Evlilik Obeziteyi Artırıyor

ARGEV Obezite Araştırması’nın sonuçlarını II. Ulusal Aile Hekimleri Kongresi’nde açıkladı. Araştırma sonuçlarına göre obezite görülme oranı yüzde 44, neredeyse her iki kişiden biri obezite riskiyle karşı karşıya. Obezite görülme riski kadınlarda erkeklere göre 1,9 kat daha fazla. Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de evliliğin obeziteyi artırdığı gerçeği. Evli olanlarda obezite görülme riski bekârlara oranla 1,5 kat daha fazla

Türkiye Aile Hekimliği Araştırma Geliştirme Eğitim Vakfı (ARGEV), bu yıl ikinci kez Aile Hekimleri Kongresi’ni 700 aile hekiminin katılımıyla Antalya Titanic Deluxe Hotel’de geçekleştirdi. Bu yıl kongrenin ana teması ülkemizde görülme sıklığı her geçen gün artan obezite olarak belirlendi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında; çarpıcı sonuçların çıktığı ‘ARGEV Obezite Araştırması’ ilk kez kamuoyu ile paylaşıldı.

ARGEV Obezite Araştırması’nın sonuçlarını ARGEV Başkanı Dr. Murat Girginer ile ARGEV Yönetim Kurulu Üyeleri Doç. Dr. Olgun Göktaş, Dr. Tolunay Demirdamar ve Dr. Alp Oktay açıkladı.

Obezite en çok kadınları etkiliyor

ARGEV’in obezite araştırmasının sonuçlarına göre; obezite en çok kadınları tehdit ediyor. Kadınlarda obezite görülme riski erkeklere kıyasla 1,9 kat daha yüksek. Araştırmanın ulaştığı bulgulardan bir diğeri ise; evli olanlarda obezite görülme riskinin bekârlara oranla 1,5 kat daha fazla olduğu.

Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol hastaları dikkat

Araştırmanın sonuçlarına göre tip II diyabet, hipertansiyon ve kolesterol hastaları obezite için risk taşıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanan ve hipotiroidi değişkenlik gösteren bireylerde de obezite görülme sıklığı artıyor. Obezite görülme oranı hipertansiyon hastalarında 1,9, kolesterolü yüksek hastalarda 1,2 ve hipotiroidi olan hastalarda 1,2 kat daha fazladır. Sigara içen bireylerde obezite görülme sıklığı içmeyenlere göre 1,2 kat daha yüksek olurken, antidiyabetik ilaç kullananlarda 1,6 kat daha fazladır.

Obezite salgını insan ömrünü kısaltıyor

Ülkemizde görülme sıklığı hızla artan obeziteyle ilgili ARGEV Başkanı Dr. Murat Girginer şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü’nün 2017 yılında açıkladığı rakamlara göre tüm dünyada obezite salgın bir hastalık gibi artıyor ve bu konu tüm dünyanın gündemini tehdit eden bir sağlık sorunu haline geldi. Obezite için ülkemizde şişmanlık denilip geçilebiliyor oysa obezite çok dikkat edilmesi gereken sinsi bir hastalık. İnsanların yaşam kalitesini ve yaşam süresini bile derinden etkiliyor.”

Obezite görülme oranı yüzde 44

ARGEV olarak Türkiye’nin obezite tablosunu ortaya koymak üzere bir araştırma yaptıklarını belirten Dr. Girginer, bu kapsamda hem doğudan hem de batıdan yoğun göç aldığı için Türkiye’yi temsil yeteneği olan Bursa’yı örneklem aldıklarını belirtti. Girginer, toplam 17 bin 812 kişi üzerinde beden kitle indekslerini inceleyerek araştırmayı tamamladıklarını söyledi.

