MEME KANSERi NDE DOĞRU SANILAN 8 YANLIŞ

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon kadına meme kanseri tanısı konuyor. Ülkemizde de bu durum pek farklı değil. Öyle ki her 8 kadından 1’i yaşamının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor. Güzel haber ise son yıllarda tanı ve tedavisindeki gelişmeler sayesinde meme kanserinin artık ölümcül bir hastalıktan çıkıp kronik bir hastalığa dönüşmesi. Tedavideki başarının artmasının temelinde ise meme kanseri konusunda farkındalığın artması sonucunda tanının erken konulabilmesi yatıyor. Buna rağmen meme kanserinde risk faktöründen cerrahi tedavisine kadar birçok konuda kulaktan kulağa yayılan hatalı bilgiler bir yandan tanıyı geciktirerek tedavinin başarısını olumsuz yönde etkilerken, bir yandan da hastaların gereksiz kaygılara kapılmalarına neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Meme Kliniği Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Can Atalay meme kanserinde doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, önemli bilgiler verdi.

Yanlış: Meme kanseri genç yaşlarda görülmez
Doğrusu: Meme kanseri yaş ilerledikçe daha fazla saptanan bir kanser türü olmasına karşın, ülkemizde, 35 yaş altında tanı konulan meme kanseri hasta sayısı giderek artıyor. Resmi meme kanseri tarama programında mammografi çektirme yaşının 49’dan 40’a indirilmesi de bu bulgunun doğruluğuna işaret ediyor. Meme kanserinin genç yaşta görülmeye başlamasının nedenlerinin tespit edilmesi zor olmakla birlikte, toplumun beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve kilolu bireylerin sayısının toplumda artması dikkat çekiyor.

Yanlış: Ailede bir akrabanın meme kanseri olması meme kanserine yakalanma riskini çok artırıyor
Doğrusu: Meme kanserinde ailesel risk artışı için belirlenmiş kriterler mevcut. Bu kriterlere göre ailede kişinin birinci derece akrabalarından (anne, kız kardeş, teyze, hala) en az 2’sinde meme kanseri saptanması gerekiyor. Ayrıca, ailede yumurtalık (over), rahim (endometrium) ve bağırsak kanseri gibi kanserlere sık rastlanması da ileri tetkiklerin yapılması için uyarı niteliği taşıyor. Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Can Atalay gerçek riskin ise ancak genetik danışmanlık sonucu yapılacak genetik testlerle belirlenebileceğini vurgulayarak, “Genetik testlerin pozitif olması meme kanserine yaşam boyunca yakalanma riskinin yüzde 70-80’lerde olduğuna işaret ediyor“ diyor.

Yanlış: Memede saptanan kistler (fibrokistik hastalık) kanser riskini artırıyor
Doğrusu: Memede saptanan kistlerin yüzde 90-95’i sıvı içeren basit kesecikler oluyor. Bu tipteki kistlerin 6 ay – 1 yıl arayla izlenmeleri gerekiyor. Daha az oranda karşılaşılan karmaşık (kompleks) kistler ise sıvının yanı sıra katı alanlar da içerdiğinden iğne biyopsisi yapılmasını gerektirebiliyor. İğne biyopsisi ile hem kist içindeki sıvı boşaltılıyor hem de kistin katı kısımlarından patolojik inceleme için örnek alınabiliyor.

Yanlış: Memede saptanan kitleden biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden oluyor
Doğrusu: Biyopsi sırasında ve sonrasında meme kanserinin yayılma riski çok düşük oluyor. Meme kanseri tanısı ilk aşamada iğne biyopsisi ile konuyor ve bu tip biyopsi açık cerrahi biyopsiye kıyasla herhangi bir yayılma riski taşımıyor. Ayrıca, cerrahlar ameliyat sırasında kanser hücrelerinin yayılmasını önlemek için özel teknikler kullanıyor.

