Harvard Sabri Ülker Merkezi’nden önemli kolesterol buluşu

Harvard Sabri Ülker Merkezi araştırma ekibinin uzun süredir üzerinde çalıştığı araştırmadan bilim dünyasını heyecanlandıran bir sonuç çıktı. Ekip, hücrede kolesterol seviyelerini güvenli bir aralıkta tutmayı sağlayan ve “metabolik koruyucu” adı verilen Nrf1 molekülünü keşfetti.

Nrf1 olarak bilinen bu protein, hücre içindeki kolesterole karşı duyarlı yapısıyla, hücre içinde kolesterol seviyelerinde meydana gelen değişiklikleri direk olarak algılayıp tepki veriyor. Kolesterol belli bir düzeyin üzerine ulaştığında direkt olarak Nrf1 molekülüne bağlanarak çok yönlü bir savunma programının harekete geçirilmesini sağlıyor ve organları olası tahribata karşı koruyabiliyor. Bu nedenle Nrf1 molekülü kolesterol metabolizmasının bozulduğu pek çok hastalıkta potansiyel yeni ve etkin tedavi hedefi özelliği taşıyor.

Dünyanın önde gelen bilimsel dergilerinden Cell’de 16 Kasım 2017 tarihinde yayınlanan çalışmanın detaylarını, Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil anlattı:

“Hücrelerin kolesterol düzeylerini tam olarak nasıl algılanıp kontrol edebileceği konusundaki anlayışımızda eksik olan önemli bir parçayı ortaya çıkardığımızı düşünüyorum. Bu parça kolesterol düzeylerini dengede tutmak için hayati önem taşıyan sistemin, yani moleküler bir ‘yin-yang’ sisteminin kritik bir parçasını oluşturuyor. Bu keşfi, bilim için kendi kariyerimdeki en önemli katkı olarak görüyorum. Daha önce hücre bazında kolesterolün düşük olduğuna işaret edecek mekanizma keşfedilmişti. Ancak bizim yaptığımız araştırma hücre içindeki kolesterol seviyesi yükseldiği zaman da hücrenin bunu dengede tutmak için gerçekleştirdiği algılama ve savunma mekanizmasını ortaya çıkardı.”

KOLESTEROL İKİ UCU KESKİN BIÇAK GİBİ

Hücre zarlarının inşası ve idamesi için bir yapı taşı olan kolesterol önemli fonksiyonel aracıların sentezi ve hücre faaliyetleri için gerekli bir molekül. Dolayısıyla organizma belirli düzeyde kolesterolün hücre içerisinde idame ettirilmesine ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle kolesterol hem besinlerle yani diyetle vücuda giriyor hem de başta karaciğerde olmak üzere organizma tarafından üretiliyor.

Kolesterolün hücre için elzem olmasına karşın, aynı zamanda en toksik ve reaktif maddelerden biri olduğunu belirten Prof. Hotamışlıgil, kolesterol kaynaklı hastalıkların tedavisinde umut verici gelişmelere götürecek çalışmayı şöyle detaylandırdı:

“Hücre içi düzeylerinin yükselmesi de azalması da çeşitli işlevsel problemlere ve sağlık sorunlarına yol açar. Bunu iki ucu keskin bıçak olarak ifade edebiliriz. Hücre içerisinde kolesterol azalmaya başladığı zaman hücre alarm verir ve sonrasında kolesterol sentezini başlatan bir mekanizma devreye girer. Kolesterolün azalmasına karşı devreye giren düzenleyici mekanizmanın açığa çıkarılması 1985 yılında Nobel ödülüne layık bulunmuş ve mevcut tedavi araçlarının geliştirilmesinde anahtar rol oynamıştır. Ancak bugüne kadar hücredeki kolesterol miktarı yükseldiğinde bunu direk olarak algılayıp bir alarm ve savunma sistemini harekete geçiren mekanizma henüz keşfedilmemiş idi. Yükselmiş kolesterol, hücresel seviyede daha da tehlikeli olup, toksisite, inflamasyon ve sonuçta hücre ölümüne kadar giden sorunlara neden olmakta. Bu nedenle hücrenin kolesterol seviyesindeki yükselişe karşı korunması elzemdir; bizim çalışmamız da bu düzenleyici ve koruyucu mekanizmasının keşfini sağladı.”

