksel aktivitenizi artırın

Sağlıklı beslenmenin yanı sıra yapılan fiziksel aktiviteler de kilo vermeyi hızlandıracaktır. Günde en az bir saat tempolu yürüyüş kişinin sağlıklı kilo vermesini hem de kendisini iyi hissetmesini sağlayacaktır.

DİYETE PSİKOLOJİK YAKLAŞIM

diyet psi Zaman zaman bedenimize küseriz, aynaya baktığımızda mutsuz oluruz, istediğimiz kıyafeti giyemediğimizde moralimiz bozulur. hissettiğimiz bu moral bozukluğu sonunda ise kendimizi buzdolabının önünde buluruz. Ya da bir bakmışız kucağımızda bir paket çikolata.Bu durumları genelinde yeme bozuklukları olarak adlandırabiliriz. Yeme bozukluğu kısır döngüsü, sıkıntı, tatminsizlik, öfke, üzüntü hali, suçluluk gibi olumsuz duygular ile kendini gösterir. Genelde bu olumsuz duyguların kaynağında depressif duygulanım, yüksek kaygı düzeyi, kişinin yaşamındaki sıkıntılı ve üzücü olaylar ve diğer psikolojik sorunların varlığı etkendir.
Humanite Psikiyatri Tıp Merkezi Direktörü Prof.Dr.Sedat Özkan, yeme davranışının psikolojik etkisi ve Psiko-Diyet hakkında bilgi veriyor..

İnsanlar yemek yemeyi seviyor diye de çok yiyebilir bu durum patolojik midir ?

Öncelikle yemek yeme davranışı açlığı gidermek ya da bir lezzet denemek amaçlı mı yoksa patolojik kökenli mi buna bakmak gerekir. Kişi eğer açlık duygusu olmadığı halde dürtüsel olarak yemek yemeye yöneliyor ise bu durum psikopatolojik olarak değerlendirilebilir. Ya da fiziksel hastalığa veya hormonal sebeplere bağlı ise yine patolojik olması soz konusudur.
Bu sebeple yeme davranışı anormal ise hem dahili hem psikolojik yonden değerlendirilmeli patolojik olup olmadığına karar verilmelidir
Beslenmeyle ilgili düzenleme yapılırken nasıl bir psikolojik destek alınabilir ?
Beslenme bireylerin psikolojisini etkilediği gibi psikolojik durumları da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Psikolojiyi dikkate almayan diyet başarılı olamaz!

Beyin ve psikolojiden bağımsız yeme programı düşünülemez. Yemek yeme davranışımız anamızdan sütle sevgi almaya başladığımız andan itibaren şekillenmeye başlar. Yaşadıklarımız, duygularımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz, öfkemiz, cinsel yaşantımız, doyum ve doyumsuzluklarımız; hepsi yemek yeme davranışımızı etkiler. Ağız bölgesiyle yemek yeriz, sevişiriz, konuşuruz ya da “çiğ çiğ yemek isteriz”. Dolayısıyla zayıflama ya da kilo vermeye ilişkin diyet programı; kişinin beynini, psikolojisini, yemek yeme davranışını etkileyen derinliklerdeki psikolojiyi ve günlük yaşamın duygu-zihin etkileşimlerini dikkate almak zorundadır. Bunları dikkate almayan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Hatta kişide bazen daha fazla kaygı ve kısır döngü yaratır. Kişilerin Biyo-psiko-sosyal açıdan beden, beyin, ruh ve çevre etkileşimlerini inceleyen bilimsel diyet programının adı Psiko-Diyet’tir.
Psiko-Diyet programında kişiler öncelikle dahili yönden degerlendirilir. Burada kan şekerinden hormonlara kadar açlık ve yeme alışkanlığını etkileyen patolojik bir faktör olup olmadığına bakılır. Ardından diyet uzmanı ve psikolog tarafından görüşmeler gerçekleştirilir. Diyet uzmanı sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırırken psikolog ise bunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini saglayabilir.

Ruhu ve beyni dikkate almadan bedeni zayıflatamayız!