Meme Kanseri ve Doğru & Yanlışlar

Yanlış: Meme kanseri teşhis edilen kadınlarda mastektomi ameliyatı (memenin tamamının alınması) mutlaka gerekiyor
Doğrusu: Son 30-35 yılda yapılan çalışmalar hastaların yüzde 70-80’inde meme korunarak tümörün güvenli cerrahi sınırlarla çıkartılabileceğini gösteriyor. Meme koruyucu cerrahi ameliyatı yapılan kadınların geride kalan meme dokusunda tümör nüksü olmaması için ışın tedavisi (radyoterapi) almaları gerekiyor. Meme boyutuna göre tümörü büyük olan hastalarda ameliyat öncesi ilaç tedavisiyle (kemoterapi veya hormon tedavisi) tümör boyutu azaltılarak meme koruyucu cerrahi yapılabiliyor.

Yanlış: Meme kanseri için uygulanan meme koruyucu cerrahi sonrası estetik açıdan iyi sonuçlar elde edilmiyor
Doğrusu: 1990’lı yıllardan sonra meme kanserinin tedavisinde meme koruyucu cerrahinin artan oranlarda uygulanması hastalar arasında estetik kaygıları da ön plana çıkardı. Bunun sonucunda ameliyat sırasında ameliyat edilen meme içindeki dokuların yer değiştirmesi temeline dayanan onkoplastik cerrahi teknikleri geliştirildi. Bu teknikler kullanılarak memede mevcut olan daha büyük tümörler güvenli cerrahi sınırlar sağlanarak ve daha iyi estetik sonuçlar elde edilerek çıkartılabiliyor.

Yanlış: Şeker içeren besinleri fazla tüketmek meme kanserini tetikliyor
Doğrusu: Kilo alımı vücutta yağ dokusunun artmasına ve meme kanserini tetikleyen östrojen hormonu yapımının artışına neden olabiliyor. Özellikle menopozda olan kadınlarda fazla yağ dokusu, östrojenin vücuttaki tek kaynağını oluşturuyor. Bu nedenle menopoz dönemindeki kadınlar meme kanseri açısından daha fazla risk altında oluyor. Ancak kanser hücrelerinin şekeri (glukoz) normal hücrelere göre daha fazla tükettikleri deneysel çalışmalarda gösterilmesine karşın, yapılan klinik çalışmalarda daha fazla şeker tüketmenin meme kanserinin seyrini kötü etkilediğine dair bir sonuca varılamamış.

Yanlış: Meme kanserinde koltukaltına yönelik ameliyattan sonra her zaman o taraftaki kolda şişlik (lenfödem) oluyor
Doğrusu: Meme koruyucu cerrahiye benzer şekilde koltuk altına (aksilla) yönelik yapılan ameliyatlar da artık daha sınırlı oluyor. Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji uzmanı Doç. Dr. Can Atalay koltuk altı ameliyatında, ameliyat öncesi işaretlenen lenf bezlerinin bulunup çıkartıldığını ve ameliyat sırasında patoloji uzmanı tarafından incelendiğini belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Eğer lenf bezlerinde meme kanseri yayılımı saptanmazsa, ameliyata devam edilmiyor. Koltuk altındaki lenf bezlerinin tamamı ancak hastalığın o bölgeye yayıldığının kanıtlanması sonucunda çıkartılıyor. Bu şekilde, gereksiz koltuk altı ameliyatları ve kolda oluşacak şişlikler (lenfödem) azalıyor “

Meme Kanseri nden Korunmanın Yolları

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir ve kadınlarda kanserden ölüm nedenlerinde ikinci sıradadır. Tüm dünyada yılda bir milyonu aşan sayıda kadında bu tanı konmaktadır ve yine yılda 400.000’i aşan sayıda ölüme neden olmaktadır.

Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Abut Kebudi, ‘’Meme kanseri görülme sıklığı yaşla beraber artmaktadır. Olguların dörtte 3’ü menopoz sonrası dönemdedir. Böylesine önemli ve sık görülen bir hastalıkla mücadelede amaç, bu hastalığın görülme sıklığını azaltmaya çalışmak ve bu hastalığın geliştiği olgularda da hastalığı mümkün olduğu kadar erken evrede yakalamaktır.

