Göçmen çocuğa kızamık tanısı alarma geçirdi

Aydın Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’nde kalan 2 yaşındaki Iraklı göçmen çocuk, geçen hafta sonu sağlık kontrolü için önce Aydın Devlet Hastanesi ardından da Adnan Menderes Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne götürüldü. Burada yapılan tetkiklerin ardından çocuğa kızamık teşhisi konulup, tedavisine başlandı.

Çocukta kızamık vakası görülmesi Aydın İl Sağlık Müdürlüğü’nü alarma geçirdi. Çocuğun götürüldüğü iki hastanede beklerken yakınlarında bulunan erişkin ve çocuklar tek tek kamera ile tespit edildi. Bu kişiler ve çocukla temasta bulunan sağlık çalışanları, kontrol için toplum sağlığı merkezlerine çağırıldı. Çocuk ve yetişkinlerin kızamık aşıları kontrol edildi.

“SIKINTILI BİR DURUM SÖZKONUSU DEĞİL”

Sıkıntılı bir durumun söz konusu olmadığına dile getiren Aydın İl Sağlık Müdürü Fevzi Yavuzyılmaz, olayı doğrulayarak, “Irak göçmeni olan 2 yaşındaki çocuğun kızamık hastalığı şüphelisi olduğunu tespit ettik. Bu durumda yapılması gereken tüm rutin uygulama ve tedbirleri aldık. Çocuk hastanedeyken ona yakın olan ve temasta bulunanları tespit ederek tedbir amaçlı aşı yaptırıyoruz. Her şey kontrolümüz altında sıkıntılı bir durum söz konusu değil” dedi.

Ekvador’da son 3 ayda domuz gribinden 84 kişi öldü

Yerel basındaki haberlere göre, Ekvador Sağlık Bakanlığı yetkilileri, kasım ortasından bu yana 84 kişinin domuz gribi nedeniyle hayatını kaybettiğini, bin 81 kişiye de domuz gribi teşhisi konulduğunu açıkladı.

Sağlık Bakan Yardımcısı Carlos Duran, 2,5 milyon kişiye aşı yapıldığını ve yaklaşık 4 milyon doz aşının kullanıma hazır olduğunu belirtti.

Yetkililer, aşıların 65 yaş üstü kişilere, hamilelere, 5 yaş altındaki çocuklara ve kronik hastalığı bulunan kişilere yapıldığını kaydetti. Aşı kampanyasının nisanda bütün ülkeyi kapsayacağı bildirildi.

Canan Karatay: Mutluluk hormonunun % 90’ı bağırsaklarda üretiliyor

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, “Gerçek Tıbbın 10 Şifresi” adlı yeni kitabının tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında, tıbbın, objesi insan olan tek sanat olduğunu belirterek, her hastanın kendine has kişiliği ve özelliğinin bulunduğunu söyledi. 

“Gerçek Tıbbın 10 Şifresi” kitabında kronik hastalıklara karşı doğru beslenme yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Karatay, “Doğallıklarını kaybetmiş, işlenmiş, bozulmuş, kimyasallarla boyanmış, ilaçlanmış, yapaylaştırılmış makro besinler, yani yediğimiz sağlıksız proteinler, karbonhidratlar ve trans yağlar, hücrelerin normal çalışmasını engellemeye başlayınca, vitamin ve mineraller de vücuda yeterli oranda giremiyor ya da vücutta etkili bir şekilde üretilemiyor” diye konuştu.

Vücutta yeterli miktarda katalizör ya da kofaktör bulunmadığı zaman, tüm hücrelerin yanı sıra, beynin, sinir, bağışıklık sistemleriyle bütün doku ve organlarda bozukluk ve aksaklıkların ortaya çıktığını ifade eden Karatay, şöyle devam etti:

“KANSER VE TÜM KRONİK DEJENERATİF HASTALIKLARIN İYİLEŞMESİ MÜMKÜN”

“Bu nedenle kronik inflamasyon buna bağlı hastalıklar başlamış oluyor ve sinsi olarak giderek artıyor. Yeni kitabımda, bu hastalıkları ve onları başlatan kronik inflamasyonu önlemenin ve tedavi etmenin şifrelerini, bilimsel referanslar ışığında bulacaksınız. Hangi hastalıklar iyileşir diye baktığımızda, kronik inflamasyon, insülin direnci, obezite, diyabet, hipertansiyon, haşimato, depresyon, unutkanlık, kronik artrit, eklem ve kas ağrıları, polikistik over, fibrokistik meme, fibromiyalji, kanser ve tüm kronik dejeneratif hastalıkların iyileşmesi mümkün.”