KARDİYOVASKÜLER HASTALIKLAR İÇİN DE YENİ TEDAVİLERİN HABERCİSİ

Kandaki yüksek kolesterolün kardiyovasküler ve dejeneratif hastalıklar başta olmak üzere diğer önemli sağlık sorunları için önemli bir risk teşkil edebileceği yıllardır kabul görmüş bilimsel bir gerçek. Dolayısıyla hücre ve organları koruyucu özelliğe sahip bu yeni mekanizmanın keşfinin, kolesterol metabolizmasının bozulduğu pek çok hastalıkta yeni ve etkin tedavi yöntemlerinin önünü açabileceği ön görülüyor.

Çalışmanın, toplum sağlığına fayda sağlayacak olmasından dolayı mutluluk duyduklarını ifade eden Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker, “Bilimsel araştırmalar uzun vadelidir. Harvard Üniversitesi’nde, bir Türk profesörü destekleyerek çok doğru bir iş yaptığımızı bir kez daha anlamış oluyoruz. Biz, 2014 yılında bu desteği yaparken, toplum sağlığının geleceğine fayda sağlayacağımızı ümit etmiştik. Prof. Hotamışlıgil’in özellikle metabolizma ve gıda konusundaki araştırmaları ilgimizi çekmişti. Bugün kısa sürede elde edilen başarılar bu ümidimizi daha da güçlendirmekte” dedi.

Fotoğraf: Getty Images Turkey

Türk cerrahın tekniği “Yunan burnuna” umut oldu (Yunan burnu nedir?)

Büyük ve kemerli olan “Yunan burnu” ameliyatının zor olduğunu ve bu ameliyattan her zaman hastayı memnun edecek sonuç alınamadığını söyleyen KBB ve Yüz Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Gürkan Kayabaşoğlu, “Yunan burnu”nu şöyle tanımlıyor. 

“Profilden kendimizi incelediğimizde, alnımızdan aşağı, burnumuza doğru baktığımızda bu iki doku arasında hafif bir çukur olması gerekir. Bu çukur, aslında bir sınır hattıdır, yani alnın bittiğini ve burnun başladığını göstermektedir. Bazı insanlarda ise bu bölgede çukur olmaz. Burnun ”radiks” denilen bu bölgesi, Türkçe’de burun kökü” olarak tanımlanmaktadır. Yunan burnu; alnın buruna doğru kesintisiz olarak devam ettiği burunları tarif eder. Genellikle bu insanların burunları daha büyük ve kemerlidir.”

RADİKSİN ERKEK VE KADINLARA ETKİSİ

Radiks denilen burun kökünde çukurun ve üst kısımdaki sınırın net olmamasının, burnun büyük ve uzun algılanmasına yol açtığını belirten Doç. Kayabaşoğlu, “Özellikle kadınlarda bu durum, erkeksi görünüme neden olur ve ideal estetik görünümünün önünde önemli bir engeldir. Erkeklerde ise sinirli bir görünüme yol açar. Her iki cinste de kaşların ve gözlerin arasının daha geniş görünmesine ve bu nedenle de gözlerin iletişimdeki etkisinin azalmasına sebep olur. Tahmin edersiniz ki bir yapının kökünde sorun varsa, diğer kısımlarını ideale getirmek pek de mümkün olmayacaktır” dedi.

“YUNAN BURNU” AMELİYATI NEDEN ZOR?

Radiks çukurunun, anatomisi itibarı ile estetik müdahalelere yanıt veren bir alan olmadığını dile getiren KBB ve Yüz Cerrahisi Uzmanı, “Burnun kökünde yapılacak değişiklik, ne yazık ki burunda yer alan ve çıkıntı yapan bir kemikten kurtulmak ya da burun ucundaki kıkırdakları şekillendirmek kadar kolay bir işlem değildir. Burun ameliyatları ile ilgilenen uzmanların ortak fikri, radiks bölgesini şekillendirmenin çok zor olduğu yönündedir. Bu bölgeye, çok kalın bir kemik dokusu hakimdir ve derininde ise önemli kafatası yapıları bulunmaktadır. Teknolojinin, tıbbın hizmetine sunduğu onlarca yeni alete rağmen, bu bölgede istenilen hassasiyette küçültme sağlamak halen çok kolay olmamaktadır. Hatta günümüzde, eski dönem hekimlerinin kullanma şansına sahip olmadığı elektrikli testereler, elektrikli törpüler, hatta piezo (ultrasonik kesici) cihazları bile bu bölgenin ideal şekle kavuşmasında tatminkar bir çözüm üretememiştir” diye konuştu.

