Obezite Kısırlık Yapar mı?

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftler önce kilolarını düşünmek zorunda. Obezite, kadınların ve erkeklerin doğurganlığının önündeki en büyük engellerden birisi. Human Reproduction isimli tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre, obez çiftler normal kilodaki çiftlere oranla bir çocuğa iki katı daha zor sahip oluyor.

Eunice Kennedy Shriver Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsan Gelişim Enstitüsü (NICHD) araştırmacıları, çocuk sahibi olmak isteyen 501 çift ile bir çalışma yürüttü. Kısırlık sorunu olan çiftler araştırmaya katılmadı. Araştırma, 18-40 yaş aralığındaki kadınlar ve 18 yaş üstü erkekler arasında yapıldı. Araştırmacılar yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları hakkında veri toplamak için ortak röportajlar yaptı. Çiftler kendi günlük seks bilgilerini, adet döngüsü ve gebelik testlerinin sonuçları da araştırmacılar ile paylaştı. Araştırmacılar, katılımcıları iki gruba böldü. Bir grubu vücut kitle indeksi (VKİ) 35 ve üzerinde olan çiftler oluştururken, diğer grubu VKİ’si 30-34.9 orasında olan çiftler oluşturdu. Genel olarak, kadınların yüzde 27’si ve erkeklerin yüzde 41’i obezdi.

İKİ KATI DAHA FAZLA ZAMAN VE ÇABA GEREKİYOR!

Çalışmanın sonuçları, en yüksek VKİ’ye (35 ve üzerinde) olan çiftlerin, normal kilolu çiftlere göre bebek sahibi olabilmek için iki katı daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu gösterdi. Ayrıca yaş, sigara kullanımı, fiziksel aktivite düzeyi ve kolesterol oranı gibi diğer olası belirsizlikler dikkate alındığı zaman bu oran çok daha fazla yükseliyor. Araştırmacılar, tip 2 diyabet, kanser ve kalp hastalığı riskine yol açan obezite için uyarıyor ve hamile kalınmadan önce mutlaka tıbbi danışma alınması gerektiğini vurguluyor. Çiftin kilo kaybını desteklemek gebelik için yararlı oluyor.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Aşırı kilolu veya zayıf kadınlarda hormon dengesizliği, adet düzensizliği ve yumurtlama problemleri gebe kalmayı engelleyebiliyor. Kilolu erkeklerde de sperm kalitesi ve miktarı olumsuz etkileniyor” diyor.

YUMURTALAR OLGUNLAŞAMAZ

Ülkemizde erkeklerin yüzde 21’i ve kadınların yüzde 42’si bu durumla karşı karşıya diyen Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Vücutta yağ hücrelerinin fazla olması, östrojen dengesini bozar. Yüksek miktardaki östrojen ise yumurtlamanın olmamasına yol açar. Vücut kütle indeksinin artması hormonal ve metabolik bozukluğa yol açar, bu sebeple yumurtalar olgunlaşamaz. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (erkeklik hormonlarının artması); yumurtlama bozukluğu olan kadınların gebelik şansını düşürür” dedi.

“Adet düzenliği olan obez kadınlar kilo verdiklerinde bu problemlerinden yüzde 60 kurtulabilir” diyen Op. Dr. Seval Taşdemir, “Yapılan araştırmalarda, kadınların kısırlık problemlerinin yüzde 40’ında yumurtlama bozukluğu oluyor ve bu grubu aşırı kilolu ve polikistik over sendromlu kadınlar oluşturuyor” diyor.

EMBRİYONUN TUTUNMA İHTİMALİ DE DÜŞÜYOR

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Tedavide kullanılan hormon ilaçları, obez kadınlarda daha az etkili oluyor ve yüksek dozlarda ilaç uygulanmak zorunda kalınıyor. Obez kadınlarda embriyonun tutunma ihtimali de daha düşük oluyor. Gebelik komplikasyonları artıyor düşük ihtimali yüksek seyrediyor. Anne adayları fazla kilolarından kurtularak tansiyon ve şeker gibi tehlikeli hastalıklardan korunmuş oluyor, çeşitli diyet programları ve egzersizler ile kilolarının yüzde 5’ini vermeleri, tedavideki başarıyı artırmada etkili oluyor” diyor.

SPERM KALİTELERİ BOZULUYOR

“Obezite, erkekleri de olumsuz etkiliyor” diyen Op. Dr. Seval Taşdemir, “Şişman erkeklerin sperm kaliteleri düşüyor ve yağ dokusunda testosteronun östrojene dönüşümü artıyor; testosteron ve sperm kalitesi azalıyor. Şişman erkeklerde testis bölgesindeki yağlanma, bu bölgede ısı artışına sebep olarak testis damarlarının genişlemesine, sperm üretimi ve kalitesinin azalmasına sebep oluyor. Aynı zamanda iktidarsızlığa da sebep olabiliyor. Alınan her 10 kilo, kısırlık ihtimalini yüzde 10 oranında artırıyor, hormonal dengeyi bozuyor, libidoyu düşürüyor” dedi.

Obezite için Akupunktur Tedavisi

Akupunktur Uzmanı Dr. Fatih Hakan ÇAM ise fazla kilolardan kurtulmak için geleneksel ve tamamlayıcı bir tedavi olarak Akupunktur tedavisinin faydalı olabileceğini ilave etti.

Akupunktur genel vücut bütünü üzerine etki ederek yemek yeme alışkanlığı ve metabolizmayı hızlandırır. Beraberinde yapılacak akılcı diyet planlamasıyla beraber sadece bir kaç seans akupunktur tedavisinin kilo vermeye yardımcı olacağını ifade eden Dr. Fatih, hastalarının oldukça fayda gördüğüne işaret etti.

penis Kaç cm olmalı?

Erkek genital estetiği denilince ilk akla gelen penis büyütme ameliyatları oluyor. Bu operasyonların ayrıntısını, cinsel hayata katkısını ve yılların değişmeyen sorusunun cevabını Op. Dr. Bülent Cihantimur yanıtlıyor.

kaccm

“Erkek cinsel organı deyince aklımıza ilk olarak Antik Yunan mitolojisinde var olan ve bizim topraklarımızda pek çok heykelciği bulunan tanrı Priapos geliyor. Priapos’un uzun ve sürekli dik duran penisi, bereketi, üremeyi sembolize eder. Yüzyıllardır bu böyle devam ediyor, erkekler, penis boyutuna önem veriyor ve kadınlar da aynı şekilde… Çünkü insanoğlu içgüdüsel varlıklardır. Yaşlanmayı durdurmak istememizin nedeni, ölmek istemeyişimizdir, penisin boyutunun önemi ise, tamamen doğurganlık, çoğalma ve üreme içgüdülerimizden geliyor. Oysaki penisin boyutu ile doğurganlık arasında bilinen bir paralellik yok. Fakat olayın farklı bir boyutu daha var. Erkekler tatmin edici bir görsellik istiyorlar. Bunun altında yatan ise aslında eşine doyurucu bir cinsel deneyim yaşatmak. Tıp doktorları olarak bizler ne kadar, uzunluğun herhangi bir katkısı yok desek de, erkek buna inanmayacaktır. Kaç cm olmalı diye bir soru çok mantıksız. Aynen burun ameliyatlarında olduğu gibidir aslında. Eğer birey kendini daha estetik bir burunla iyi hissedecekse ve mevcut durum onu mutsuz ediyorsa, özgüven yaşatıyorsa, estetik cerrahiden yardım alınabilir” açıklamasında bulunan Estetik, Plastik ve Rekonstrükrif Cerrah Op. Dr. Bülent Cihantimur, erkek genital estetiğinin, erkeklerin cinsel özgüvenini sağlamlaştırdığını vurguladı.