Bu amacı gerçekleştirmek için, bu hastalığa yakalanma açısından risk faktörleri üzerinde çalışılmaktadır. Meme kanserlerinin ancak % 5- 10’u genetik yapıdan kaynaklanmaktadır. Bu konuda belirlenmiş bazı genler vardır ve çalışmalar giderek ilerlemektedir. Özellikle birinci derecede yakınlarında meme veya yumurtalık kanseri olanlarda bu testlerin yapılmasında riski belirlemek açısından yarar vardır’’ dedi.

Meme kanseri gelişmesi açısında riskli kişiler çeşitli çalışmalarla belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu konuda kişinin yaşı, aile geçmişi, daha önceden meme biyopsisi yapılmış olup olmadığı, yapılmışsa riskli olabilecek patolojilerin saptanmış olması, ilk adet yaşı, menopoza girdiği yaş, ilk canlı doğumu yaptığı yaş, ırkı gibi verilerden hareketle kişide 5 yıllık ve ömür boyu meme kanseri geliştirme riski tahmin edilebilmektedir.

Ayrıca meme kanseri kilolu (özellikle menopoz sonrası) kişilerde daha çok, spor yapan kişilerde de daha az sıklıkta görülmektedir.

Prof. Dr. Abut Kebudi, ‘’Genetik yapımızı değiştiremesek de, yaşam biçimimizi düzenleyerek genel olarak kanserden korunmak veya riski azaltmak mümkündür. Bu noktada düzenli spor yapmak, stresle başa çıkabilmek, beslenmemize dikkat etmek, sigara içmemek gibi önlemler önemlidir.

Meme kanserinin batı toplumlarında neredeyse 7 kadında bir görülüyor olması, erken tanının önemini arttırmaktadır. Erken tanı ile hastalıktan büyük ölçüde kurtulmak veya az zarar görmek mümkündür. Ayrıca erken tanı konulduğunda uygulanacak tedaviler (cerrahi ve onkolojik ek tedaviler) de daha sınırlı olmakta ve daha iyi kozmetik sonuçlar söz konusu olmaktadır’’ açıklamasını yaptı.

MEME KANSERİNE KARŞI HAYATİ TAVSİYELER

  1. Her kadın 20 yaşından itibaren ayda bir (ömür boyu)kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır.
  1. 20- 40 yaş arası üç yılda bir (hiç şikayeti olmasa da!) meme hastalıkları konusunda deneyimli bir cerraha muayeneye gitmelidir.
  1. 40 yaşından itibaren yılda bir (ömür boyu) meme hastalıkları konusunda deneyimli bir cerraha muayeneye gitmelidir.
  1. 40- 49 yaş arasında kişi riskli bir durumda değilse iki yılda bir, riskli ise yılda bir mamografi çektirmelidir.
  1. 50 yaşından itibaren ise, yılda bir (bazı görüşlere göre hastanın risk durumuna göre 2 yılda bir) mamografi çektirilmelidir.

Bilinçli davranarak meme kanserine yakalanma şansımızı azaltmak veya bu hastalıktan gelecek zararı en az tedavi ile azaltmak mümkün olabilmektedir.

Kunilingus Nedir Vajinanın Uyarılması ?

Kunilingus sözcüğü, kadın cinsel organlarının ağız ve dille uyarılması anlamına gelir.

Kadın cinsel uyarım esnasında, dölyolu duvarlarından veya orgazm esnasında idrar yolunun her iki yanında bulunan parauretral bezlerden çıkan kadının ejakulasyonu ve dölyolu ağzındaki özel koku, erkekte kuvvetli bir cinsel uyarıma neden olur.

Kadının apışarasını iyice açık bir durumda tutması gerekir. Bu şekilde eşi kolaylıkla dilini ve dudaklarını dış dudakların ve iç dudaklarını üzerinde, her yönde oynatabilir. Bu esnada önemli olan, kadının hoşlandığı uyarımları belirtmesi ve eşini bu yönde yönlendirmesidir.

Bazı hallerde, bazı kadınlarda cinsel uyarımda dış cinsel bölgede çok fazla salgılanma olur. Bu salgılanma dilin uyarma niteliğini ortadan kaldırır, bu nedenle böyle durumlarla karşılaşan çiftlerde dille uyarım yerine emme tekniğine dönülmesi kadını orgazma götürecektir.