“YUNAN BURNU AMELİYATINDA DAHA BAŞARILI SONUÇLAR ALMAK MÜMKÜN”

İlk 3 yılda 4 hayati kural (17 Kasım dünya prematüre günü)

Hijyene çok dikkat etmek: Enfeksiyon riskleri diğer yenidoğanlara göre çok daha yüksek olduğundan bakımları hata kaldırmıyor. Riskler, hastanede doğum sonrası yenidoğan alanında uzmanlaşmış hekimlerin kontrolünde en aza indirilebilirken, bebek taburcu edildikten sonra, evde son derece özen gerektiren bir bakım şart! Eve gelen ziyaretçilerin ya da aile üyelerinden birinin hasta olması durumunda bebeğe yaklaşmamaları, odanın sık sık havalandırılması, kirli bebek bezinin hemen bir poşete konularak evden dışarı çıkarılması, ellerin sık ve düzenli yıkanması özellikle annenin her emzirme öncesi kişisel hijyenini sağlamış olması çok büyük önem taşıyor.

Bol bol emzirmek: Doğumdan sonraki en büyük mucize olan anne sütü, prematüre bebekler için hayat kurtarıcı özellik taşıyor. Çalışmalar, anne sütü ile beslenen prematüre bebeklerin fiziksel ve ruhsal gelişimlerinin çok daha hızlı olduğunu gösteriyor. Zira prematüre bebeği olan annenin sütü, onun ihtiyaçlarına cevap verecek içerikte oluyor. Hayati riske yol açabilen enfeksiyonlara karşı koruma sağlarken, bağırsak problemleri daha az yaşanıyor, anne ile bebeğin arasındaki bağ güçleniyor. Bu nedenle bebeğinizi bol bol emzirin. Anne sütünün yetersiz kaldığı durumlarda hekimin önerisiyle özel takviye besinler gerekiyor.

Düzenli muayene yaptırmak: Gerek prematüre gerekse vaktinde doğmuş tüm bebeklerin, muayenelerinin düzenli yapılması çok önemli. Bununla birlikte prematüre bebeklerin göz, kulak, nörolojik muayenesi ve fizyoterapi gibi periyodik olarak takip edilmesi gereken özel muayeneleri de bulunuyor. Yoğun bakım servisinden taburcu olurken planlanmış olan takiplerin zamanında ve yetkin yerlerde yapılması prematüre bebeklerin ömürlerini daha sağlıklı geçirmesi için çok önemli. Aşıları ise doğum yaşlarına uygun olarak yapılıyor.

SOLUNUMDAN YUTMAYA CİDDİ SORUNLAR YAŞANABİLİR

Dr. Demirel’in verdiği bilgiye göre, prematüre doğan bebeklerde solunumdan enfeksiyona, beyin kanamasından kalp yetmezliğine ve ciddi bağırsak hastalıklarına dek pek çok sağlık sorunu görülebiliyor. En sık, solunum güçlüğü sorun yaratıyor. Akciğerlerimizin kolay açılmasını ve rahat nefes alıp vermemizi sağlayan surfaktan denilen madde bebekte yaklaşık 32. haftadan sonra üretilmeye başladığından bu haftadan önce doğan bebeklerde solunum sıkıntısı çok daha ciddi boyutlarda oluyor. Enfeksiyon riskleri diğer yenidoğanlara göre çok daha yüksek olurken, anne karnındaki bebeklerde emme, yutma ve nefes alıp verme ancak 34-35. haftalarda koordineli sağlanabildiğinden, daha önce dünyaya gelen bebeklerde ciddi sorun yaşanabiliyor.

“Her fermente gıda probiyotik değil” (Probiyotik ürün alırken nelere dikkat edilmeli?)