Özellikle anoreksiya ve blumia gibi yeme alışkanlıklarını direk etkileyen psikolojik bozukluklar dışında depresyon , kadınlarda pms dediğimiz adet oncesi sendromlar ve bir çok psikopatolojik tabloda psikoloğun doğru beslenme alışkanlığını kazandırmak ve sürdürmekte büyük rolü vardır.
Neden beslenmeyle ilgili önlemler hedefe ulaşmak için yetmiyor ?
Beynimiz ( düşüncemiz,inançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, isteklerimiz) yeme bozukluğu oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin başında, kişide kalıcı davranış değişikliklerinin yaratılması gelmektedir. Kişinin, yemek yeme düzenini, diyet ve egzersiz programını, geçici ve kısa dönemli olarak görmesinin engellenmesi, ve bu düzeni bir yaşam tarzı olarak görmesi amaçlanır. Aksi takdirde, diyetin sonlanması ile beraber tekrar kilo alımı da kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu nedenlerdendir ki kilo vermek ya da sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için çizilen yol haritasında farklı alanları da içerisinde barındıran bir ekip desteğine ihtiyaç vardır.
Kilo sorunu olanların kendilerine özgü psikolojisinden söz etmek mümkün mü ?
Kilo sorunu olanların kendine özgü psikolojileri vardır. Öncelikle mevcut durumdan rahatsız olmak ancak durumu değiştirecek güçte olamamak büyük bir problemdir. Pek çok kişi bunu iştahın açık olması ya da ne yesem yarıyor olarak da nitelendirir ancak durum zannedilenden daha derinlerde olabilir. Kişi kilo problemi yüzünden sosyalleşmekten kaçıyor, kendine olan saygısını güvenini kaybediyor bile olabilir.
Daha öncede belirtmiş olduğum gibi psikopatolojik ya da fiziksel bir nedenden kaynaklanıyor olabilir.
Son olarak;
Bedenleri zayıflatmak uğruna ruhu zedelememek en onemlisidir.

Aşırı Kilonun Sebebi Ciddi Hastalıklar Olabilir

Yemek düzeninizde herhangi bir değişiklik yapmamanıza rağmen her geçen gün kilo alıyorsanız ve aldığınız kiloları veremiyorsanız ciddi bir sağlık sorunu yaşıyor olabilirsiniz.

Memorial Hizmet Hastanesi Endokrinoloji Bölümü’nden Uz. Dr. A. Ender Yılmaz, kilo alımına neden olabilecek hastalıklar ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Tiroid hormonlarının azalması kilo aldırabilir   

images (87)Tiroid hormonları kişilerin metabolizma hızını ayarlayan en önemli hormonlardır. Eğer tiroid hormonları vücutta normal değerine göre azalırsa kilo alıma eğilim artabilmektedir. Bu kilo alımı genellikle vücutta serbest su atılımının bozulması, yani böbreklerin suyu yeterince süzememesi  sonucu oluşmaktadır.  Ayrıca hipotiroidinin uzun sürede metabolizmayı yavaşlatması nedeniyle, yapılan diyetlere yanıt alınamaması ve kilo vermede zorlanma oluşmaktadır. Tiroid hormonları var olan metabolik aktiviteyi hızlandırırken, metabolizma büyüklüğünü etkilenmez. 80 kg. civarında bir kişinin vücut kompozisyonu (kas yapısı vs.) ile oluşturabileceği metabolik aktivite bellidir. Bu aktivite tiroid hormonları ile maksimuma çıkartılır. Bu nedenle metabolik aktivitenin tiroid hormonları ile zorlanması sonucu elde edilebilecek kilo kaybı sınırlıdır  ve genellikle kalp yorgunluğu ve iskelet sistemi aşınması ile sonuçlanmaktadır.  Ayrıca, birlikte iştah artışı olacağı için kilo alımına  da yol açabilmektedir.