Aksi halde kadın orgazma ulaşamaz ve doyumsuzluk oluşur. Kunilingus sırasında erkek istemeden dölyolu içine nefesini üfleyebilir.

Türkiye’de oral seks, fellasyo ve kunilingus son yıllarda hem erkek hem kadın dergilerinde işlenen sıradan cinsellik konulan arasına girmiştir diyebiliriz.

Dış Gebelik ve Doğum ?

Normal cinsel yaşamı olan bir bayan, adet kanamasının zamanında olmaması durumunda ilk iş olarak hamilelik tes­ti yaptırmalıdır.

Eğer hamile ise kadın doğum doktoruna baş­vurup, hamileliğin rahim içinde yerleşip yerleşmediği kont­rol edilmelidir. Rahim İçinde ise, gebelik haftasına göre be­beğin normal gelişip gelişmediğine bakılması gerekir. Bebek rahim içinde değilse dış gebelik söz konusudur ve hemen ameliyatla dış gebelik sonlandırılmalıdır.

Dış gebelik Hamileliğin rahim dışında, tüplerde, yumurtalıkta veya karın içinde herhangi bir yerde yerleşmesidir. Daha önceden yumurtalık iltihapları, yine dış gebelik, yumurtalık veya apandisit ameliyatı geçirmiş olanlarda dış gebelik durumuna rastlanma riski daha fazladır.

Bebeğin buralarda büyüme şansı olmadığı için kesinlikle bebeğin yerleştiği organın patlaması ile sonuçlanır. Berabe­rinde ince damarlar yırtıldığı için iç kanama, rahim içi kana­ma, aşırı ağrı, tansiyon düşmesi, geç kalınmış durumlarda ise, şok durumları İle karşılaşılabilir.

Acilen ameliyat edilip gebeliğin sonlandırılması ve gerekiyorsa da tüplerin alınma­sı gereklidir.Dış gebelik durumu kontrol altında gözlemlenmelidir.

Çocuk İsteği Tüp Bebek ve Kürtaj Bilgileri ?

Yüzyılın en büyük problemlerinden biri de kısırlıktır. Nor­mal 1 yılı aşkın süredir düzenli cinsel birleşmeye rağmen ha­mile kalamayan eşlerde kısırlıktan bahsedilebilir.

Böyle bir durumda kadın doğum doktoruna başvurulup, öncelikle ka­dının vajinal muayenesi ve ultrason yapılmalıdır. Eğer herşey düzenli ise, öncelikle yumurtlamanın olduğu günlerde cinsel birleşme önerilir. Adet kanaması 28 ila 31 günde bir gelen ve 3-5 gün süren normal bir bayanda, adet kanamasının ilk gününden itibaren sayıldığında 7, ve 17. günler arası yumurtlama olması beklenir.

Ona göre kadın adet kanamasının başladığı ilk günden itibaren hergün ateşi­ni ölçer, yumurtlamaya yaklaşan günlerde ateş daha önceki günlere göre 0,5 derece daha fazla bulunmaya başlanır. Yu­murtlamadan sonra birkaç gün içinde ateş yine 0,5 derece düşer.

Cinsel birleşme ateşin yüksek olduğu bu günler içeri­sinde yapılmalıdır,eğer bunda başarı sağlanamıyorsa, kadının kadınlık hor­monlarına, tüplerin geçişkenliğine bakılır, erkeğin sperm muayenesi yapılır.

Memeden süt salgılanmasını sağlayan hormon (prolaktın) fazlalığı kısırlığa sebep olabilir. Kadında erkeklik hor­monları fazlalığı da kısırlık nedenidir. Bu tür hormon fazlalı­ğı saptanırsa ilaçlar İle düşürülmeye çalışılır.

Kadının rahminde miyom (iyi huylu tümör) saptanırsa çı­karılır ve kadına hormon tedavisi yapılır.