ARGEV Başkanı Girginer, çalışma ile Dünya Sağlık Örgütü’nün bel çevresi kriterine göre obezite görülme oranının yüzde 44 olduğu sonucuna ulaştıklarını vurguladı. Girginer, neredeyse her iki kişiden birinin obeziteyle mücadele ettiğini ve bu durumun önüne geçilmesinin sağlıklı bir toplum için son derede kritik olduğunun altını çizdi.
Dr. Girginer, beden kitle indeksi kriterine göre obezite gelişimini etkileyen risk faktörleri arasında; yaş, cinsiyet, medeni durum, obezite öyküsü ve eğitim düzeyini sıraladı.

Obeziteden korunmak için tavsiyeler

ARGEV Başkanı obeziteden korunmak için tavsiyelerde de bulundu. Dr. Girginer, ilk yapılması gerekenleri hareketsiz yaşamdan uzaklaşmak ve beslenmeye dikkat etmek şeklinde açıkladı. Girginer sözlerine şöyle devam etti: “Hareketsizlik yaşam tarzımız olmaya başladı, bunu değiştirmeli egzersizi hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Alışveriş merkezine arabamızı park ederken kapıya en yakın olan yeri tercih ediyoruz; oysa biraz daha geriye park edip yürüyebiliriz. Otobüsten evimizin bir durak öncesinde inip yürüyebiliriz. Bunun dışında öğünlerimizi seçerken çok dikkatli olmalıyız. Güne kahvaltı yaparak başlamak son derece önemli. Karbonhidratı öğle yemeğinde tüketmeliyiz ki gün içinde o enerjiyi yakmak için vücudumuza bir şans verelim. Akşam yemeklerinde karbonhidratlı gıdaları soframıza koymamalıyız bunun yerine protein ağırlıklı beslenmeliyiz. Raf ömrü uzun, paketli gıdalardan uzak durmalıyız. Su tüketimimize dikkat etmeli günde yaklaşık 8 bardak su içmeliyiz. Yemekleri tabağımıza yiyebileceğimiz kadar alıp, yavaş yavaş tüketmeliyiz. Besin çeşitliliğine dikkat etmeli ve her besin grubundan dengeli bir şekilde beslenmeliyiz.”

Stres ve Mide Yanması Hastalıklarını Öğrenin !

Uzun süreli, stresli, yorucu, mola vermeden saatlerce süren çalışmalar sebebiyle midemizde aşırı asit salgılanması meydana gelir. Aşırı stresin sebep olduğu yüksek asit salınımı ve diğer faktörler (baharatlı yiyecekler, alkol, kronik sigara kullanımı) nonbakteriel gastrite sebebiyet verebilir. Ayaküstü beslenme alışkanlığı, hijyen kurallarına uymama, gelişi güzel alınan ilaçlar.

Hazırlanan gıdaları tüketmek ve stres mide hastalıklarının temel sebeplerinden bazılarıdır. En sık görülen mide hastalıklarının Gastroözofageal Reflü (GÖFR) ve gastrit olduğu bilinir. Bu iki hastalık birbirinden tamamen farklı iki hastalıktır. Gastrit kelime olarak midede oluşan inflamatuar (iltahabi, yangısal) süreçleri ifade eden bir kelimedir. Bakteriyel bir enfeksiyona veya tahrişe bağlı olarak gelişebilir. Helikobakter Pylori (HP) kronik gastritin en sık görülen sebeplerinden birisidir.

HP bakterisi ağız yoluyla alınarak mide mukozasına yerleşen ve burada gastrit olarak adlandırdığımız bir iltihap oluşturan spiral şeklinde bir bakteridir. Yaşlı popülasyonda daha fazla olmak üzere toplumumuzun yaklaşık yüzde 80’nin bu bakteri ile enfekte olduğu gözlenmiştir. Çalışan kişilerin midelerini koruyabilmeleri için yaşam tarzlarında değişiklik yapmaları gerekmektedir.