Karın bölgesindeki yağlanma “Cushing sendromu” olabilir

Vücudun strese dayanıklılığını, enerjisini, su ve tuz  dengesini ayarlayan hormonlara “Adrenokortikal hormonlar” denilmektedir. Bu hormonların aşırı salgılanması ile “Cushing Sendromu” denilen özel bir obezite çeşidi oluşmaktadır. Bu rahatsızlık nedeniyle yağlar belirli bölgelerde toplanmaktadır. Daha çok gövdede toplanan yağlar sonucu karın genişlemekte ve ciltte kırmızı renkli yırtılmalar veya çatlamalar oluşmaktadır. Ayıca bu hastalıkta kişilerin  yüzleri kırmızı ve yuvarlak olmaktadır. Kilonun yanında  tüylenme, adet düzensizlikleri, ciltte sivilcelenme, kolesterol yüksekliği  gibi  birçok hastalık ve bulguya yol açabilmektedir.

İnsülin direnci ve polikistik over yağlanma yapıyor

Polikistik over sorunu yaşayan kişide adet düzensizliği ve erkek hormonu fazlalığına (androjen) bağlı olarak bel bölgesinin genişlemesi tipinde (android) bir kilo artışı görülmektedir. Bu tip kilo alımlarında kalp hastalıklarına daha sıklıkla rastlanmaktadır.  Bunun yanında insülin direnci, polikistik over hastalığının hem göstergesi hem de nedeni olarak  bilinmektedir. İnsülin direnci sadece polikistik hastalık değil karaciğer yağlanması, kolesterol yüksekliği  gibi birçok  rahatsızlığın da nedeni olmaktadır.

Tek suçlu menopoz değil

Menopoz ile  birlikte alınan kilolarda, vücuttaki hormonal değişimin etkisi bilinmektedir. Bununla birlikte, yaş durumuna göre, kas kitle oranının azalışı, zaman içinde birtakım hastalıkların geçirilmiş olması, hareket azalışına neden olduğu için kilo alımı görülmektedir

Uykusuzluk ve stresten uzak durun

Günlük yaşamın içinde yaşanan üzücü olaylar, stres, karar verme baskısı gibi nedenler kişileri etkilemektedir. Bu tür durumlar uykusuzluğa ve geç yatmaya  neden olabilmektedir.  Hormonal dengesizliği bozan stres, iştah artışı ile sonuçlanabilmektedir. İştah artışı olan kişi, kendini ödüllendirme şeklinde ortaya çıkan atıştırmalarla, ekstra kalori alımına yönelebilmektedir.

Antidepresan haplara dikkat!

İlaç kullanımına dikkat etmek gerekmektedir. Özellikle, sık kullanılan antidepresan ilaçlar, kişinin kendini daha mutlu hissetmesine ve yemek konusunda kısıtlamaları kaldırmasına yol açabilmektedir. Bazı durumlarda  antidepresanın kendi etkisi ile de kilo alımı olabilmektedir. Bunun yanında epilepsi, migren ve diyabet gibi durumlarda kullanılan ilaçlar da kilo alımını tetikleyebilmektedir. Doğum kontrol ilaçlarının iddiaların aksine obezite yaptığı kanıtlanmamıştır. Bazı durumlarda su tutulması ve kilo artışı gözlemlenmektedir ancak bu durum obezite olarak değerlendirilmemektedir.

Şişmanlıktan korunmanın ipuçları

obezite

Memorial Ataşehir Hastanesi ve Etiler Tıp Merkezi Endokrinoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Gökhan Özışık, hücre içine giren toksinlerin hastalık ve kansere giden yolu açtığını belirterek, yağ depolarında istiflenen toksinlerin ise; olduğu yerdeki dolaşımı bozduğunu ve insülin, leptin, adiponektin, cinsiyet hormonları gibi hormonlara itaat etmemeye kadar bir dizi metabolik probleme yol açabildiğini bildirdi.

obez

Aşırı yemek, hareketsizlik kilo almak için elbette birer faktördür. Örneğin; bir deney hayvanı fazla beslendiğinde ya da tokluk merkezini kontrol eden tek bir geni/hormonu yok edildiğinde obeziteye yol açılabilir. Bu tablonun temelinde “hücresel düzeyde kapasite zorlanması” yatmaktadır. Ancak günümüz insanındaki durum çok daha farklıdır. Bunun nedeni tükettiğimiz gıdaların organizmamızın tanımadığı şeker, yağ ve amino asitlerle dolu olmasıdır. Kısacası bunlar doğal değildir ve problemin asıl sebebidir.