Yağ enjeksiyonunu tercih ediyoruz

Erkek genital estetiğinin içerisinde ele alınan penis büyütme operasyonunu 2 farklı şekilde yaptıklarını söyleyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, öncelikle yağ enjeksiyonuna değindi:” Penis büyütme operasyonunu yağ enjeksiyonu ile yapıyoruz. Hastamızın kalça, bel ya da mevcut bölgesel yağ neresinde varsa, o bölgeden bir miktar yağ alıp, bunu kök hücreden zengin hale getiriyoruz. Ardından bu sıvı, canlı ve kök hücreden zengin yağı, penis boyunca enjekte ediyoruz. Bu şekliyle hastanın penis gövdesi takviye edilen yağ birimine göre 2 katı büyüklüğe, gözle görülür bir kalınlaşmaya ulaşabilir. Penisin boyu 2-3 santim uzar ama asıl büyüme enine doğru sağlanır. Eğer hasta daha büyük bir uzunluk istiyorsa, bu sefer leğen kemiğinin hemen altında bulunan ve penisin bağlı olduğu asıcı bağı bir miktar kesiyoruz. Bu kesme işlemi, erkeğin üreme fonksiyonuna, ereksiyonuna veya libidosuna herhangi bir zarar vermez. Sadece bağlı bulunduğu asıcı bağ biraz kesilir ve penisin öne doğru uzaması kolaylaştırılmış olur”.

Kök hücrenin iyileştirici etkisi

“Penis kalınlaştırma operasyonunda hastanın kendi yağından elde ettiğimiz kök hücre enjeksiyonunun çok fazla artısı var. Öncelikle herhangi bir kesi yapılmadan, noktasal girişlerle operasyon tamamlandığı için, iz kalmaz. Kök hücrenin iyileştirme etkisi ile hastamız çabucak toparlanır ve ortalama 1 hafta içerisinde aktif cinsel yaşantısına dönebilir. Yağ enjeksiyonun bir başka avantajı ise, içerisindeki kök hücrenin yaşayan dokular olmasından ötürü, işlemin kalıcı olmasıdır” diyen Cihantimur, yağ enjeksiyonunda kendi geliştirdiği ve dünya tıp literatürüne giren Cihantimur Yağ Transfer sistemini kullandığını ve bu teknikle transfer edilen yağ dokunun içindeki kök hücrenin, tamamına yakının yaşama olanağı bulduğunu da ekledi.

ERKEK ADAM KISIR OLMAZ DEMEYİN

Op. Dr. Seval Taşdemir, ‘Eşlerin kontrole birlikte gelmelerini istiyoruz, ‘Erkek adam kısır olmaz’ demesinler, erkekler de kontrollerini ihmal etmesinler’ diyerek uyarıyor.
Erkek üreme sağlığını; hormonlar, sperm üretimi, sperm kanallarında spermin taşınması ve cinsel fonksiyonlar etkiliyor. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, infertiliteye (kısırlık) neden oluyor.
Ferti-Jin Tüp Bebek ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir erkek kısırlığının nedenlerini anlattı:
erkek-cinsel-problem1-Kriptorşizm (inmemiş testis) Doğumda veya doğumdan sonra en geç bir yıl içinde testisler skrotuma (yumurtalık torbasına) iner. Testislerin her ikisinin veya bir tanesinin skrotuma inmemesi, kriptorşizm olarak adlandırılır. Bu vakalarda karın içinde yukarıda kalan testisler daha yüksek ısılara maruz kaldıkları için sperm üretimi bozulur. Çift taraflı inmemiş testis vakalarında azospermi (menide hiç spermin olmaması) görülebilir. İnmemiş testis vakalarında ileride testis tümörü gelişme ihtimali de fazladır. Testisler 1-2 yaşları arasında cerrahi ile yumurtalık torbasına indirilirse, ileride üreme sağlığı olumsuz etkilenmez. Erken tedavi edilmemiş vakalarda, yardımcı üreme teknikleri ile çocuk sahibi olunabilir.
2- Testis Tümörleri
Testis tümörü nedeni ile tedavi gören erkeklerde infertilite sık görülür. Kemoterapi için kullanılan ilaçlar ve radyoterapi, sperm üretimini olumsuz etkiler. Bu vakalardan tedavi öncesinde alınan sperm örnekleri dondurularak saklanır.
3- Testiküler Travma (yaralanma) Testislerde meydana gelen yaralanmalar, infertilite ile sonuçlanabilir. Travma sonrası testislerde bulunan sertoli hücreleri, kan dolaşımına karışarak anti-sperm antikorlarının oluşmasına ve bu da kısırlığa yol açar.
4- Varikosel
Varikosel, skrotumda (yumurtalık torbası) ve testislerin etrafında oluşan varisli damarlardır. Genişlemiş damarlar erkeklerin yüzde 15’inde görülür. Her varikoseli olan erkek infertil değildir fakat infertilite nedeni ile değerlendirilen erkeklerin yaklaşık üçte birinde varikosel vardır. Spermatik damarların kapakçıklarının olmaması veya çalışmaması nedeni ile kan geriye doğru kaçarak göllenir. Bu, vakaların yüzde 90’ında sol tarafta görülür. Varikosel; kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak skrotumda ısı artışına neden olarak, sol böbrek üstü bezinden gelen ters yöndeki kan akımı testislerin yüksek düzeyde toksik atıklara maruz kalmasına neden olarak, üreme hormonlarının dengesinin bozulmasına neden olarak infertiliteye yol açar. Varikoselden şüphelenildiğinde Doppler Ultrasonografi incelemesi ile tanı kesinleştirilir.
5- Enfeksiyonlar
Üreme organlarındaki enfeksiyonlar infertiliteye yol açabilir. Gonore (bel soğukluğu), tüberküloz ve bazı bakteriyel enfeksiyonlar sırasında meydana gelen iltihabi reaksiyonlar üreme kanallarında tıkanıklıklara yol açar. Bakteriyel enfeksiyonlar sperm hareketini bozarak ve gelişmekte olan sperm hücrelerine zarar vererek kısırlığa neden olabilir. Kabakulak özellikle geç yaşta geçirildiğinde testis tutulumu görülür ve kalıcı hasar oluşur. Cinsel temas yolu ile bulaşan ve oldukça yaygın olarak görülen klamidya, mikoplazma ve üreoplazma enfeksiyonları da sperm kalitesini bozarak infertiliteye neden olabilir. Bu enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi önemlidir.
6- Sistemik Hastalıklar
Yüksek ateşli hastalıklar üreme sağlığını olumsuz etkiler. Yüksek ateş birkaç saat içinde sperm hücrelerine zarar verir. Yüksek ateşli hastalık geçiren bir erkekte yaklaşık üç-dört hafta sonra sperm sayısında ve normal yapıdaki spermlerin oranında azalma görülür. Böbrek ve karaciğer hastalığı olan erkeklerde üreme hormonları azalır. Böbrek hastalarında impotans, cinsel isteksizlik, sperm üretiminde azalma görülür. Özellikle sık diyalize giren hastalarda hormonal dengesizlik ve sperm üretiminde azalmaya rastlanır. Bazı alerjik reaksiyonlardan sonra da sperm kalitesinde bozulma görülmektedir.
7- Üreme Kanallarında Tıkanıklık Üreme kanallarında meydan gelen tıkanıklıklar spermin dışarı çıkışını engeller. Enfeksiyonlar, yaralanmalar, cerrahi işlemler; kanallarda tıkanıklıklara neden olabilir. Bazı erkeklerde ise kanallar doğuştan yoktur. Her iki tarafta da tam tıkanıklığın olduğu durumlarda menide hiç sperm bulunmaz.
8- Geriye Boşalma
Ejakülasyon (boşalma) sırasında meninin mesaneye doğru geriye akmasıdır. Bu vakalarda boşalma sırasında bazen çok az meni dışarı akar bazen hiç akmaz. Bu durum diyabet (şeker hastalığı), multiple skleroz, mesane boynu yaralanmaları ve prostat ameliyatları sonrasında veya hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu vakalardan alınan idrar örneklerinden spermler ayrıştırılarak aşılama yapılabilir.
9- Sinir Sistemine ait Nedenler Omurilik zedelenmeleri; ejakülasyonun olmamasına, ereksiyon (sertleşme) problemlerine, cinsel ilişkinin gerçekleşememesine ve sperm üretiminin azalmasına neden olur. Bu vakalarda elektrik uyarı ile ejakülasyon gerçekleştirilebilir.
BAZI GENETİK BOZUKLUKLAR KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİR
psikolojik-yorgunluk.hmediumCinsiyet kromozomlarındaki birçok bozukluk infertiliteye neden olur. Bu vakaların birçoğunda testisler ve sperm üretimi olumsuz etkilenmiştir. Cinsiyet kromozomlarını etkilemeyen genetik bozukluklar da infertiliteye neden olabilir. Bazı kas hastalıklarında, orak hücreli anemide, Akdeniz anemisinde ve mesaneye ait bozukluklarda infertilite sık görülür. İnfertilitenin eşlik ettiği diğer bir hastalık olan kistik fibroz vakalarında ise meni miktarı ve sperm sayısı azdır. Bu vakalarda sperm kanalları gelişmemiştir.
ANTİBİYOTİK VE KEMOTERAPİ SPERM ÜRETİMİNE ZARAR VERİR
Çevresel faktörler ve yaşam tarzı üreme sağlığını şu şekilde etkiler:
Sigara sperm sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiler. Sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimalinin arttığı belirlenmiştir.
Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden olur. Kronik alkolizm vakalarında testisler küçülür, testosteron üretimi bozulur.
Uyuşturucu maddeler sperm kalitesini ve üretimini olumsuz etkiler. Bu maddeler hormonal dengesizliklere de yol açar.
Antibiyotiklerin birçoğu, parazit ilaçları, depresyon, mide ülseri, hipertansiyon ve alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, erkek üreme sağlığını olumsuz etkilediği gösterilmiştir.
 Kemoterapi ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, sperm üretimine zarar verir. Bu ilaçların bir kısmının etkisi kalıcı olabilir. Kemoterapi öncesinde bu hastalardan ileride kullanılmak üzere sperm örnekleri alınarak dondurulabilir.
Testislerde sperm üreten hücreler radyasyona çok duyarlıdır. Radyoterapi gören hastalarda sperm üretimi üç-beş yıl içinde tekrar başlayabilir.
Yüksek ısı, sauna ve sıcak su banyoları sperm üretimini olumsuz etkiler.
ÜREME HORMONLARIN KONTROLÜNDE
Üreme hormonlarının üretimi ve salınması hipotolamus, hipofiz bezi ve testisler tarafından kontrol edilir. Hipofiz bezinden LH (Luteinize edici hormon) ve FSH (Folikül stimüle edici hormon) salgılanır. Bu hormonların salınımını hipotalamustan salınan GNRH adı verilen hormon kontrol eder. Testislerde testosteron üretilir ve testosteron genital organlar dışındaki dokularda androjenlere (erkeklik hormonu) ve östrojenlere (kadınlık hormonu) dönüştürülür. Hipogonadotropik Hipogonadizm, Kalman Sendromu, İzole LH eksikliği, Hiperprolaktinemi veya Postpubertal Gonadotropin eksikliği de erkek kısırlığına neden olabilir.