Günümüzde ofis çalışanları arasında en sık görülen rahatsızlıklar gastrit ve türefleri, ülser, GORH, hipertansiyon, obezite, ateriyosklerotik ve depresyondur. Kişi eğer obez ise ve özellikle karın çevresinde fazla kilolar varsa, öncelikle kilo vermesi sağlanıyor daha sonra düzenli egzersiz yapması tavsiye ediliyor. Sigara alkol kullanımı, kahve gazlı içecekler ve baharatlı yağlı besinlerin tüketimi azalmasını sağlıyor. Hastanın yatak başını yükseltmesi yatmadan önce yemek yememeye dikkat etmesi, sıkı, dar giyecekler, korse ve kemerli pantolonlar kullanmamaları öneriliyor.

Çalışma hayatımızda başımızdan geçen zorluklar, çalışma koşullarının ağırlığı veya stres bu tür koşullar sindirim sisteminin baş komutanı midenin hastalanmasına veya mide ağrısı, hazımsızlık veya şişkinlik hissetme gibi sorunları yaşamanıza sebep olabiliyor.

Uzun süreli, stresli, yorucu, mola vermeden saatlerce süren çalışmalar sebebiyle midemizde aşırı asit salgılanması oluşur. Aşırı stresin sebep olduğu yüksek asit salınımı ve diğer faktörler (baharatlı yiyecekler, alkol, kronik sigara kullanımı) nonbakteriel gastrite neden olabilir.

Diğer sebep ise helicobacter pyloridir. Ayaküstü beslenme alışkanlığı, gelişigüzel alınan ilaçlar (Aspirin, nonsterois anti enflamatuar ilaçlar), hijyenik kurallara uyulmadan hazırlanan gıdaları tüketmek (helicobacter pylori) ve stres mide hastalıklarının temel sebepleridir. Bu karamsar tablodan en fazla payını alan midede gözlenen ağrılar, ekşime, yanma, şişkinlik, gaz, kramp, göğüs arkasında ağrı ve boğazda yanma ile ses kısıklığı en sık rastlanan belirtilerdir.

Nano Teknolojisi ve Diyabet ?

Bir gün vücudumuza yerleştirilen bir çiple iğne yapmaktan, sürekli şekerimizi ölçmekten kurtulacak mıyız? Hayali bile güzel.

Nano teknolojinin diyabetle ilgili araştırmaları dünyanın pekçok ülkesinde yıllardır devam ediyor. Henüz kesin sonuca ulaşamasa da geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir makale heyecan verici gelişmelerin işaretini verdi. Araştırmacılar, vücuda enjekte edilebilen ve kandaki şeker seviyesini düşürebilecek insülin salgılayan “Nano parçacıklar” adını verdikleri bir ağ geliştirdiler.

Şimdilik sadece fareler üzerinde denenen bu nano ağ ile tek bir enjeksiyon, bir haftadan fazla bir süre glukoz seviyesini normal değerlerde tutmayı başardı.

Robert Langer ve Daniel Anderson’la MTI’da (Massac-husetts Teknoloji Enstitüsü) araştırma yaparken bu teknolojiyi geliştiren North Carolina Chapel Hill North Carolina State Üniversiteleri blomedtkol mühendislik bölümünden Zhen Gu, araştırmadaki esas amacın pankreasın çalışmasının aynısını yaratmak olduğunu söyledi. Sistem, glukoz seviyesi yükselince nano parçaçıkların insülin üretmek üzere parçalanması üzerine kurulu.

“Nono ağ, vücutta enjeksiyondan sonra devreye giriyor, çünkü nano parçacıkların bazıları negatif, bazıları pozitif sor yüklü. Bu parçacıklar vücuda girer girmez birbirini çekiyor ve birlikte nano ağı oluşturuyorlar.

Bu ağın tümü biyo uyumlu, böylece zamanla çözülüyorlar ve hiç bir şekilde bağışıklık sisteminde tepki oluşturmuyorlar.

Eğer sistem başarılı sonuç veririrse pankreasın hiç insülin üretmediği Tip 1 diyabet üzerinde etkili olacak. Henüz yolun çok başında olunsa da araştırmacılar bu tedavinin enjeksiyonla insülin almak zorunda olan Tip 2 diyabetlilere de yardımcı olabileceğini belirtiyor.