Yoğurt, kefir, tarhana, turşu, şalgam suyu ve boza tüketiminin sağlık için faydalı olabildiğini ancak her canlı bakteri içeren fermente ürünün, probiyotik gıda olarak kabul edilmediğini vurgulayan İç hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Atilla Bektaş, bir ürüne, “probiyotik gıda” diyebilmek için taşıması gereken özellikleri şöyle anlattı:

Probiyotik gıda diyebilmemiz için içeriğindeki faydalı bakteri türü ve sayısı yeterli olmalı, ağızdan alındığında sindirim enzimlerinden fazlaca etkilenmeden bağırsaklara yerleşebilmelidir. Probiyotik gıda ya da ürün satın alırken bu özelliklere sahip, mümkünse belgeli olanlar tercih edilmelidir. Ayrıca turşu, şalgam suyu gibi gıdalar fazla miktarda tuz içerikleri nedeni ile yüksek tansiyon hastalarında, reflü ve mide kanseri riski olanlarda önerilmez. Ev yapımı yoğurt katkı maddesi içermez, ancak mayalama esnasında probiyotik bakteri ile zenginleştirilmezse, faydalı bakteri içeriği açısından market yoğurduna üstünlüğü yoktur. Yanı sıra sokaklarda ‘köy yoğurdu’ adı altında satılan yoğurdun da hijyenik şartlarda üretilmiş olduğunun garantisi yoktur.’’

ETİKETLER İYİ OKUNMALI

Probiyotik gıda alırken etiket okumanın önemini vurgulayan Dr. Bektaş, ‘’Marketlerde satılan yoğurtlarda, yoğurt bakterileri olarak Streptococcus thermophilus, Lactobacillus bulgaricus bulunur. Bu yoğurt bakterileri yararlılık ve metabolizma açısından probiyotik bakterilerden olan Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium ‘lar…vb kadar özellikli değildir. O nedenle bir probiyotik gıdanın sağlığa fayda sağlaması için çeşitli probiyotik bakterilerle zenginleştirilmiş olması ve en az 1 milyar (10 8 cfu/g) insan sağlığına faydalı canlı bakteri içermesi gerekir. Her gün düzenli olarak ve yeteri kadar probiyotik gıda tüketilmesi sağlıklı olmak için önem taşır’’ dedi.

TURŞU AÇILDIKTAN SONRA BUZDOLABINDA SAKLANMALI, 3 AYDA TÜKETİLMELİ

Probiyotik gıdanın, yüksek ısıya tabi tutulması, ilave edilen bazı kimyasallar ve ürünün bayat olması durumunda probiyotik özelliğinin kaybolduğunu dile getiren ODTÜ Gıda Mühendisi Prof. Dr. Fatih Yıldız ise şunları söyledi:

‘’Marketten satın alınan yoğurt, kefir gibi gıdaların etiketinde çoğu kez bakteri cinsi ve sayısı belirtilmiyor. Bu gıdalar uygun koşullarda saklandıklarında bile probiyotik etkinlik açısından en fazla 2 hafta raf ömrüne sahipler. Rafta kaldıkları her gün bu özelliklerini kaybetmekteler. Dolayısıyla bu gıdaların probiyotik faydalılığı belirsizleşiyor. Karışık sebze turşuları, lahana turşusu, salatalık turşusu ve yeşil zeytin turşusu probiyotik özellik taşıyabilir. Ancak açıldıktan sonra buzdolabında saklanarak, en fazla üç ay içinde tüketilmelidirler.’’

“Türkiye bilinçli antiyotik kullanımı sürecine girdi”

Antibiyotik kullanımında Avrupa birincisi olan Türkiye’de alınan önlemler sonuç verdi.

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, son durumu NTV‘ye anlattı.

Bakan Demircan, “Trend gayet iyi, ümit vaat ediyor. Türkiye bilinçli antibiyotik kullanımı sürecine girdi. 100 tane reçetemizi ele aldığımız zaman içinde antibiyotik olan reçete sayısı 34,9’du. Çalışmalar sonunda 2016’da yüzde 29’a kadar düştü. Yani 100 reçeteden 29,5’inde antibiyotik var” dedi.

İlaç Takip Sistemi ve bilinçlendirme çalışmaları sonucunda 2011 yılında 218 milyon kutu olan antibiyotik kullanımı, 195 milyon kutuya kadar indi.

Aynı dönemde antibiyotik için harcanan tutar ise 450 milyon lira azaldı.

Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesinde 5 dakikada sonuç veren beta testinin de önemli rol oynadığını belirten Bakan Demircan, “Antibiyotiklerin çok kullanılması, endikasyonsuz kullanılması direnç problemini geliştirir ve gelecekte elimizde mikroorganizmalara karşı kullanacak ilacımız kalmaz veya çok azalır. Bu da sağlık açısından tehdit edici bir unsurdur” uyarısında bulundu.

Süperstar Ajda Pekkan İngiliz basınında: Kaç yaşında?

Süperstar Ajda Pekkan, İngiliz basınında yer aldı. Daily Mail gazetesi, ünlü şarkıcının genç görünümü överek, haberinde “Kaç yaşında?” başlığını kullandı. 

Haberde, Pekkan’ın 71 yaşında olmasına rağmen çok daha genç görünmesiyle görenlerini hayran bıraktığı ve çocuk istediğine yer verildi.

Buna göre, “Ne yediğime her zaman dikkat ederim. Yemek şeçimi yapmıyorum. Kebap ve balık yemeyi çok seviyorum” diyen Pekkan, sağlıklı beslenmenin görünümündeki etkisine dikkat çekti.

“Yürüyüş yapıyorum ve bol su içiyorum. Susuz bir yaşam düşünemiyorum. Güne, tarçın-limon-bal karışımı eklenmiş bir bardak su içerek başlıyorum. Hiçbir zaman güzel bir kadın figürü olmak istemedim, fakat vücumu korumaya hep önem verdim. Genlerin ve düzenli spor yapmanın formda kalmak için çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

Gazetede ayrıca Süperstar’ın çocuk sahibi olmak istediğine yer verildi. Pekkan’ın suni döllenme hakkında ABD’li ve Hintli doktorlara danıştığına değinildi.

Pekkan geçen sene The Hollywood Reporter tarafından Susan Sarandon, Emma Stone ve Jessica Lange gibi yıldızlar ile birlikte gösteri dünyasının en güçlü 100 kadını arasında gösterilmiş ve ABD’ye davet edilmişti.

“Türkiye’de obeziteli çocuk oranı arttı”

Türkiye Milli Pediatri Derneği tarafından düzenlenen, 61. Türkiye Milli Pediatri Kongresi, 2. Kosova-Türkiye Pediatri Kongresi ve 16. Milli Çocuk Hemşireliği Kongresi, Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’ndeki Regnum Carya Otel’de başladı.

Kongrenin açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, sağlık alanında çalışmanın, insana hizmet etmenin çok hayırlı, çocuk sağlığı ve hastalığı alanında çalışmanın daha da özel bir iş olduğunu vurguladı. 

Kendisinin bir çocuk hekimi olduğunu söyleyen Akdağ, “58 yıllık bir hayata sığan çok koşturmalı işlerin arasında Allah’a şükrettiğim, mensubu olmaktan ziyadesiyle memnun olduğum çocuk hekimi olmak hakikaten hayatımın en güzel işiydi. İyi ki çocuk hekimi olmuşum” diye konuştu. 

Akdağ, çocuk hekimi olmasında Yıldız Atalay hocasının çok büyük katkısı bulunduğunu dile getirdi. . 

Türkiye’de sağlıkta dönüşümde büyük işler başarıldığını, çok güzel işler yapıldığını anlatan Akdağ, bu başarıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en üst seviyede bu dönüşüme katkı verdiğini, Bakanlar Kurulundaki diğer arkadaşlarının, TBMM’nin ve bürokratların da önemli katkıları bulunduğunu vurguladı.

Akdağ, “Ama her zaman söylediğim gibi bir kere daha tekrarlamak isterim; bu büyük dönüşümün gerçek mimarı siz hekim arkadaşlarımızsınız, siz sağlık çalışanlarısınız. Allah hepinizden razı olsun. Bu meseleyi içselleştirmemiş olsaydınız başaramazdık” dedi.

Bugün Türkiye’de bebek ölümlerinin binde 10’un altına indiğine, bu başarıyı yakalamanın kolay olmadığına dikkati çeken Akdağ, 1990’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar çocukların yetersiz beslenmenin müthiş sıkıntısını çektiklerini, Erzurum’da üniversitede çalıştığı yıllarda raşitizm, beslenme bozukluğu olan yüzlerce çocukla karşılaştığını anlattı. 