Soğuk Havalar Prostatı Tetikliyor

Prostat her erkeğin kabusu. Uykuyu bölen, acil işeme isteği veren, idrarı ıkınarak yaptıran, hatta işeyememeye bile neden olan bu hastalık, erkeklerin yaşam kalitelerini düşürüyor. Kışın yaklaştığı şu dönemde özellikle soğuk havanın bu belirtileri tetiklediğini bilmenizde fayda var. 
 
prostatMedical Park Göztepe Hastane Kompleksi Üroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Serhat Dönmezer, belden aşağısını sıcak tutmak gerektiğini belirterek, “İki saati geçen uzun süreli oturmalardan ve klimalı ortamlardan uzak durun. Taşa çıplak ayakla basmayın. Gazlı ve mayalı içecekler, turşu, acılı ve ekşili yiyeceklerden kaçının. Bunlar şikayetiniz arttırabilir” dedi ve şu bilgileri verdi:

Prostat; her erkekte doğuştan vardır ve meni sıvısını oluşturmakla görevlidir. Ama prostatın da diğer organlarda olduğu gibi birçok hastalığı mevcut. Genç erkeklerde daha çok prostat iltihabı (prostatit), 40 yaşın üzerindeki erkeklerde ise genellikle iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ve prostat kanseri görülür.Prostat büyümesinde prostat, yaşlanma ile büyüyerek kanalı daraltmaya ve idrarın akışını engellemeye başlar. Bu tıkanıklığa karşı mesane, idrarı atmak için daha güçlü kasılır. Böylece mesanenin kas tabakası, ilk dönemde kalınlaşır ve kuvvetlenir. Bu geçici iyilik dönemidir. Daha sonra mesane içindeki çok az idrar bile, hastada sıkışmışlık derecesinde bir his uyandırır ve mesane kasları kasılarak idrarı atmaya çalışır. İçeride hissedilen kadar idrar olmadığı için, hasta idrar yapamadığını düşünür. Arka arkaya gereğinden fazla kasılan mesane kasları yorulmaya başlar. Bu kez hasta gerçekten idrarını tam olarak boşaltamaz. Sık ama yetersiz idrar yapma sonucu, idrar yaptıktan sonra her defasında mesane içerisinde daha fazla artık idrar kalır. Bu da mesanenin yeterince dinlenememesine ve yorulmasına neden olur ve giderek daha sıkıntılı, zorlanarak idrar yapma oluşur.

PROSTAT KANSERİ SİNSİ HASTALIK

Prostatın en sık görülen hastalıklarından bir diğeri de prostat kanseridir. Genellikle 50 yaş üstü erkeklede görülse de birinci derece akrabalarında olanlar da erken görülme olasılığı fazla. Şunu bilmek gerekiyor ki, prostat büyümesi ve prostat kanseri ayrı hastalıklardır ve tedavileri tamamen farklıdır. İkisi de aynı anda bir hastada bulunabilir. Prostat kanserine özel bir belirti yoktur. Sinsidir ve başlangıçta kendini belli etmeyebilir. Beslenmenin çok önemli olduğu bu hastalıkta hayvansal gıdalardan da uzak durmak gerekir.