“nano teknoloji” İnsülin, yediğimiz besinlerin içindeki karbonhidratı doğru bir şekilde metabolizmaya uyarlayan bir hormon ve  Tip 1 diyabetlilerde vücut insülin üretmediği için dışarıdan enjeksiyonla eksiği telafi ediyor. Nano teknolojide, insülin ayarları üzerine daha çok çalışma yapılması gerekiyor.

insülin kullanan diyabetlileri en çok rahatsız edenlerin başında, günde birkaç kez parmak ucundan alınan kanla şekerini ölçmek ve ona göre insülin yapmak geliyor. Ayrıca karbonhidrat hesaplamalarında hataya düşmemek ve ihtiyaç duyulan insülin miktarını doğru tespit etmek gerekiyor ki diyabetini yönetebilsin ve sağlıklı yaşayabilsin.

Aksi takdirde, yani hesapta şaşma olursa kan şekeri seviyesi fazla yükseliyor ya da tam tersi düşebilivor. lşte tüm bu sorunlara odaklanan nano ağ araştırmaları olumlu sonuçlanırsa, bir sistem sayesinde yüksek glukoz seviyelerini düşürmek için insulin verilecek, şeker seviyesini sık kontrol etmenin yanısıra karbonhidrat hesaplama zorunluluğu da ortadan kalkacak. Çünkü nano ağ yiyeceği sindirecek kadar insülin salacak.

Şimdi sırada araştırmacıların nano ağların aşırı insülin salınımını nasıl önleyeceği ve yeni enjeksiyon gereksimini nasıl anlayacağı meselesi var. Unutmamalıyız ki, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler her zaman insanda aynı sonucu vermeyebiliyor.

Yine de Dr. Gu, umutlu: “Bu çalışma, likrin uygulanmasını sağlıyor. Daha çok çalışma yapmamız gerek. Kullandığımız maddelerin oranını tam anlamıyla saptamalı ve insülinin devreye girme sürecini hızlandırmalıyız. Bu, biraz zaman alabilir, ama ben bu yeni teknolojiye güveniyorum.”

Merkezi ABD ‘de bulunan Çocuk Diyabeti Araştırma Vakfı UDRF) terapi bölümü yöneticisi Sanjoy Dutta da bu gelişmelere umutla bakıyor. Glukoza cevap veren nano ağı kullanma olasılığı ona göre çok güzel bir başlangıç, yine de temkini elden bırakmıyor.

“Sonuca varmak zaman alacak. Hayvanlar üzerinde çalışmalarda daha cevaplanması gereken bir sürü soru var, izleyeceğimiz yol konusunda aşılması güç sorunlar çıkacağını da biliyorum.

Henüz yol haritamız belli değiL

Uyuklama Hipoglisemiden Kaynaklı Olabilir’mi ?

İskoçyanın başkenti olan Edinburgh‘da bulunan Queen’s Medical Research Institutedan (Kraliçenin Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü) Rebecca Reynolds ile iş arkadaşlarının yaptığı bir çalışma  olan Tip 2 diyabetli yaşlıların gittikçe artan gündüz uyuklama halinin ciddi ağır hipoglisemi kaynaklı olabileceğini ortaya koydu.

Gündüz yorgunluğunun ağır hipoglisemiyle ilgili olup olmadığını belirlemek için araştırmacılar Edinbugh Tip 2 Diyabet Çalışma Grubu’ndan 898 hasta üzerinde çalıştılar.Geniş çaplı bir gözlemleme çalışmasının alt grup analizine göre, gündüz uyuklama haline ilişkin iki farklı ölçüm yapıldı.

Ortalama voşlon 67.9 olan diyabetIiler uyku bozukluğuna bağlı olarak, nefes alma tarzları ve gündüz yorgunluğuyla ilgili iki anket doldurdular ve ağır hipoglisemileri olup almadığı üzerine araştırma yapıldı.

Reynolds ile meslektaşlan roporlarında, bu durumun hipoglisemi için bir risk faktörü olabileceğini belirttiler.