Tüplerin yapışık olup olmadığı karından yapılan ufak bir operasyonla anlaşılır. Tüplerin bazen biri bazen ikisi birden kapalı olabilir. Normal bir hamilelik için birisinin açık olması yeterlidir. Daha önceki karın içi iltihaplanmaları veya geçiril­miş dış gebelikler tüpleri tıkamış olabilir. Tüplerin açılması imkansızdır. Açılsa bile tekrar kapanır.

Normal kısırlık kontrolünde erkeğin de muayene ol­ması şarttır. Erkeğin daha önce geçirmiş olduğu mikro­bik hastalıklar, virütik hastalıklar sperm sayısını azaltabilir veya tüpleri tıkamış olabilir. Normal bir döllenme için sperm sayısının yeterli miktarda olması gerekir.

Tüp bebek son 15 yıldan beri gittikçe gelişmek­te olan önemli bir daldır.

Hamile kal­mak için tüm yöntemler denenmiş ve başarılı olunamamışsa en son ça­re olarak tüp bebek yöntemi denenir. Bu yöntemin denenebilmesi için ka­dının 40 yaşının altında olması gere­kir. Erkeğin spermi ile kadının yu­murtasının dışarda döllenip tekrar rahim içine konulmasıdır. En fazla 3 döllenmiş yumurta rahimin içine yerleştirilir. 4 defaya kadar denenebilir.

Erkek sper­minin çok yetersiz olduğu durumlarda özel bir yöntemle (İC-Sİ) sperm direkt olarak yumurtanın içine enjekte edilir. Bu yöntemle birçok çift çocuk sahibi olma imkanına kavuşmuş­tur. Sigorta şirketleri 4 defaya kadar masrafları üstlenmekte­dir.

Tüp bebek denendikten sonra 15 gün içinde hamilelik tes­ti yapılır ve bu arada kadına hormon takviyesi yapılır.

Tüp bebek yapmak isteyen çiftler bu konu ile ilgili deneyimli, güvenilir, bilgili merkezleri ve kadın doğum uzmanla­rını araştırmalı ve başvurmalıdırlar.

Almanya’da sadece baba olacak kişinin spermleri kullanı­lır, başka birinin spermi veya sperm bankalarından alınan sperm kullanımı kanunen yasaktır.

Almanya’da kürtaj, bebek 12 haftalıktan küçükse anne ve baba adayının isteği doğ­rultusunda yapılmaktadır. Anne veya bebe­ğin sağlığını tehdit eden bir durumda be­bek 12 haftalıktan büyük de olsa doktor kür­taj kararı verebilir.

Kürtaj özel bir işlem ola­rak görüldüğünden masrafları resmi sağlık kasaları tarafından ödenmemektedir.

Doğum Öncesi Alınması Gereken Önlemler ?

Bir çok doğum uzmanının ortak kanısı olan doğum öncesi tanının önemi, çoğunun tedavinin pek mümkün olmadığı, ağır fiziksel ve zeka kusurlarına yol açan hastalıkların bu yolla teşhis edildiğini belirtti. 

Prenatal tanının, doğum öncesi bebeğin sağlığını saptamak amacıyla yapılan bir dizi tetkik bulunmaktadır. Genetik hastalıkların çoğunun tedavisi pek mümkün olmamakla birlikte ağır fiziksel ve zeka kusurlarına yol açan ailede maddi ve manevi yıkıma sebep olan hastalıklardır.

Bu hastalıklardan korunmada en etkin yöntem genetik danışma ve doğum öncesi tanıdır. Gebelikte anne yaşının 35 ve üzerinde olması ikili test ve üçlü test gibi tarama testlerinde yüksek risk belirlenen gebelikler, önceki çocuklarında herhangi bir kromozom anomalisi olan çiftler, dengeli kromozom anomalisi taşıyıcısı olan anne veya baba, ultrasonografide herhangi bir anomali saptanmış olan gebeler, riski yüksek olmadığı halde aşırı endişe içinde olan aileler diye sıralanabilir.

Prenatal tanı ve fetal anomalilerin değerlendirilmesi açısından ilk yapılması gerekenin ultrasonografidir. Ultrason incelemesinde gebelik haftası, bebeğin kafa içi yapıları ve bel kemiği, kalp, böbrekleri, mide, kafa tasının oluşumu, karın duvarı, uzun kemikler, uzuvlarının oluşumu, cinsiyet organları, ve genetik bir hastalığa yönelik diğer bulgular değerlendirilmektedir.