SOĞUK, KRONİK PROSTATİT OLUŞUMUNA NEDEN OLABİLİR

Her erkekte prostata bağlı şikayetler olmaz. Ama soğuk havalarda herhangi bir hastalığı olmayanlarda bile bazı istenmeyen durumlar oluşabilir. Bu dönemde özellikle idrar yaparken yakınmalar artar. Sık tuvalete gitme de bunun bir diğer göstergesidir. Soğuk, bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Damarlarda ve mesanede kasılmalara neden olur. Kronik prostatiti (mikroplu ya da mikropsuz prostat iltihabı) ya da prostat büyümesi olan erkeklerde, soğuk daha sıkıntılı durumlara yol açabilir. Örneğin; kişi, idrarını yapamayabilir. Üşüme ve soğuk kronik prostatit ya /ya da prostat büyümesi olan hastalarda yakınmaların artmasına hatta idrar yapamamaya kadar giden sorunlara yol açabiliyor.

LAZER TEDAVİSİ ÇOK YAYGIN

Bugün prostatın iyi huylu büyümesi sorununa çare olacak birçok tedavi seçeneği vardır. Bunlar hastalığın ciddiyet derecesine göre seçilebilecek ilaçlar ve cerrahi yöntemlerini kapsar. Tedavi şekline karar verirken hastanın genel durumu ve kendisinde bulunan diğer hastalıkları da göz önüne alınır. Özellikle yaşınız, prostatın büyüklüğü ve genel sağlık durumunuz doktorun kararını etkileyecek diğer etkenlerdir. İlaç tedavisinin dışında minimal invaziv yöntemlerle hastaya en az zararı verebilecek tedavi yöntemini seçmek de mümkün. Bunlar arasında mikrodalga ile ısıtma tedavileri, prostata iğne ile girilerek radyofrekansla ablasyon tedavileri yapılabilir. Günümüzde cerrahi yöntemler arasında lazerler de yaygınlık kazandı. Çeşitli lazerlerle buharlaştırma yöntemleri uygulanıyor. İnvaziv girişim sayılan kapalı prostat ameliyatı veya açık prostat ameliyatları diğer seçenekler arasında yer alıyor. Bunlar arasında açık ameliyat yapılma oranı gelişmiş ülkelerde yüzde 10’un altına inmiş durumdadır.

LAZER KANAMA RİSKİNİ AZALTIYOR

Lazer prostat operasyonlarının, başlıca avantajı kanama riskinin az oluşu. Ayrıca sonda ve hastanede yatış süresi kısalırken, anestezi almaya uygun olmayanlara da lokal anestezi ile de yapılabiliyor. Özellikle ileri yaştakilerde, kalp ve damar hastalığı olanlarda ve bu hastalıklara bağlı kan sulandırıcı ilaçlar kullanan hastalarda lazer prostat ameliyatları birinci tercihtir. Yine sağlık durumu açık prostat operasyonuna uygun olmayan ve bunun yanında büyük prostatı da olan hastalara lazer operasyonları uygulanarak sondalı yaşamdan kurtulmaları sağlanabilir.

ÖNLEM İÇİN DOMATES, KARPUZ VE GREYFURT

Tüm prostat hastalıkları için en önemli korunma yöntemi olan erken teşhis için düzenli olarak prostat kontrolleri yaptırılmalı. Bunun yanı sıra daha az kırmızı et ve yağ tüketimi, daha fazla sebze ve meyve ağırlıklı beslenme büyük önem taşıyor. Soyalı yiyeceklerin yanı sıra pişmiş domates, karpuz ve pembe greyfurt bolca tüketilmeli. Yeşil çayın da prostat kanseri riskini azalttığını unutmayın. Gazlı ve mayalı içecekler, turşu, acılı ve ekşili yiyeceklerden kaçının. Öte yandan prostat büyümesi olanların da uzun süreli, 2 saati geçen hareketsiz oturmalardan kaçınması gerekiyor. İdrar zorluğu yaşayanların ise sıcak uygulama yapmalarında fayda var. Sıcak banyo, göbek altına ya da sıcak su torbası üzerine oturmak iyi gelebilir.

Omurga Travmalarını Önemseyin

indir (41)Yaşlanma, küçük travmalar ya da aşırı yüklenmenin eklemlerinizde oluşturduğu boyun, sırt ve bel ağrıları, omurga hareket alan daralmasının bir işareti olabiliyor. Omurgamızı oluşturan yapılar içinde yer alan ve boynumuzdan başlayıp bel bölgemize kadar uzanan eklem grubunun (faset eklemi) üzerini örten kıkırdak, çeşitli nedenlerle zaman içinde özelliğini yitirebiliyor. Bu durum ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı faset sendromuyla ilgili bilgi veriyor.

Gün boyu tüm ağırlığımızı taşıyarak bizi ayakta tutan omurgamız, önlem almadığımız ve günlük yaşamımızda belirli hususlara dikkat etmediğimizde boyun, sırt ve bel ağrılarına neden olabiliyor. Sağlıksız bir yapıya dönüşebilen ve halk arasında “kireçlenme” olarak bilinen ve omurgamızın hareketli olmasını sağlayan eklemlerde faset sendromu ortaya çıkıyor.

Omurgamızı oluşturan yapılar içinde yer alan ve boynumuzdan başlayıp bel bölgemize kadar uzanan eklem grubunun (faset eklemi) üzerini örten kıkırdak zamanla yapısı değişerek, sorunlara yol açabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, bu sürecin aşırı yüklenme, romatizmal hastalıklar, fizyolojik yaşlanma veya uzun süre aynı pozisyonda çalışma nedeniyle oluştuğuna dikkat çekiyor. Faset eklemindeki bu bozulmalar “faset sendromu” olarak adlandırılan klinik bir tabloya neden oluyor. Faset eklemi hem omuriliğin içinde yer aldığı kanala hem de omurilikten bacaklara veya kollara doğru giden sinirlerin çıktığı kanala oldukça yakın. Bu nedenle faset eklemindeki bozulmalar söz konusu kanalların daralmasına da neden olabiliyor. Prof. Dr. Semih Akı, “Eğer ana kanalda bir daralma meydana gelirse daha ağır bir tablo ortaya çıkabilir” diyor ve ekliyor: “Ağır sporlar ve bu sebeple meydana gelen küçük travmaların birikimi, bel fıtığı ve disk problemlerinin tetiklediği faset sendromuna sebep olabiliyor. Bel fıtığı nasıl belden çıkıp sinirlerin geçtiği kanalları daraltabiliyorsa faset sendromu da çok ileri yaşlarda kanallara yakın komşuluğundan dolayı fıtık gibi o sinirin geçtiği kanalı daraltıp fıtıktaki benzer şikayetleri beraberinde getirebiliyor.”