obezite

Sindirim yoluyla kana karışan tüm besinlerin kiminin kendi başına kiminin de onları tanıyıp refakat eden özel proteinlerce doğru karaciğere götürüldüğünü anlatan Özışık, şunları kaydetti:

“Karaciğer bunları ayırmakta ve gerektiğinde de işleme tabi tutmaktadır. Bir kargo mantığı ile çalışarak “lipoprotein” adı verilen ve adeta kargo kutularına benzer özel proteinlerle paketlemekte, üzerine de içinde ne olduğunu ve nereye teslim edileceğini gösteren bir barkod yapıştırıp daha sonra tekrar kana vermektedir. Hemen göndermeyeceklerini ise depolamaktadır. Eğer bu kargonun içindeki madde “trans yağ, oksitlenmiş yağ ya da vücudun tanımadığı bir şey” ise hücreler bu kargoyu almak istemez ve geri gönderirler. Karaciğer ise bu iade edilen bozuk kargoyu gözden uzak bir yere (cilt altı gibi) adeta sürgüne göndermektedir. Basit mantıkla, toksik maddeden kurtulmaya çalışmakta, adeta onları yağ dokusu içinde izole etmeye çalışmaktadır. Sonuç şişmanlık yani istenmeyen yerlerde yağların birikmesi ve vücudun deforme olmasıdır.”

Dr. Gökhan Özışık, hücre içine giren toksinlerin hastalık ve kansere giden yolu açtığını vurguladı. Özışık, yağ depolarında istiflenen toksinler ise; olduğu yerdeki dolaşımı bozmakta ve insülin, leptin, adiponektin, cinsiyet hormonları gibi hormonlara itaat etmemeye kadar bir dizi metabolik probleme yol açtığını belirterek, “Zamanla bu durum daha da kötüleşerek kontrolden çıkmaktadır. Giderek daha da kilo alma ve vücudun deforme olması bir yana cilt sağlığı bozulmuş, kırışıklıklar, lekeler ve selülit ortaya çıkmış, yaşlanma hızlanmıştır. Kanser, kronik organ hasarı, beyin ve sinir sistemini dejenere eden hastalıklar (Alzheimer gibi) ise işin başka bir boyutudur” bilgisini verdi.

Bu noktalara da dikkat edin:

  1. Öğünleri aceleye getirmeyin, sakin ve rahat bir ortamda yemeye çalışın.
  2. İyi çiğneyin. Lokmalar arasında birkaç yudumdan fazla su içmeyin.
  3. Günlük kalorinin dörtte üçünü kahvaltı ve öğlen yemeğinde almaya çalışın, akşam yemeği sonrası atıştırmalardan kaçının.
  4. Doğal/geleneksel yöntemlerle beslenmiş hayvanların etini, yumurtasını tercih edin.
  5. Dana ve tavuk etini ızgara yerine güveçte pişirin.
  6. Sebze/meyve satın alırken bilinçli davranın.
  7. Kahvaltı dışında yemekle, meyve tüketmeyin.
  8. Pastörize günlük sütten yapılmış yoğurt ve kefir tercih edin.
  9. Yağsız/light ürünleri bilinçli tüketin.
  10. Salatalarınıza elma sirkesi, nar ekşisi koyun, uygun miktarda turşu tüketin (cam şişede olanları tercih edin).
  11. Tiroid hormonlarınızı, insülin düzeylerinizi ve idrarınızın pH’sını kontrol ettirin.
  12. Konserve, işlenmiş, hazır gıdaları bilinçli tüketin, tatlandırıcıları (doğal olsa da) hekiminize danışmadan kullanmayın.
  13. Kaliteli uyku ve egzersizi ihmal etmeyin, stresi nasıl yöneteceğinizi öğrenin.
  14. Güneşten yeterli derecede faydalanın.
  15. Sağlıklı bir bağırsak florasını nasıl idame ettireceğinizi öğrenin. Ağız hijyenini ihmal etmeyin.