11-14 hafta arası yapılan ikili test ve 16-18 hafta arası yapılan üçlü veya dörtlü testler vardır. Anne kanında fetal hücrelerin saptanmasına yönelik çalışmalarda yapılır. Girişim gerektiren yöntemler ise amniosentez koryon villus örneği alınması ve kordosentez ile bebeğin hücrelerinin alınarak sitogenetik biyokimyasal ve moleküler genetik testler yapılmasıdır. Bu tür testler ilk 20 haftaya kadar devam eder.

Gebelik takibinde tüm testlerin normal ise 20-24’üncü haftalarda radyoloji bölümünde ayrıntılı ultrason değerlendirmesi yapılması gerekmektedir. Bebek 24’üncü haftaya gelmeden anomali tespitini yapmak çok önemlidir. Bu testi hafife almamak en doğrusudur.

Anomali şüphesi olsun ya da olmasın tüm gebelerimizin hem kendi sağlığı hem de bebeğin sağlığı için prenatal tanı testlerini yaptırmasını öneriyoruz.

Kısırlık için Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

Erkekte kısırlığa yol açan başlıca etkenler şunlardır ; 

Hamile kalma şansınızı artırmak için, eşinizin şunları yapması gerekir ; 

Lan Craft ve “tüpte” döllemeyle yardım ettiği bazı anneler ve bebekleri, Lan Craft ve ekibi, ilk “tüp ikizleri” dahil, birçok tüp bebeğin dünyaya gelmesini sağlamışlardır.

Her sabah, temel beden sıcaklığınızı ölçüp, özel bir karta kaydetmek için, beden ısınızı ölçerken, normal ısının çevresindeki değişiklikleri kesin olarak belirleyen duyarlı bir termometre kullanın.

Temel beden sıcaklığınızda, adet çevriminizin son 14 gününde yaklaşık 0,5 °C’lık bir yükselme, yumurtlamakta olduğunuzu gösterir.

Bir kadının dölyatağı boruları onarılamayacak biçimde tıkanmış ya da zarar görmüş bile olsa, tüp içi dölleme, ona çocuk sahibi olma şansını verebilir.

Kısırlıkta Yüksek Teknik ile Tedaviler ?

Kısırlık Dölyatağı boruları tıkanmış ya da zarar görmüş durumdaysalar, mikrocerrahi uygulanması gerekli olabilir. Mikrocerrahi, özel bir uzmanlık dalıdır ve sonuçları garantili değildir.

Mikrocerrahi uygulanamıyorsa ya da uygulanır, ama başarılı sonuç alınmazsa, tüp içinde döllemeye (in vitro fertilization ya da IVF) başvurulabilir.

IVF, başka bir yolla çocuk sahibi olamayan çiftlerde, binlerce hamileliğe olanak sağlamıştır ve ülkemizde de başarıyla uygulanmaktadır. Ama herkese uygun düşen bir yöntem değildir ve birçok testlerden ve daha başka yöntemlerden sonra, uygulanmasına karar verilen birçok çiftte, bir düşkırıklığı daha yaşatmaktan başka işe yaramayabilmektedir.Başarı oranı, %13-%35 arasında değişir.

Bu konuda uzmanlaşmış başka bir uzmanlık birimine başvurmanız gerekecektir. Bu birimde size, her zamankinden çok daha fazla sayıda yumurta yumurtlamanız için, doğurganlığı artırıcı bir ilaç verilir ve olgunlaşan yumurtalar ultrason aygıtıyla izlenir. Yeterince olgunlaşmış oldukları düşünülünce, yumurtalar, genel uyuşturma altında ve ultrason görüntüsü izlenerek, bir laparoskop ya da emme iğnesi aracılığıyla bedeninizden alınır.

Sonra eşinizin sperması ile karıştırılır ve döllenen yumurtalar, 48 saat sonra incelenerek, aralarından en sağlıklı olan üç döllenmiş yumurta alınır ve dölyatağınıza yerleştirilir. “Ekme” (enseminasyon) sonrası hamilelik oluşursa, olaylar bundan sonra bütünüyle normal olarak ilerleyecektir.