Hareketsiz kalmaya bağlı tutukluk

Eklemdeki kıkırdağın özelliğini yitirmesine bağlı olarak ortaya çıkan faset sendromunun en belirgin belirtisi baş ağrıları olarak dikkat çekiyor. Bel ve boyun bölgesindeki fıtığa bağlı ağrılarda, ağrı genellikle boyun ve bel öne doğru eğildiğinde artarken; faset sendromunda bunun tam tersi görülüyor. Genellikle hastanın belini arkaya doğru kıvırması veya geriye doğru yaslanması istendiğinde ağrı artışı olması, faset sendromunun karakteristik özelliklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Prof. Dr. Akı, bu durumu şöyle açıklıyor: “Bel geriye doğru kıvrıldığında faset eklemini ve eklemi oluşturan iki dudak birbirine yaklaşıyor ve üst üste biniyor. Bu da eklem ara mesafesinin daralmasına neden oluyor. Bel geriye doğru yaslandığında ise yüklenme daha fazla olduğu için ağrı belirgin hale geliyor.” Faset sendromunun diğer önemli belirtisi ise hareketsiz kalmaya bağlı tutukluluk. Harekete başlandığı zaman bir zorlanma ve tutukluluk yaşanırken; daha sonra hareket süresi uzadıkça açılma ve yumuşamayla hasta tekrar rahat hareket eder hale geliyor. Omurganın tüm hareketlerini bölgede bulunan bağlar ve kaslarla birlikte organize eden faset eklemlerinin dizilimi (konfigrasyonu); boyun, sırt ve bel bölgesinde farklılık gösteriyor. Tıpkı diz, dirsek ya da kalça eklemlerinde olduğu gibi oynar bir yapıya sahip olan faset eklemlerinin dizilimindeki bu değişiklik boyun, bel ve sırt bölgesinin hareketlerinde farklılıklara neden oluyor. Faset ekleminin kanallara yakın komşuluğundan dolayı çok ileri yaşlarda, sinirin geçtiği kanalı daraltıp fıtıktakine benzer şikayetlere neden açabiliyor.

Yüzme ve pilates sayesinde omurga güçleniyor

indir (42)Omurgada faset sendromunun tedavi aşamasında bu bölgeyi ağrısız hareket sınırları içinde mümkün olduğu kadar aktive etmek gerekiyor. Bunun için ise özelikle hareketliliği artırmak adına hastaya uygun egzersizler öneriliyor. Prof. Dr. Akı, tam da bu noktada amacın bölgedeki kasların kuvvetlendirilmesiyle doğal bir korse meydana getirmek olduğunu vurguluyor; “Bu bölgedeki kaslar, kuvvetlendirildiğinde, dışarıdan verilen korsenin görevini fazlasıyla yerine getiriyor. Dışarıdan kullanılan korseler zaman içinde bölgedeki kasların hareketsiz kalmasına sebep olabiliyor. Böylece hareketsiz hale gelen kasları zayıflatarak daha kötü bir sonuca neden oluyor. O yüzden çok uzun süreli korse kullanımını tavsiye etmiyoruz.” Belirli dozlarda spor yapmanın tedavinin asıl yöntemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akı, pilates ve yüzme aktivitelerini öneriyor. Özellikle pilates sayesinde omurga ve çevresindeki yapılar güçleniyor. Medikal tedavi olarak ise, bölgedeki ödemi çözen, sıvı birikimini azaltan ilaçlar ve ağrıyı azaltacak ağrı kesiciler kullanılıyor veya röntgen altında ağrıyı azaltacak birtakım maddeler iğneyle faset ekleminin içine enjekte ediliyor. İlk aşamada genellikle ilaç tedavisi ve uygun egzersizler uyguladıklarını ifade eden Prof. Dr. Akı, faset enjeksiyonlarını ise en son aşamada tercih ettiklerinin altını çiziyor.

imagesffff

Gençler dikkat!

17-25 yaş arası erkeklerde veya kızlarda nadiren görülen faset sendromuna bağlı ağrılarda, bu bölgedeki doğuştan gelen kırıkları mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu özel durum daha da ilerleyerek iki omurun birbirinin üzerine kaymasına da sebep olabiliyor. Prof. Dr. Akı, halk arasında bel açıklığı ve bel kayması olarak anılan lizis, listezis ve spina bifida’nın faset eklemi ve çevresindeki yapıları yakından ilgilendiren bir sorun olduğuna dikkat çekiyor.

Her 3 Erkekten Biri Meme Kanseri Riski Altında

selahattin tulunay

Genellikle kadınlarda rastlanan meme kanseri hastalığı son yıllarda erkeklerde de sıklıkla görülmeye başlandı.  Erkeklerde görülen meme kanserinin çok zor teşhis edilebildiğini ve hızla ilerlediğine dikkat çeken Op. Dr. Selahattin Tulunay, “Özellikle erkeklerde Jinekomasti adı verilen kadınsı meme büyümesi rahatsızlığı yaşayanlar iki kat daha fazla risk altındalar. Göğüs bölgesindeki  aşırı büyüme ve sarkma her 3 erkekten birinde yaşanan bir rahatsızlıktır. Günümüz teknolojisiyle tedavisi çok kolay hala gelen meme büyümesi önlem alınmazsa meme kanserine yakalanma riskini artırır. Erkekler tarafından önemsenmeyen meme kanserinin tedavisi gecikirse ölüme yol açabilir. Erkekler göğsünde sert bir kitle hissettiklerinde hiç zaman kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmalıdır” diye konuştu.

selahattin tulunay

Genetik faktörler, beslenme alışkanlıkları, sağlıksız sporcu gıdalarının tüketimi ve hormonal bozulmalar nedeniyle erkeklerin göğüs büyüme şikayetleri her geçen gün artış gösteriyor. Erkekler büyük göğüs nedeniyle toplumdan soyutlanarak içine kapanıyor. Özellikle yaz aylarıyla birlikte psikolojik sorunlar daha da artıyor. Jinekomasti bir hastalıktır ve Günümüzde ilerleyen teknolojiyle birlikte tedavisi çok kolay hale gelmiştir. Lazerle bir kaç saat süren bir operasyonla büyük göğüsler küçültülebiliyor. Eskiden erkekler bu rahatsızlığı kabullenmek istemezdi. Fakat toplumumuz bilinçlendikçe bunun bir rahatsızlık oduğu, herkeste görünebildiğini ve tedavi olması gerektiği bilinci yerleşti. Eskiden göğüs operasyonu yaptığımız 100 hastadan 5 tanesi erkekken şu anda yüz hastadan 25 tanesi erkeklerden oluşuyor. Erkekler arasında göğüs büyümesinin yanı sıra meme kanseri vakalarında da ciddi bir artış var. Kadınlarda tespiti kolay ve erken teşhis edilebilen meme kanseri erkeklerde ise ya ciddiye alınmıyor ya da çok geç fark ediliyor. Bazen hastalarda parmak kadar büyüklükte sertlikler tespit ediyoruz. Erkek hasta farkında olmadan ölüme koşuyor. Erkeklerdeki kanser türü kadına nazaran hem zor teşhis ediliyor hem de çok daha hızlı ilerliyor. Eğer hemen teşhis edilmez ve tedaviye başlanmazsa geri dönüşü olmayan boyutlara uzanabiliyor.

Her üç erkekten birinde göğüs büyümesi rahatsızlığı var

Doğal olarak her 3 erkekten birinde de meme kanseri riski daha fazla. Erkekler göğüs bölgesinde ele gelen sert bir parçaya karşı duyarlı olsun. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden hekime başvursun. Genetik yatkınlığı olanlar ise yılda bir defa taramadan geçmesi gerekir. Erkeklerde iri ve sarkık göğüs bazen çok ileri yaşlarda bazen de ergenlik çağında rastlanabiliyor. Şu anda lazerle bayıltmadan iri göğüsler küçültülebiliyor. Yara ve iz bırakmadan operasyon bitirilirken hasta hemen öteki gün normal hayata dönüyor. Erkekler ameliyat korkusu veya toplum baskısı nedeniyle göğüs büyütme operasyonlarından çekiniyor.