Diyabet Şeker Hastalığı ve Tedavi Yöntemleri ?

Tüm dünyada birçok ülkede bulunan ölüme neden olan hastalıklar listesinde diyabet beşinci sırada yer almaktadır. Yetişkin diyabetli olan hastalarda diyabetli olmayan yaşıtlarına oranla kardiyovasküler olay riski 2 ile 4 kat daha yüksektir.

Diyabet hastalığı insan yaşam süresini 6 ile 10 yıl arasında kısıtlamaktadır.

Birçok ülkede ölüme neden olan hastalıklar içinde diyabet altıncı sırada bulunuyor. Yetişkin diyabetlilerde, diyabetli olmayan yaşıtlarına kıyasla kardiyovasküler olay birkaç kat daha yüksek çıkar. Tüm dünyada diyaliz uygulanan olgular ile 65 yaş altı körlük ve travma dışı ayak kesilmesinin en yaygın nedeni diyabettir.

En son yapılan klinik deneyler ve gözlemsel epidemiyolojik çalışmalar, enerji ve yağ alımının azaltılması, perhiz ile verilen kilolar ve düzenli fiziksel aktiviteyi kapsayan yaşam tarzı değişikliklerinin insülin duyarlılığının düzelmesinde ve diyabet riskinin azalmasındaki etkisini kanıtlamaktadır.

Şeker hastalığının insan ve topluma zararını azaltmak için hastalığın olabildiğince erken dönemde tanınması ve uygun şekilde tedavi edilmesi kaçınılmazdır.

Çocuklarda Diyabet Şeker Hastalığı Belirtileri !

Çocukluktan itibaren Tip 1 diyabete yakalanan pekçok kişi var. ABD kadar olmasa da ülkemizde de yanlış beslenme ve hareketsiz yaşam nedeniyle Tip 2 diyabete yakalanan çocuk ve genç sayısı da yükselişte.

Dünyada gençlerin yaklaşık % 90’ı Tip ı diyabetten şikayetçi ve bu ülkeden ülkeye değişen sayılarda.

Teknoloji ne güzel; gün geçtikçe ilerliyor, bize rengarenk, süslü püslü yeni arkadaşlar, filmler, diziler. oyunlar sunuyor. Ellerimizde modern telefonlarımız, çeşitli tablet bilgisayarlarımız, önümüzde tv ekranları doğadan, gerçek dünyadan kopuk bir yaşam sürüyoruz.

Bu teknolojinin mucidi olan bizler, insanoğlu adeta kendi kişisel gelişimine kulaklarını tıkamış, gözleri ekrana bakar halde. Bu dondurulmuş sahneler, özellikle de çocukları ve gençleri etkiliyor. Tüm bunlara sağlıksız beslenme de eklenince hareketsiz yaşamın kahramanları çocuklar sanal dünyada yeri olmayan hastalıklara davetiye çıkarıyor.

Türkiye’ de çocukların üçte biri yetişkin yaşa gelmeden Tip 2 diyabet ve/veya obezite riski taşıyor. Tip 2 diyabetin bu yaşlarda görülme nedenlerinin başında hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme geliyor.Sadece bize özgü de değil elbet; mesela araştırmalar, ABD’de 2000 doğumlu çocuk¬ların üçte birinin hayatları boyunca diyabet riski taşıyacaklarını ve belki diyabetli olacaklarını gösteriyor.

Türkiye gerçeği de çok parlak değil; .6-16 yaş arası çocuklarda obezite oranı son 8 yılda %5’ten % 10’a çıktı. Okul çağında bilinen 20 bin diyabetli çocuk var.

2010 yılında okullarda uygulamaya konan eğitim programlarıyla henüz yolun başlangıcında, pek çok eksiği var ama yinede çocuklardan öğretmenlere, hemşirelerden ailelere, bilinç ve farkındalık eğitimleri devam ediyor. Bu sayede örneğin, Tip 1 diyabetli çocuklar artık suulto şeker kontrollerini yapabiliyor (henüz bazı okullarda), şeker düşmelerine karşı önlemlerini alabiliyor, ara öğün zorunluluğu bir şımarıklık olarak görülmüyor.