Hastanede çocuklar için ventilatör cihazı bulmakta bile zorluk çektiklerini kaydeden Akdağ, hem hastane fiziksel şartlarında hem de halk sağlığı açısından çok önemli yol katedildiğini vurguladı.

SAĞLIKLI YAŞAMA KONUSU

SIĞINMACI, MÜLTECİ ÇOCUKLAR

“TÜRK HÜKÜMETİNİN YAPTIĞI ÇOK MÜKEMMEL”

Diyabet kalp yetmezliğinde ölüm riskini arttırıyor

Diyabeti olmayan kalp yetmezliği hastalarının erken ölüm riski daha düşük. Bu tespit ABD’de yapılan bir araştırmada ortaya çıktı.

Normal değerlerden yüksek ya da düşük olan kan şekerinin, kalp yetmezliği hastalarının ölüm ya da hastaneye yatma riskini ciddi oranda artırdığı belirlendi.

Yıllar süren araştırmada kalp yetmezliği olan 49 bin hasta incelendi. Bu hastaların 26 bini araştırma sürecinde yaşamını yitirdi.

Tip 2 diyabetli hastaların hayatını kaybetme olasılığı yüzde 24 daha yüksek çıktı.

Diyabeti olan katılımcıların ise ilk kez hastaneye yatma oranı yüzde 29 daha yüksek olarak araştırmaya yansıdı.

Uzmanlar her 5 kalp yetmezliği hastasından 1’inde diyabet olduğuna dikkat çekiyor. kan şekerinin kontrol edilmesi durumunda ölüm riskinin azalacağı konusunda uyarıyor.

Kalp yetmezliği, kasların kanı pompalamak için zayıf kalması olarak niteleniyor. Yorgunluk, kilo alma, kısa nefesler ve öksürük en yaygın belirtiler olarak gösteriliyor.

Sağlık Bakanlığı 50 bin bisiklet dağıtacak

Sağlık Bakanlığı bisiklet kullanımının teşvik edilmesi amacıyla “Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı”nın içeriğine uygun olarak “Fiziksel Aktiviteyi Teşvik Projesi 2015-2018” kapsamında, bisiklet dağıtımlarına devam edecek.

Bu çerçevede Bakanlıkça, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının belirlediği standartlarda bisiklet yolu ve paylaşım sistemi yapan yerel yönetimler, eğitim kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarına bisiklet dağıtımı yapılıyor. 2015’te hayata geçirilen projeyle bugüne kadar 352 bin bisiklet dağıtımı yapan Sağlık Bakanlığı, 2018’de de 50 bin bisiklet hediye etmeyi hedefliyor.

“4 BİN 914 OKUL BESLENME DOSTU OKUL SEÇİLDİ”

Bakanlık, “Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı”nı da yeni ihtiyaçları ve Dünya Sağlık Örgütü eylem planlarını dikkate alarak 2017-2021 dönemi olarak güncelledi.

Buna göre, çocuklara okullarda sağlıklı beslenme eğitimi verilerek sağlıksız gıdalardan korunmalarının sağlanmasına yönelik çalışmalar sürdürülecek. Tüm okullarda “Beslenme Dostu Okul Programı” devam ettirilecek. Program kapsamında Ekim 2017 itibarıyla program kriterlerine uyan 4 bin 914 okula “Beslenme Dostu Okul Sertifikası” verildi.

Vatandaşların yoğun olduğu şehir meydanlarında, “Hareketli Yaşam Tarzının Teşviki”, “Sağlıklı Beslenme”, “Bağımlılıkla Mücadele” ve “Organ Bağışı” gibi konularda bilgilendirme ve sağlık okuryazarlığını artırma faaliyetlerine de devam edilecek. Bu kapsamda çalışmaların yapıldığı ve Türkiye genelinde hizmet veren 150 “Sağlıklı Yaşam Aracı” ile 5 milyon kişiye ulaşıldı.

Sağlık Bakanı Demircan’dan Kılıçdaroğlu’na ‘sağlıkta reform’ yanıtı

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, Karadağ Sağlık Bakanı Kenan Hrapoviç ve beraberindeki heyeti kabul etti. Bakan Demircan, kabulde yaptığı konuşmada, Karadağ ile Türkiye’nin tarihten uzun süren bir bağının bulunduğunu belirterek, “Türkiye’de Balkanlar’dan gelen çok sayıda nüfus var. Bu açıdan da Balkanlara karşı büyük bir ilgi ve yakınlık duyarız” dedi.