Jinekomasti ameliyatı için gelen hastalarda meme kanseri vakalarına sık rastladıklarını anlatan Tulunay, “Geçenlerde bir hastam göğüslerinde büyüme rahatsızlığıyla ilgili muayene olmaya geldi. Göğsünde leblebi tanesi kadar bir sertlik hissettim. Test yaptırmasını tavsiye ettim. Ve o sertliğin kadınlarda sık görünen fakat erkeklerde çok nadir göründüğü sanılan meme kanseri tümörü olduğunu öğrendik. Son yıllarda buna benzer vakalarda ciddi bir artış var. Son 2 yılda 3 hastamda meme kanseri tümörüne rastladım. Genetiğinde kanser vakası bulunan kişilerde jinekomasti de varsa meme kanseri riski daha fazla oluyor” ifadelerini kullandı.

Sertleşme Sorunu

sertleşme problemi

Sertleşme sorunu, erkekte cinsel birleşmeyi sağlayacak ve sürdürecek kadar sertleşme olmamasıdır. Tıp dilinde ‘erektil disfonksiyon’ da denir. Her erkekte her zaman sertleşme yaşanmayabilir. Ancak eğer bu durum sık sık yaşanıyorsa ya da sürekli hale geldiyse o zaman sertleşme sorunu olabileceği akla getirilmelidir.

sertleşme problemi

Sıklık

Sertleşme sorunu sanılandan çok daha sık rastlanan bir sorundur. Yaş ilerledikçe de sıklığı artar. Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre, 40 yaş ve üzerindeki erkeklerin yarısından fazlasında sertleşme sorunu vardır.

Sadece ileri yaşlarda değil gençlerde de görülebilmektedir. Ancak pek az erkek bunu bir hekimle paylaşabilmekte ve çare aramaktadır. Oysa sertleşme sorunu, erkeğin ve eşinin cinsel yaşamını ve hayat kalitesini bozan bir sorundur. Bu yüzden sorunu kabul etmek ve tedaviye karar vermek doğru olur.

Nedeni

Sertleşme sorununun birçok nedeni olabilir. Sertleşmenin gerçekleşmesi için penise yeterli miktarda kan akımının olması gerekir. Bu akımın azalmasına neden olabilecek şeyler, sertleşmenin sağlanmasına ve sürdürülmesine de engel olurlar.
Damar sertliği, kanda kolesterolün yükselmesi, fazla kilo gibi durumlar, penise giden damarların daralmasına ve kan akımının azalmasına yol açarak sertleşme sorununa neden olabilir.

Penise giden sinirlerdeki hasar da sertleşme sorununa yol açabilir. Karın ve prostat ameliyatlarında, radyasyona maruz kalındığında (ışın tedavisinde), omurilik hastalıklarında, şeker hastalığında, multipl skleroz hastalığında, bazı ilaçların kullanımında penis sinirleri zarar görebilir. İnme, sigara, alkol ve madde kullanımı ile ilaçlar da sertleşme sorununa yol açabilir. Bazı hipertansiyon ilaçları, bazı depresyon ilaçları ve sakinleştiriciler, bazı mide ilaçları ve bazı idrar söktürücüler de sertleşme sorununa yol açabilen ilaçlardandır. Hormon bozuklukları örneğin testosteron hormonunun azalması da sertleşme sorununa yol açabilir. Bütün bunlar dışında güçsüz kalmaya yol açan geçici hastalıklar, yorgunluk ve stres de sertleşme sorununa neden olabilir.

Depresyon, kaygı bozukluğu ve performans anksiyetesi gibi psikolojik rahatsızlıklar da sık olarak sertleşme sorununa yol açabilen durumlardır. Eşle ilişki konusunda sorunlar, cinsel bilgi yetersizliği ya da yanlışlığı, geçmişte yaşanan ilişki sorunları da psikolojik olarak sertleşme sorununa yol açabilir.

Tedavisi

Evet, sertleşme sorunu günümüzde çeşitli yollarla ve başarıyla tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hekiminiz öncelikle altta yatan nedene yönelik bir tedavi planı düzenleyecektir. Bazı durumlarda etkenin çözülmesi, sertleşme sorununun da ortadan kalkmasına ya da azalmasına yetmektedir.

Örneğin şeker hastalığı varsa kan şekerinin normal düzeylere getirilmesi, hipertansiyon varsa kan basıncının düşürülmesi, fazla kilo varsa verilmesi, sigaranın bırakılması, alkolün azaltılması, egzersiz yapılması, depresyon söz konusu ise tedavisine başlanması gibi düzenlemeler, sertleşme sorunu tedavisinde önemli adımlardır.

Etkenlere yönelik düzenleme ve tedavilerin yapılmasıyla birlikte, doğrudan penisin sertleşmesini ve bunun yeterli süre devam ettirilmesini sağlayan tedavilere de başlanabilir. Bu amaçla birçok ilaç kullanılmaktadır. Bazı ilaçlar penise kan akımını artırarak etkili olurlar. Bunların çoğu ağızdan alınan ilaçlardır. Ancak bölgesel enjeksiyonla uygulanan ilaçlar da vardır.

Ağızdan alınan ilaçların bir kısmı, fosfodiesteraz inhibitörü (PDE-5 inhibitörü) denen gruptandır. Bu ilaçlar kişilerin yüksek bir oranında etki sağlar. Cinsel birleşmeden belli bir süre önce ağız yoluyla 1 adet alınır ve ancak cinsel uyarılma varsa sertleşme sağlar.

Bu ilaçların nitrogliserin içeren bazı kalp ilaçlarıyla birlikte alınmamaları gereklidir.

İlaçlar dışında penis sertleşmesini sağlayacak tıbbi cihazlar da vardır. Penis köküne takılan halka gibi cihazlar ya da vakum cihazları peniste sertleşmeyi sağlayabilirler.

Diğer tedavilerden sonuç alınmadığında cerrahi tedavi de çözüm olabilir. Ameliyatla penise yerleştirilen çeşitli protezler vardır. Bunların bir kısmı sürekli sertleşme sağlarken bir kısmı da cinsel birleşme öncesi kişinin kendisi tarafından küçük bir pompa ile şişirilmektedir.

Her ne tedavi seçilirse seçilsin, birlikte psikolojik destek almak da yararlı olacak sonucu hızlandıracaktır.

Sertleşme Sorununun Nedenleri

Aile Sağlığı Araştırma Derneği Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, pek çok hastalığın sertleşme sorununa yol açtığının bilinmediğine dikkati çekiyor. 2002 kuruluşundan bu yana 196.000 kişinin danışmanlık için aradığı, bunlardan bu 10 yıla yakın süre içerisinde 39.000’ine uzman doktorların bire bir yanıt verdiği “0212 282 01 01” no lu danışmanlık hattı sonuçları ilginç verileri ortaya çıkarıyor.

Cinsel problemlerin altında altta yatan önemli tıbbi sorunlar incelendiğinde: Sertleşme probleminden yakınan hastaların %34’ünde yüksek tansiyon, %15inde şeker hastalığı, %13ünde kalp hastalığı görülüyor.