IVF yerine bazen, dölyatağı borusu içine eşey hücresi aktarımı (Gamete Infra-Fallopian Transfer ya da (GİFT) adı verilen yöntem uygulanır. Dölyatağı borularınız bütünüyle normalse, yumurtalar çıkarılıp spermayla karıştırılarak, döllenmenin gerçekleşmesinden kısa süre önce dölyatağı borularına yerleştirilebilir.

Bu yöntemde başarı oranı, IVF’den yüksektir.

Normal Gebelik ve Doğum Nedir Nasıl Oluşur ?

Normal cinsel yaşamı olan bir bayan, adet kanamasının zamanında olmaması durumunda ilk iş olarak hamilelik tes­ti yaptırmalıdır.

Eğer hamile ise kadın doğum doktoruna baş­vurup, hamileliğin rahim içinde yerleşip yerleşmediği kont­rol edilmelidir.

Rahim İçinde ise, gebelik haftasına göre be­beğin normal gelişip gelişmediğine bakılması gerekir. Bebek rahim içinde değilse dış gebelik söz konusudur ve hemen ameliyatla dış gebelik sonlandırılmalıdır.

Hamileliğin rahim dışında, tüplerde, yumurtalıkta veya karın içinde herhangi bir yerde yerleşmesidir. Daha önceden yumurtalık iltihapları, yine dış gebelik, yumurtalık veya apandisit ameliyatı geçirmiş olanlarda dış gebelik durumuna rastlanma riski daha fazladır.

Bebeğin buralarda büyüme şansı olmadığı için kesinlikle bebeğin yerleştiği organın patlaması ile sonuçlanır. Beraberinde ince damarlar yırtıldığı için iç kanama, rahim içi kana­ma, aşırı ağrı, tansiyon düşmesi, geç kalınmış durumlarda ise, şok durumları İle karşılaşılabilir. Acilen ameliyat edilip gebeliğin sonlandırılması ve gerekiyorsa da tüplerin alınma­sı gereklidir.

Normal gebelikte bebek, bebek sıvısı, bebek kordonu ve eş rahim içinde yerleşir. Hamilelik tespit edildikten sonra an­neye, kendi kan grubunun, kan testlerinin, vajen muayenesi­nin, tansiyon ve idrar tahlillerinin ve mikrobik İncelemeleri­nin bulunduğu bir annelik kimliği verilir.

Normal bir hamilelik 9 ay 10 gün sürer ve 3 bölümde incelenebilir,

a- Erken dönem ; hamileliğin ilk 3 ayım kapsar, Bu dönemde hormon değişiminin ( östrojen denen kadın­lık hormonu ) sebep olduğu sabah kusmaları, bulantı, aşırı koku hassa­siyeti görülür. Hormon eksikliğine ve dölyoIundaki mikrobik hastalık­lara bağlı kanama veya memelerde sızlama olabilir. 12. haf­tanın sonunda genelde şikayetler azalır ve hamilelik normal seyrine girer.

Bu dönemde düşük, her iki hamileden birinde görül­mektedir Genellikle karın ağrısı ve kanama ile kendini belli eder Daha önce 2-3 düşüğü olan bayanların hamile kalmadan önce veya hamilelik sırasında genetik olarak kromozom tahlili yaptırması gerekir.

Buna göre düşük tehdidi yaratan durumlar önceden belirlenir ve ona göre tedbirler alınabilir Düşük tehdidi söz konusuysa dokto­run belirteceği süre içerisinde yatak istirahati uygulanır, gerekli görürse doktor gebeliği sürdürmek için hormon ( progesteron ) verebilir.

b-2. Dönem; Bu dönem 12. haftadan başlayarak 32. hafta­ya kadar sürer. Gebeliğin 15. ya da 16. haftasında rizikolu ha­mileliklerde (örneğin daha önce 3-4 düşüğü olmuş ve bera­berinde akraba evliliği olanlara, sakat çocuğu bulunan anne­lere ) bebek suyunun alınarak incelenmesi tavsiye edilir. Bu yolla çocukta sakatlığa yol açabilecek bazı hastalıklar önce­den tanınabilirdi ve gebeliğin sonlandırılması tercih konusu olabilir.