Ve henüz tam o bilinç oluşmasa da yavaş yavaş ilerleyen eğitim programlarıyla bunun dünyanın sonu olmadığını, dışlanmaları gerekmediğini sınıf arkadaşları da öğreniyor. Bu farkındalık çalışması sayesinde diyabeti öğrenen öğretmenler, pek çok çocuğun erken diyabet teşhisinin konmasını da sağlamış durumdalar.

Bir kişinin, bir çocuğun ya da bir gencin Tip 2 diyabetli olmasına yol açan çeşitli nedenler, faktörler bulunuyor. Genetik ve etnik eğilimleri, unsurları değiştiremeyiz ama mesela hareketsizliği ve besin değeri olmayan yüksek kalorili yiyecekleri hayatımızdan çıkarabiliriz. Yani basit bir farkındalık ve dönüşümle diyabet riskimizi ortadan kaldırabiliriz.

Özellikle okullarda öğretmenlerin de bu konuda dikkatli olması, bilinçlenmesi, bu eğilimleri taşıyan çocuklara farklı davranarak algılarını değiştirmeye çalışması, hayatlarında yeni pencereler açması mümkün.

Kısa süre önce başlayan farkındalık çalışmaları hemen olmasa da uzun vadede dönüşüm yaratacak şüphesiz. Bu arada aileler de mesela grup sporları, bireysel sporlar, keşif yürüyüşleri gibi etkinliklerle çocukları ekran, oyun karşısından uzaklaştırmaya çalışırlarsa, beslenmelerine dikkat ederlerse yolun sorun oluşturan yarısı aşılmış olacak.

Genetik eğilimlerin etkili olduğu söyleniyor ama ailelerinde diyabetli bulunmayan pek çok Tip 1 diyabetli çocuk var. Yani, esas neden henüz tam olarak bilinmiyor.

Ayrıca oyunlarla, internetle ekran başında geçireceği saatleri günde bir ya da iki saatle sınırlarsanız daha hareketli bir yaşamı olur.

Çocukların küçük yaştan buna alışması ömrü boyunca sürdürmesine, daha olumlu, neşeli olmalarına yol açıyor. Birlikte yürüyüş yapar, bisiklete binme ya da basketbol – voleybol gibi sporlarla uğraşırsanız siz de hem sağlıklı yaşamış hem de birlikte güzel vakit geçirmiş olursunuz.

Diyabet Şeker Hastalığı Nedir ?

Diyabet şeker hastalığı sebepleri belirtileri nelerdir. Şeker hastalıkları sorunları ve insülin yetersizlikleri.

Halkımızda  sık rastlanılan şeker hastalığını kontrol altında tutmak için kan şekerinin belli aralıklarla düzenli olarak ölçtürülmesi gerekmektedir. Şeker hastalarının aksatmadan kan şekerlerini ölçtürmesi gerekir. Çünkü diyabet çok tehlikeli bir hastalık olmasına rağmen kontrol altında tutulabilir.

Diyabet, birçok kişinin öcü olarak gördüğü ve korktuğu bir hastalıktır, ama sanılanın aksine düzenli bir diyet programı ve sıkı bir kan şekeri kontrolüyle diyabet ve diyabetin sebebiyet verdiği birtakım komplikasyonlardan az etkilenmek mümkündür.

Açlık kan şekerinin en az iki ölçümde 126 mg’dan fazla olması durumunda, günün herhangi bir saatinde ölçülen kan şekerinin en az iki ölçümde 200 mg/dl‘nin üstünde olması ve oral glukoz tolerans testinde ikinci saat değerinin 200 mg/dl’nin üstünde olması halinde diyabet teşhisi konulmaktadır.

Diyabet tedavisi üç aşamadan oluşmaktadır;

Günlük kalori ihtiyacının yüzde 35’i yağ, yüzde 50’si karbonhidrat, yüzde 15’i proteinden karşılanmalı. Çay şekeri ve bundan yapılan yiyecek maddeleri kullanılmamalı, bunun yerine tatlandırıcılar kullanılmalıdır.