BU HASTALIKLAR SERTLEŞME PROBLEMİ YAPABİLİR

erkek-cinsel-problemHattat, cinsel problemlerin altında pek çok hormonal, damarsal, sinirsel, psikolojik sebep olabileceğine dikkati çekiyor. Ancak özellikle etkili olan hastalıkları şöyle özetliyor:

Kalp-damar hastalıkları:
Hattat’ göre sertleşme fonksiyonunun gerçekleşmesinde en önemli rol damar yapısında olduğundan damar sorunları sertleşme problemine yol açan ana faktörlerden.

Damar yapısında arterioskleroz denilen ve damar sertliği olarak da bilinen problem, penise giden kan akımının azalmasının en büyük nedeni. Sigara kullanmak, yüksek kolesterol seviyeleri ve şeker hastalığı arterioskleroza yol açarak, sertleşme sorunun oluşmasına katkıda bulunuyor. Bunun dışında penise giden damarlara olan bir travma da yüksek düzeyde olmasa bile sertleşme sorununa yol açabiliyor.

Yüksek kan basıncı kan damarlarınızın sertleşmesine ve daralmasına neden olabiliyor. Bu da kanın penise akışını kısıtlar ve sertleşme sorununa neden oluyor. Ek olarak, yüksek kan basıncını tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar sertleşme sorununun kaynağı olarak gösterilebiliyor. Yüksek kan basıncı gibi, kalp hastalığı ve yüksek kolesterol de kanın penisinize akışını etkileyerek sertleşme sorununa neden olabiliyor. Sertleşme sorunu bulunan erkeklerde, buna eşlik eden hastalık bulunma riski de daha yüksek.

Şeker hastalığı

Sertleşme sorunu şeker hastalığının ilerlemesiyle ortaya çıkabildiği gibi, bazı hastalarda ise şeker hastalığının ilk belirtisi olarak görülüyor. Şeker hastalığı durumunda, hem büyük damarlarda hem de penise kan taşıyan daha küçük kan damarlarında da bazı sorunlar oluşuyor. Bunlara ek olarak sertleşme işlevinde yer alan sinirlerin de hasar görmesi erkeklerin %50 ile 70’ini sertleşme bozukluğuna yatkın hale getiriyor. Şeker hastası olan erkeklerde sertleşme sorununun görülme olasılığı normal erkeklere göre üç kat daha fazla. Şeker hastalığı tanısı konulduktan yaklaşık 10 yıl sonra, hastaların yarısında sertleşme sorunu görülüyor. Buna ek olarak şeker hastası olan erkeklerde sertleşme sorunu normal erkeklere göre daha erken dönemlerde ortaya çıkıyor. Bu nedenle şeker hastalığı olan erkeklerin kan şeker seviyelerini kontrol altında tutmaları, kalp-damar ve beyin sistemi kadar cinsel fonksiyonlarına da yardımcı oluyor.

İleri yaş:
Tüm cinsel fonksiyonlar gibi sertleşme işlevi de yaşla birlikte bazı değişimler geçirir. Yaşınız ilerledikçe sadece sertleşme fonksiyonunuzda değil diğer cinsel işlevlerinizde de bazı değişimler fark edersiniz. İleri yaşla birlikte cinsel istek ve uyarılma yeteneği azalıyor. Penis hassasiyeti azaldığından sertleşme elde etmek için daha çok uyarı gerekiyor. Bunun yanı sıra sertleşme kalitesi, süresi ve sıklığı ile gece sertleşmelerinin kalitesi de düşüyor. Orgazm gücü ve boşalma kuvveti azalır, meni sıvısının hacmi küçülüyor. Cinsel aktivite sıklığı da ileri yaşla birlikte azalma eğilimde.

Tüm bu değişikliklere neden olan ve ileri yaşla birlikte ortaya çıkan pek çok faktör var. Örneğin kandaki testosteron seviyeleri ilerleyen yaşla birlikte azalıyor. Damarsal sorunlar ve damar sertliği daha sık görülüyor. Yine yaşlanma sürecinde penis yapısında, damarlarında ve sinirlerinde pek çok değişim meydana geliyor. Bunlar sertleşmeyi sağlayan ve önleyen uyarılar ile penise giden kan akımını bozabiliyor. İlerleyen yaşla birlikte artan performans heyecanı ve depresyon gibi sorunlar da sertleşme problemine katkıda bulunuyor.

Burada en büyük problem, yaşlanmayla cinsel fonksiyonlarda meydana gelen bu değişimleri yaşı ilerleyen kişilerin normal kabul etmesidir.

Çoğu kişi sertleşme fonksiyonunun yaşlandıkça doğal olarak azaldığına inanıyor. Evet, yaşlanma sertleşme problemi için en büyük risk faktörü ancak tek başına sertleşme problemine yol açmaz. Yaşın yanı sıra diğer sağlık koşulları, ilaçlar ve yaşam biçimi gibi normal kan akışını değiştiren her faktör sertleşmeyi etkiliyor. Bu sağlık durumlarından bazıları, erkekler yaşlandıkça daha sık olarak ortaya çıkmaya başladığından sertleşme sorunu da ilerleyen yaşla birlikte daha sık görülüyor.

Bu sorunları kaçınılmaz bir son olarak gören pek çok yaşlı erkek doktora başvurmayarak cinselliği tamamen unutma yoluna gidiyor. Oysa günümüzde – kaç yaşında olursanız olun- ilaç tedavileri başta olmak üzere çeşitli tedavi seçenekleri ile cinsel sorunların üstesinden gelmek mümkün.

İlaçlar
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, sertleşme sorununun ilaç mı, yoksa ilacın tedavi ettiği hastalık nedeniyle mi oluştuğunun anlaşılması. Çünkü depresyon, endişe hastalıkları veya damar sertliği gibi sağlık sorunlarında hem altta yatan hastalık hem de bu sorunları tedavi etmekte kullanılan ilaçlar sertleşme fonksiyonlarını zedeleyebiliyor. Hattat yine de bazı tansiyon ilaçlarının, depresyon ve endişe ilaçlarının, uyku hali yaratan sedatiflerin ve bazı hormonların sertleşme sorununa yol açabileceği konusunda uyarıyor: “Eğer yeni başladığınız bir ilaç sonrası sertleşme problemi yaşıyorsanız, vakit kaybetmeden doktorunuzla görüşmeli, ilacınızın böyle bir etkisi olup olmadığını öğrenmelisiniz. Doktorunuz gerektiğinde ilaç değişikliğine giderek bu sorunu aşmanıza yardımcı olacaktır.

Psikolojik Sorunlar:
Duygusal sorunlar, aşırı endişe veya stresin sadece cinsel isteksizlik yaratmaz, sertleşme problemi ve erken boşalmaya da yol açar. Özellikle depresyondaki erkeklerde sertleşme problemi sık görülüyor. Sertleşme problemi bazı durumlarda hastanın sosyo-kültürel durumu, eğitim düzeyi, cinsel bilgisi gibi gelişim ve büyüme şartları nedeniyle oluşuyor. Bazı kişilerde ise performans heyecanı, depresyon ve ilişki gerginlikleri sertleşme sorununa yol açıyor. Fiziksel bir nedenden dolayı sertleşme sorunu yaşayan erkekler kendilerini aynı zamanda depresyonda, stresli ve endişeli hissedebilirler.