Bazal metabolizma hızı

Bazal metabolizma hızı, kişinin 24 saat içinde, doku ve organları için gerekli olan enerji ihtiyacıdır. Yani siz hiçbir şey yapmazken zaten sistemin çalışabilmesi için kaloriye ihtiyaç vardır ve buna bazal metabolizma hızı diyoruz. Vücudumuzda en yüksek bazal metabolizma hızı, karaciğerimize aittir.

Bazal metabolizma için harcanan enerji, vücut enerjisinin yaklaşık yüzde 60 – 70’ini oluşturur. Bu sebeple alınacak kalorinin hesaplanabilmesi için bazal metabolizma hızının hesaplanması önem taşır. Bunun hesaplanmasında pek çok formül kullanılıyor, bu formüller gerçek metabolizma hızınızı ölçemezler ancak ortalama bir değer verebilirler.

Kesin sonuç veren, gerçek ölçüm, ağızdan oksijen tüketim kapasitenize göre yapılır. Bazal metabolizma hızı ölçüm cihazı, 10 – 15 dakika süreyle, siz dinlenme halindeyken ağızdan oksijen tüketiminizi ölçer. Bu ölçümün doğru sonucu verebilmesi için ölçüm öncesi egzersiz yapmamak, kafein gibi uyarıcı maddeler tüketmemek önemlidir.

Yani “benim metabolizma hızım yavaş” ya da “hızlı” demek için gerçek bir ölçüm yaptırmak gerekir.

Obezite hipoventilasyon sendromu

Obezite, oksijen azlığı, hiperkapni dediğimiz arter kanında CO2 fazlalığı, nefes darlığı, uykululuk ve sağ kalp yetmezliği ile karakterli bir hastalıktır. 1956’da Burwell ve arkadaşları bu hastalar Charles Dickens ‘ın eseri The Pickwick Papers’daki Joe karakterine benzedikleri için pickwickian sendromu terimini kullanmışlardır. Son birkaç yıldır tedavi seçenekleri arttığı için OHS’lu hastaların erken tanı alması önemlidir. OSAS’la birlikteliği sıktır.

Obezite, beden kitlesinin sağlıklı erkeklerde %15 – 20’sini, sağlıklı kadınlarda %25 – 30’unu oluşturan yağ dokusunun artışı ile karakterizedir. Obeziteyi saptamak için ağırlık/boy oranından veya çok daha yaygın kullanımı ile beden – kitle indeksinden (BKİ) yararlanılır. BKİ, ağırlık/boy(kg/m2) ile hesaplanır ve sağlıklı kadınlarda 19 – 24 kg/m2, sağlıklı erkeklerde 20 – 25 kg/m2 arasındadır. BKİ > 27 kg/m2 olduğunda obeziteden söz edilir.

Obezite akciğer fonksiyonlarını azaltır!

Obezite akciğerlerimizi olumsuz yönde etkileyerek, solunum kas kuvveti ve diğer akciğer fonksiyonlarımızı azaltır. Eforla olan nefes darlığı sık bildirilen bir yakınmadır. Obez kişiler özellikle ameliyat öncesi ve sonrasında akciğer komplikasyonları ile karşılaşabilirler.

Obezite aynı zamanda obstruktif uyku apne sendromuna (OSAS) en sık neden olan faktörlerden biridir. Uyku kliniklerinde değerlendirilen OSAS’ı olan hastaların %60 – 90’ında beden kitle indeksi 28 kg/m2’den fazla olan obezite mevcuttur. Tüm vücuttaki toplam yağ miktarına kıyasla gövdenin üst kısmında toplanan yağ miktarı OSAS için çok daha önemlidir. Birçok çalışma kilo kaybı ile OSAS’ın genellikle gerilediğini göstermiştir.

Çocuklarda obezite nasıl önlenir?