Normal sağlıklı hamileliği olanlar her 3-4 haftada bir kez doktor muayenesine gitmelidirler. Kontrollerde gebenin kan şekeri, idrar, tansiyon, kilo artışr izlenir, bebeğin büyümesi değerlendirilir.

Bu dönemde hamilelik şekeri, tansiyon yüksekliği, ön san­cıların gelmesi ve bebekte büyüme geriliği gibi problemler ortaya çıkabilir.

c- 3. Dönem ; 32. haftadan doğuma kadar olan süredir. Bu dönemde karın iyice şişkinleşir, ayaklara su toplanması ola­bilir. Bebeğin yağ dokusu arttığı için kilosu hızla artar.

Hamilelik boyunca, 10*13 kilo alınması normal olarak kabul edilmektedir.

37. haftadan sonra bebek problemsiz olarak dünyaya ge­lebilir. Bebeğin normal yaşama kapasitesi 25. haftadan itibarendir. Hamilelik haftası arttıkça bebeğin yaşam kapasitesi ve akciğer gelişimi o kadar artar.

Doğum olayı sancılarla başlar. Sancılarla birlikte rahim açılmaya başlar, bebeğin ra­him İçinde büyüdüğü sıvı patlar ve doğum olur. Normal doğum yapılması için bebeğin kafasının aşağıda olması ve eşinin rahim ağ­zının üzerinde olmaması gereklidir.

Normal doğum en doğal yoldur. Anne doğum sonrasında hemen ayağa kalkar ve şikayetleri çok çabuk geçer. Doğumun dikişli veya dikişsiz olması doğumun gidişatına bağlıdır Normal doğum olayı zorlaşırsa, bebek vakumla veya kaşık denilen aletle çıkartılır.

Bebek doğduktan sonra bebek eşi de doğurtulur. Tüm parçaların alındığından emin olunmazsa kürtaj yapılır.

Normal doğum olayı gerçekleşmiyorsa bebek sezeryanla alınır. Sezeryan sonrası ağrı, kanama, idrara çıkmada güçlük gibi problemler olabilir. İlk bebeğini sezeryanla doğuran an­nenin 2. bebeği normal yolla doğabilir.

En fazla 3 kez sezeryan önerilmektedir, 3. sezeryanda iste­nirse beraberinde kadının tüpleri de bağlanabilir.

Belden ağrı kesici ilaç verilerek yapılan peridural anestezi ile doğumun ağrısız olması amaçlanır. Bu yöntemden sonra baş ağrısı ve enfeksiyon riski mevcutsa da bunlar nadir ola­rak ortaya çıkar.

Lohusalık Nedir ve Lohusalık Dönemi ?

Lohusalık devri; 4-6 hafta sü­rer. Emzirme problemleri, gö­ğüste süt birikmesi, iltihaplan­ma durumları olabilir. Kadının en fazla dikkat etmesi gereken dönemdir. Kadının bağışıklık sisteminin zayıf olduğu bu dö­nemdeki iltihaplanmalara kadar götürebilir. Bu dönemde fazla ağır kaldırmadan ya da fazla yorulmadan hareket edilmesi tavsiye edilir.

Cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.Doğumdan 6 hafta sonra anne, 4 hafta sonrada bebek doktor kontrolünden geçmelidir.

adet kanaması olmasa da yu­murtlama olabileceğinden eşlerin muhakkak korunmala­rı gerekmektedir. Emzirme döneminde hapla korunmak anne sütüne geçeceğinden spiral taktırılması ya da eşin korunması önerilir. Ancak emzirme bittikten sonra ko­runma yöntemleri hakkında tekrar bir doktora danışmak- da fayda vardır.

Lohusalık dönemin ‘de akıntı varsa, kokulu ise, kanama ar­tar ve ateş çıkarsa, hemen doktora başvurulmalıdır, içerde parça kalmış ya da mikrop kapmış olabilir, ona göre hemen tedavi edilmelidir.