Bakan Demircan, Türkiye’nin sağlık alanında son 15 yıldır elde ettiği gelişmeleri dost ve kardeş ülkelerin paylaşımına da sunduğunu vurgulayarak, “Sağlığın finansmanı ve sağlık hizmetlerinin koordinasyonu ve kalitenin sürdürülebilirliğinin devamı noktasında ciddi gelişmelerimiz var. Bunları dost ve kardeş Karadağ ile her zaman paylaşacağız. Özellikle sağlık sistemleri bilgi birikimimizi, tıbbi cihaz konusundaki gelişmelerimizle ilgili gelişmeler konusunda da iş birliği yapmak isteriz. diye konuştu.

“İŞ BİRLİĞİMİZİ GÜÇLENDİRMEK İSTİYORUZ”

Karadağ Sağlık Bakanı Kenan Hrapoviç ise iki ülke arasındaki ilişkileri daha üst noktaya taşımak istediklerine işaret ederek, “Siyasi ve ekonomik alandaki iş birliğimizden son derece memnunuz. Sağlık alanında da iş birliğimizi daha da güçlendirmek istiyoruz.” dedi.

“SAĞLIKLA İLGİLİ YENİLİKLERİ TARTIŞMAYA AÇTIK”

Konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Demircan, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Türk Eczacıları Birliği Olağan Genel Kurulu’nda “sağlıkta bir reforma ihtiyaç olduğu” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Demircan, sağlıkla ilgili getirilen yenilikleri tartışmaya açtıklarını, amaçlarının 80 milyon vatandaşa en kaliteli sağlık hizmetini en kolay ulaşılabilir şekilde vermek olduğunu belirtti.

“YAPICI MUHALEFETTEN YARARLANIRIZ”

Demircan, bu konuları çalışırken, muhalefetin sözlerini de dikkate aldıklarını vurgulayarak, “Onları da dinlemek bizim görevimiz, ancak biz yapıcı bir muhalefet bulursak, ondan yararlanırız. Sürekli yıpratıcı bir muhalefet sağlık gibi herkesi ilgilendiren alanda faydalı olmaz.” değerlendirmesini yaptı.

“SAĞLIK ALANINDA DA HER GELİŞMEYİ TAKİP EDİYORUZ”

Demircan, Kılıçdaroğlu’nun “Sağlıkta yeniden bir reform yapılmalı. Bu reform masa başında yapılmamalı” sözlerine ilişkin de şunları söyledi:

“Stabil hal mümkün değildir. Sürekli bir gelişme içerisinde bütün alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da her gelişmeyi takip ediyoruz. Geçmişte yaptığımız sağlıktaki dönüşüm reformu, hedeflerine ulaşmıştır. O dönüşüm reformu yapılırken yönetimdeki o günkü gerekliliğe göre kurgulanmış olan yapılanmanın bugün değiştirilmesi ve yenilenmesi gereği ile karşılaştık. Bundan öte sağlıkta yapacağımız bütün çalışmaları kamuya ve taraflara açık şekilde gündeme getireceğiz. Türkiye’nin meselelerini Türkiye’de çözüm üretecek şekilde herkesin konuşabileceği bir platformda çözmeye çalışacağız.”

“DİYABET VE OBEZİTE KONGRESİ YAPACAĞIZ”

Türkiye’deki diyabetli sayısının artmasına ilişkin bir çalışmanın olup olmayacağına ilişkin soru üzerine ise Bakan Demircan, “Türkiye’de diyabet için ‘tehlike çanları çalıyor’ desek abartmış olmayız. Şu anda OECD ülkeleri içerisinde diyabet noktasında ikinci sıradayız. Bu hiç sevindirici bir durum değil. Obezitede de diyabetle birlikte ele alacağımız bir diğer konu. Bunu ciddi bir uyarı olarak algılayan bakanlığımız, önümüzdeki yıl içerisinde diyabetle ve obezite ile ilgili bir bilimsel kongre hazırlığı yapıyoruz. Bunu masaya yatırmalıyız. Bu konuda bizi olumsuz etkileyen faktörleri bir bir ortaya koyacağız, gereken tedbirleri halka arz edeceğiz” yanıtını verdi.