[checklist]

  • Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi, 6.aydan sonra da anne sütünün en az 2 yıl kadar ek gıdalarla destekleyerek devam ettirilmesi kısa ve uzun dönemde obezite ve kronik hastalık riskini azaltabilir.
  • Bebeklikten sonraki dönemlerde çocukların dengeli ve yeterli beslenmesine ve 3 ana, 3 ara öğün alışkanlığının küçük yaştan itibaren kazandırılmasına özen gösterilmesi gerekir.
  • Çocukla birlikte sofraya oturulmalıdır, yararlı besinleri yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmemelidir. Ancak bu gıdalar daha çekici olmaması açısından yasaklanmamalıdır.
  • Kolalı içecekler, gazozlar, hazır meyve suları, çikolata, gofret, şeker gibi karbonhidrattan zengin ve kızarmış yiyecekler gibi yağdan zengin gıdalar kısıtlanmalı.
  • Hızlı yemek yemenin, yemek aralarında abur cubur atıştırılmasının ve gece yatmadan önce yüksek kalorili yiyeceklerin alınmasının önlenmesi gerekir.
  • Çocukların günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam ve yaşam biçimi oluşturulmalıdır.
  • Çocukların saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesi engellenmelidir.
  • Gerektiğinde çocukla birlikte oyun oynanmalı, top, ip, raket gibi fiziksel faaliyet gerektiren oyuncaklar alınmalı, basit aile yürüyüşleri yapılmalıdır.
  • Çocuğun okul spor faaliyetlerine katılımı (basketbol, voleybol, futbol, yüzme) teşvik edilmelidir.

[/checklist]

Obezite

Günümüzün en büyük sağlık problemlerinden biri haline gelen obezitenin artmasında pek çok faktör bulunuyor. Teknolojinin gelişmesiyle insanların işlerinin kolaylaşması ve buna bağlı olarak hareketsiz yaşamın artması ve fast-food tarzı yiyeceklerin yaygınlaşması obeziteye davetiye çıkarıyor. Doktor Mehmet Yavuz ise, birçok hastalığa sebep olan obezitenin yaygınlaşmasında pek çok faktör olduğunu söylüyor.[starlist]

  • Yeme Kontrolü İki Hormona Bağlı

Beynin, hipotalamus ile sindirim sistemi arasında acıkmayı ve doymayı belirleyen hormonsal mekanizmalardan en önemlileri leptin ve grelin hormonları olduğunu aktaran Doktor Mehmet Yavuz, ‘Leptin hormonu, organizma günlük aktivitelerini yerine getirecek kadar gıda aldığında devreye girerek doygunluk hissi uyandırır ve böylece dışarıdan gıda alımı durur. Grelin hormonu ise leptinin aksine açlık hissi uyandırır. Obezlerde leptin aktivasyonu azalmış, grelin salınımı artmış ya da her ikisi de değişmiş olabilir.’ diyerek obezitenin hormonlarla olan ilişkisine dikkat çekiyor.

Leptin hormonunun yemeye başladıktan yaklaşık 20 dakika sonra harekete geçtiğini belirten Dr. Yavuz, hızlı yemenin bu açıdan sakıncalı olabileceğini vurguluyor. Kilo problemi olanlara atıştırdıktan sonra en az 15-20 dakika beklemelerini tavsiye eden Yavuz, bu yöntemle az yiyerek daha çabuk tokluk hissedileceğini hatırlatıyor.

  • İlaç Kullanımı Obeziteyi Tetikliyor

Bazı ilaçların ve özellikle de antidepresanların leptin-grelin dengesini bozarak kilo alımına neden olduğunu hatırlatan Dr. Yavuz, son yıllarda bilim adamlarının leptin aktivasyonunu artırarak tokluk hissi uyandıracak ve böylelikle şişmanlığı tedavi edecek ilaçlar üzerinde çalışıldığını ancak bu konuda etkin bir ilaç henüz geliştirilemediğini söylüyor.

  • Tiroit ve İnsülin Direnci de Önemli Faktörlerden

Obezite nedenleri arasında tiroit ve insülin direncinin de önemini aktaran Dr. Mehmet Yavuz, ‘Tiroit hormonları, metabolizma aktivitesini düzenleyen hormonlardır ve az salgılandığında metabolizma yavaşlar. Bu durumda kalori harcanma düzeyi düşeceği için alınan gıdalar yakılamayıp depolanmaya başlar. Ve sonuç yine aşırı kilo alımıdır.’ diyerek tiroitin kilo alımı üzerindeki etkisine dikkat çekiyor.