Hormonal Problemler:
Erkeklerde testosteron hormonunun eksikliği özellikle sertleşme problemine yol açar. Testosteron düşüklüğü yaşayan erkeklerde cinsel istek ve ilgi azlığının yanı sıra sertleşme kalitesinde ve süresinde de azalma meydana geliyor. Bunun yanında kandaki prolaktin hormonunun yüksekliği de sertleşme sorunu, cinsel istek azlığı ve kısırlığa yol açabiliyor. Tiroit hormonunun normalden fazla veya az salgılandığı durumlar da nadiren sertleşmeyi olumsuz etkileyebiliyor.

Sinirsel Nedenler:
İnme, Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, omurilik hasarı yaratan bir travma veya tümör, kasık bölgesini ilgilendiren cerrahi, radyasyon veya travma ile şeker hastalığı ve multiple skleroz gibi sağlık sorunları da, beyin ve omurilikle birlikte vücuttaki sinirler de etkilendiğinden sertleşme problemi oluşabilir.

Cerrahi operasyonlar:
Beyin veya omurilik hasarı yaratan bir operasyon, sinir yollarına zarar vererek sertleşme sorununa yol açabilir. Yine mesane, prostat veya rektum (makat) bölgesindeki sinirlere hasar veren kasık bölgesine uygulanan cerrahi işlemler, kalp-damar hastalıkları için yapılan operasyonlar veya penisin damar yapısını bozan bir operasyonlarda da sertleşme sorunu oluşturabilir.

Radyoterapi
Prostat, mesane ve rektum bölgesine uygulanan radyoterapi de damar ve sinirleri etkileyerek sertleşme problemine neden olabiliyor.

Kronik böbrek yetmezliği
Kronik böbrek yetmezliği sorunu olan erkeklerin –aynı şeker hastalığında olduğu gibi- yaklaşık yarısında sertleşme problemi bulunur. Bu sorun yüksek tansiyon, prolaktin hormonunun yüksekliği, toksin birikimi, damar sertleşmesi gibi çeşitli faktörlerin birleşmesiyle ortaya çıkıyor.

Diğer sorunlar:
Hattat son olarak, erkeklerde sonradan gelişen penis eğrilikleri, penis travmaları, karaciğer hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları, uykuda solunum durması (apne), prostat sorunlarının sertleşme sorununa neden olabilen diğer sağlık problemleri olduğunun altını çiziyor..

PROSTAT HASTALIKLARI DA SERLEŞME SORUNU YARATABİLİR
Prostata bağlı alt idrar yolu şikayetleri de sertleşme sorunu yaratabiliyor. Yapılan bazı çalışmalar bu şikayetlerin derecesi arttıkça sertleşme sorunu riskinin de arttığını gösteriyor.

Sertleşme Sorunu ve Öneriler

Cinsel isteğe rağmen sertleşme problemi nedeni ile ilişkiye girememek, pek çok erkeğin seksüel yaşamını altüst etmekle kalmayıp, sosyal hayatı da olumsuz etkiliyor.

Rahatsızlığın kabullenilmeyip tedavi yoluna gidilmemesi, durumu daha da zorlaştırırken; uzman yardımı alarak uygun tedavi yöntemlerinin uygulanması yaşam kalitesini de artırıyor.

Erkeklerde sertleşme bozukluğundan bahsedebilmek için bu durumun cinsel ilişkiyi engelleyecek kadar önemli ve tekrarlayıcı olması gereklidir. Üç ayı aşkın bir süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumuna “sertleşme sorunu” adı verilir. Cinsel öz güven eksikliğinin erkeğin yaşamının cinsel olmayan yönlerinde de olumsuz etkisi olabileceği kabul edilmektedir. Bu, erkeğin genel öz güvenini ve kendine olan saygısını etkileyerek yaşamında genel bir öz güven kaybına yol açabilir.

erkek-cinsel-problem

Uzman yardımı almaktan çekinmeyin!

  • Hastanın geçirmiş olduğu hastalıklar, cinsel hastalıklar, kazalar, geçirmiş olduğu ameliyatlar, partneri ile ilişkisi, cinsel istekliliği, ilişki sıklığı, ereksiyon sıklığı, sabah ereksiyonları sorgulanır.
  • Penisin büyüklüğü, yaralanmaları, eğrilikleri, testislerin büyüklüğü, sertliği, prostatın büyüklüğü değerlendirilir.
  • Karıncalanma, yanma tarzında ağrı, reflekslerde azalma veya kaybolma, his duyumu kısıtlanması değerlendirilir.
  • Penisin damar haritası çıkartılarak sertleşme bozukluğunun nedeninin damar tıkanıklığı ya da kan kaçağı olup olmadığı tespit edilir. Yaklaşık 40-50 dakika süren bir test ile penisi besleyen damarlar incelenerek damarlardaki kan akım miktarı ölçülür.

Mutlaka koruyucu önlemlerinizi alın

  •  Kalp-damar hastalığı veya şeker hastalığı gibi sistemik bir hastalık varsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.
  •  Aşırı alkolden kaçınılmalıdır.
  •  Uyuşturucu kullanımından kaçınılmalıdır.
  •  Kişi sigara içiyorsa kesinlikle bırakmalıdır.
  •  Düzenli egzersiz (spor) yapılmalıdır.
  •  Stresi ortaya çıkaran durumlardan uzak durulmalıdır.
  •  Düzenli bir yaşam olmalı; uyku düzensizliği varsa mutlaka düzene sokulmalıdır.
  •  Düzenli olarak mutlaka bir ürologa muayene olunmalıdır.

Sertleşme bozukluğu tedavisi

Erkekte cinsel disfonksiyon tedavisinde öncelikle hastaların beklentilerinin dikkate alınması gerekir. Tedavi kararının hasta ve bazen partneriyle birlikte kararlaştırılması tedavinin başarısını da olumlu olarak etkileyecektir. Tedavide nedenler ortaya konulduktan sonra ilk basamak oral farmakoterapiler yani ilaç tedavisidir.

Tedavide 3 basamak vardır:sertelsmesorunutedavisi

1. basamakta oral (ağızdan kullanılan) PDE5İ (Fosfodiesteraz 5 inhibitörleri) hapları veya vakum cihazları kullanımı,

2.basamak penise ciltten intrakavernozal ilaç enjeksiyonu (aynı anda ağızdan ilaç kullanımı veya vakum cihazı ile kombine edilebilir) kullanımıdır. Bu iki basamak cerrahi dışı tedavi olarak kabul edilir.

3.Basamak tedavi bu iki basamak tedaviden cevap alınmaması ve hastanın uygun olması durumunda uygulanan cerrahi tedavidir (penil protez takılması).

3. Diğer Tedavi Yöntemleri

  • Şok Dalgası Yöntemi

Sertleşme sorunlarında genellikle tedavide ameliyat dışındaki metodlara öncelik verilse dahi, cerrahi girişimin gerekli olduğu hasta grupları da mevcuttur. Bu hastalar için diğer tedavi seçenekleri başarısız sonuçlar verdiğinde veya bu tedavileri reddettiklerinde geriye tek seçenek olarak protez kalmaktadır. Penil protezler iyi hasta seçimi yapıldığında ve hastanın partneriyle uyumunu düzenler ve yaşamı son derece kaliteli bir noktaya getirir.