Kilo ve Şeker Hastalığından Nasıl Korunabiliriz ?

Tip I şeker hastalığından kaçınmak bizim elimizde değildir.

İnsülin’in salgılanmasından sorumlu organdaki (Pankreas) kalıcı bozukluktan dolayı hasta yaşamı boyunca insüline bağlı olarak yaşar. Buna mukabil tip II şeker hastalığı ‘ndan kilomuzu normal düzeylerde tutarak ve sağlıklı beslenerek korunabiliriz.

Yaşamımızdaki keşkeler ne kadar az olursa o kadar mutlu ve sağlıklı bir yaşam süreriz. Şu anda tüm dünya yanlış ve sağlıksız beslenme ve onun yol açtığı zararlarla mücadele etmeye çalışıyor.

Özellikle hareketsiz bir yaşam tarzı süren ve oturarak çalışmak zorunda olan kişilerin mutlaka hekim kontrolünde spor yapmaları sağlanmalıdır.

Bilinçsizce spor yapmak da çok tehlikeli olabilir. Özellikle kilo sorunu kişilerin mutlaka doktor kontrolünden sonra ve kendilerine uygun olan spor aktivitelerini yapmaları kendi sağlıkları yararınadır. Hepimizin çok pratik olarak uygulayabileceği yürüyüş ve işe gidip gelirken mümkün olduğunca araçlardan uzak kalmak çok yararlıdır.

Sadece bir durak önce vasıtadan inip eve kadar veya iş yerine kadar yürümek bile sağlık açısından fevkalade önemlidir. Sporun faydalı olabilmesi için düzenli olarak yapılması gerekir.

Ayrıca şekerli gıdalardan,nişasta ve çikolatalardan uzak durmak ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmak hastalıktan korunmada en önemli unsurlar arasında sayılabilir.

Gebelik ve Diyabet Aşamaları ?

Gebelik Açlık Şekeri 95 mg/dl 1.saat tokluk 140 ve 2.saat tokluk şeker ölçümleri 120 mg/dl’yi aşmamalı.

Şekerinizi belli sınırlar içinde tuttuğunuz sürece korkuya gerek yok.

Gebeliğin 24. haftasından sonra ve gebelik hormonlarının yarattığı etkiyle ortaya çıkıyor.

Şekeri düşürmek için önce tıbbi beslenme tedavisi planlanıyor.

Doğumdan sonra düzeliyor. Ancak şeker düzeylerinin gebelik boyunca normal sınırlar içinde tutulması bebeğin sağlıklı gelişimi açısından  büyük önem taşıyor.

Eğer değerler limitlerin üzerindeyse yapılacak tek şey insüline başlanması Gebelikte şeker düşürücü hapların kullanımı önerilmiyor.

Tedavide kullanılan insülinin plasentayı geçerek bebeğe zarar vermesi söz konusu değil, önemli olan gebelik boyunca siz, vakit kaybetmeden insüline başlamak şart.

Glisemik İndeks Nedir ?

Diyabet ve beslenmeyle ilgili araştırmalar her on yılda yeni bilgiler edinmemizi sağladı.Glisemik indeks (Gi) tanımı, 1980’li yıllarda belirlendi.

İçerdikleri şeker oranına bağlı olarak bazı yiyeceklerin kan şekerini daha fazla yükselttiğinden hareketle besinler, düşük / orta / yüksek glisemik indeksli olarak üçe ayrılıyor. Gi protein ve yağlar dışında bütün besinleri içeriyor.

Daha iyi anlamamız için karbonhidrat yükü fazla olan patatesten örnek verelim;

Orta boy bir patateste 15 gr, bir çay kaşığı toz şekerdeyse sadece 4 gr karbonhidrat var. Hele bir de o patatesi kızartılmış halde yerseniz ilaveten yağ ve kolori yüklemesi yapmış oluyorsunuz.