İnsülin direncinin de kilo alınımını etkileyen önemli bir faktör olduğunu hatırlatan Dr. Yavuz, insülinin kan şekerini parçalayan ve enerjiye dönüştüren bir hormon olduğunu belirtiyor. Doktor Mehmet Yavuz ‘Bazı durumlarda kas, karaciğer ve yağ dokusunun insüline karşı direnç geliştirebilir. Bu nedenle insülin kan şekerini parçalayamaz, kanda şeker oranı yükselmeye ve vücut gereğinden fazla kalori maddesi üretmeye başlar. Bu yükselme dışarıdan vücuda giren kalorilerle birleşince ihtiyaç fazlası kan şekeri yağa dönüştürülerek depolanır.’ şeklinde ifade ederek bu durumun obeziteyle sonuçlandığını belirtiyor.

  • Yaşlandıkça Kilo Alma Riski Artıyor

Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlar. Metabolizma yavaşladığı halde dışarıdan alınan gıda miktarı eskisi gibi olursa bir süre sonra ihtiyaç fazlası kaloriler vücutta depolanmaya başlar. Bu nedenle kişiler yemek disiplinleri değişmediği halde yıllar süresince artan bir grafikle kilo almalarına bir anlam veremezler. Dr. Yavuz, yaş ilerledikçe kontrolsüz kilo alımını engellemek için yemek alışkanlığını disiplinize etmeyi ve düzenli egzersizi öneriyor.

  • Kadınlar Daha Çabuk Kilo Alıyor

Kadınların daha kolay kilo alıp zor zayıfladığını hatırlatan Dr. Yavuz, erkeklerin bu konuda metabolizmaları daha hızlı çalıştığı için şanslı olduğunu belirtiyor. Kadınların küçük de olsa aylık kilo alımına dikkat etmesi gerektiğini belirten Yavuz, obezitenin sinsi bir hastalık olduğunu ve vücuda yerleştikten sonra mücadelenin zorlaştığını vurguluyor.

  • Obezite Cinsel Hayatı da Vuruyor!

Obezite, birçok hastalığa davetiye çıkardığı gibi, erkeklik hormonunun azalmasına da neden olduğunu söyleyen Dr. Mehmet Yavuz, şişmanlık nedeniyle yağlar arttıkça testosteron miktarı azaldığını, cinsel istek ve performans düştüğünü belirtiyor. Dr. Yavuz, kadınlarda ise karın içi yağların androjen algısını artırdığı için menopoz öncesinde kıllanma gibi sorunlar baş gösterebileceğinin vurgusunu yapıyor.

  • Polikistik Over Sendromu ve Obezite Bağlantılı Mı?

Obezite mi polikistik over nedeni yoksa bu sendrom mu obezite yapıyor, bu konu henüz netlik kazanmadığını belirten Dr. Yavuz, ‘Kesin olan bir şey var ki, o da bunların birbirini tetikleyen durumlar olmasıdır. Ancak obez olup zayıflayan kadınlarda polikistik over tablosunun düzelmesi, obezitenin bu hastalığa neden olduğu görüşünü destekliyor.’ diyerek obezitenin hastalığa sebep olabileceğine dikkat çekiyor.

  • Obezite Kanseri de Tetikliyor

Erkeklerde kanser nedeniyle ölümlerin yüzde 14’ünden, kadınlarda ise yüzde 20’sinden obezitenin sorumlu olduğunu hatırlatan Dr. Yavuz, obezitenin savunma sistemini çökerterek kanser oluşumunu hızlandırdığının altını çiziyor ve ekliyor: ‘Tedbir alınmazsa 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının obez olacak. Engellemek ise bizim elimizde! Bilinçli beslenme ve düzenli egzersiz ile obeziteyle mücadele edilebilir!’[/starlist]

Dr. Mehmet Yavuz
Reem Nöropsikiyatri Merkezi Kurucusu