İşlenmiş gıdalar kanser riskini artırıyor

Dünya, işlenmiş gıdalarla giderek daha fazla besleniyor, bu durum kanser riskini arttırıyor.

Fransa’da 105 bin kişinin katıldığı araştırmada endişe verici sonuçlar alındı. Tüketilen yiyeceklerin yüzde 18’inin yani yaklaşık beşte birinin “aşırı işlenmiş gıdalardan” oluştuğu ortaya çıktı.

HAZIR KEKLER, EKMEKLER, CİPSLER…

Araştırmacılar işlenmiş gıda tüketimi ile kanser vakaları arasında da bağlantı buldu.

İstatistikler işlenmiş yiyeceklerin kanser riskini yüzde 12 arttırdığını gösteriyor. 

Hazır kekler ve ekmekler, paketlenmiş tüm atıştırmalıklar, çikolata, cipsler ve gazlı içecekler aşırı işlenmiş yiyecekler olarak sınıflandırılıyor. Hazır köfteler, hazır tavuk ve balık köfteleri, hazır çorbalar, donmuş yiyecekler de aşırı işlenmiş gıdalar arasında yer alıyor. Tamamen şeker kullanılarak yapılan yiyecekler de tehlikeli olarak niteleniyor.

Bu yiyeceklerin tüketiminin, gelecekte kanser hastalarının sayısını büyük oranda arttırabileceği uyarısında bulunuldu.

İŞLENMİŞ GIDALARLA SİGARA EN ÖNEMLİ KANSER NEDENİ

Ancak uzmanlar sadece işlenmiş yiyeceklerin değil, sağlıksız bir yaşam tarzının da kanser riskini arttırdığını söylüyor.

İşlenmiş yiyeceklerin obeziteye yol açtığını belirten doktorlar bunun sigara tüketimiyle birlikte kanserin en önemli sebepleri arasında olduğunu vurguluyor.

“Kar yağmadı, mikroplar havada asılı kaldı, hastalıklar arttı”

Kar yağışının insanları hasta etmediğini, hastalıklara karşı koruduğunu söyleyen Fitoterapist Dr. Buğra Buyrukçu bu anlamda, “kar yağınca mikroplar kırılır” sözünün yanlış olmadığını vurguladı.

Soğuk ve karın insanları hasta etmediğini, tam tersini virüslerin, kapalı ve havasız ortamlarda yayıldığını dile getiren Buyrukçu, şöyle konuştu:

“Batıda görüyoruz; insanlar çocuklarını özellikle soğuk havada dışarı çıkarıp dolaştırıyorlar. Mevsime uygun giyinilmesi halinde soğuk ve kar hastalığa yol açmaz, tam tersi kar yağışı havadaki mikropların ölmesini sağlar. Sıcaklığın eksilere düşmesi demek havanın mikroplardan arınması demektir. Soğuk hava da kişide hastalıklara karşı doğal bir savunma sistemi geliştirir.”

MİKROPLAR HAVADA ASILI KALDI

Türkiye genelinde olduğu gibi Ankara’da da mevsime uygun kış koşullarının oluşmadığını, beklenen soğuk ve karın gelmediğini hatırlatan Dr. Buyrukçu, “Kışın sonuna yaklaştık. Fakat yüksekler hariç neredeyse hiç kar yağmadı. Hava sıcaklığı da mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu durumun hastalık artışına yol açtığını, hastanelerde ciddi yoğunluk olduğunu görüyoruz. Kar yağmadığı için havada asılı kalan ve kolayca bulaşan virüslere karşı mutlaka kişisel tedbirler alınmalı. Okul, işyeri, toplu taşıma araçları gibi dışarıdan bulaşan virüsleri eve veya çalışma ortamına taşımamak gerekir” dedi.

EVDE KORUYUCU SPREY HAZIRLAYIN

Dışarıdaki virüslerin yaşam alanlarına girmemesi için dezenfektasyon yapılması gerektiğini ifade eden Dr. Buğra Buyrukçu, bunun için de bitkisel bir sprey hazırlanması önerdi, “Lavanta suyuna lavanta yağı, citronella yağı ve palmarosa yağı katıyoruz. Bu karışımı bir sprey şişesine koyarak düzenli olarak yaşadığımız ortamda havaya sıkıyoruz” dedi.

ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN

Sık el yıkama, bol sıvı tüketme, açık havada yürüyüş yapma, kapalı ortamlardan uzak durma ve mevsimine uygun giyinme de mikroplardan korunmada etkili tedbirler arasında bulunuyor.

VİDEO: GRİP AŞISI YERİNE SEBZE-MEYVE

“Elektronik sigarada daha fazla kimyasal var”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Meftun Ünsal, e-sigara olarak da adlandırılan elektronik sigaraların son dönemde özellikle internet ve sosyal medya üzerinden kontrolsüzce satıldığını söyledi.

DSÖ’nün dünyada önlenebilir ölüm ve hastalıkların nedeni olarak sigaranın ilk sırada geldiğini belirttiğine dikkati çeken Ünsal, elektronik sigaranın da bağımlılığa yol açabildiğini vurguladı.

SİGARAYI BIRAKMAYA YARDIMCI OLMUYOR

Sigarayı bırakmaya yardımcı olduğu iddiasıyla kullanımı yaygınlaşan elektronik sigaranın söylendiğinin aksine böyle bir özelliği bulunmadığının altını çizen Ünsal, “Elektronik sigara güvenli olmayan, kullanıcıya taşıyıcı bir sistem içinde nikotin sunan elektronik bir alettir. Elektronik sigaranın içindeki kimyasal likit maddelerin bağımlılık ve hastalık yapıcı etkileri bulunuyor.” diye konuştu.

“DAHA KONTROLSÜZ VE YÜKSEK DOZ NİKOTİN ALINIYOR”

Elektronik sigaranın görünüşüyle sigarayı taklit ettiğine işaret eden Ünsal, şöyle konuştu:

“Elektronik sigaranın kartuşlarında nikotin sızıntısı olmakta, bu sızıntı cildin fazla nikotin almasına neden olarak zehirlenmelere yol açmaktadır. DSÖ tarafından yapılan araştırmalarda, elektronik sigara dumanında normal sigara dumanından daha fazla miktarda ağır metal ve silika partikülleri bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca elektronik sigara dumanında kalay, gümüş, demir, alüminyum, krom ve nikel nanopartikülleri bulunmaktadır. Elektronik sigara dumanındaki nikotin, sigarada olduğu gibi bağımlılık yapıyor. Daha kontrolsüz ve yüksek doz nikotin alındığı için mide ve bağırsak sisteminde yan etkilere, baş ağrısına, çarpıntıya, ağız ve ciltte hastalıklara neden oluyor.”

Ünsal, bu cihazın kullanımıyla kardiyovasküler hastalıklarda artış görülebildiğine dikkati çekerek “Hava yollarının kişiyi koruyucu fonksiyonunu olumsuz etkilemekte ve akciğer iltihaplanmasına yol açmaktadır. Uzun süreli dönemde akciğerde birden çok rahatsızlığın oluşmasına zemin hazırlamaktadır.” ifadesini kullandı.

Meftun Ünsal, sigaraya bırakmak için kullanıldığı söylenen elektronik sigaranın bu özelliğine dair bilimsel bir kanıt bulunmadığını kaydetti.

VİDEO: ELEKTRONİK SİGARA CEBİNDE PATLADI

Ayak bileğinin düşmanı 9 hata

Vücut yükünü en çok çeken eklemlerin başında ayak bileği eklemleri geliyor. Ayak bilekleri, ayakta sabit durmak, yürümek ve koşmak gibi hareketlerde oldukça ciddi görevleri olan ve vücut ağırlığının tümünü taşıyan sağlam eklemler. Öyle ki yürürken 1.5, koşarken 8 katına ulaşan vücut ağırlığını taşıma kapasitesindeler.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, ayak bileği eklemlerinin bu güçlü yapılarına rağmen, spor yaralanmalarında en sık etkilenen eklemlerden biri olduklarına dikkat çekerek, “ Üstelik ayak bilekleri sadece spor yaparken değil, günlük hayatımızda da birçok riskle karşı karşıya kalıyorlar” diyor.

Doç. İşyar, ayak bileğinde hasar oluşturan hatalı alışkanlıklara dikkat çekerek şunları söylüyor:

BU HATALAR AYAK BİLEĞİNE HASAR VERİYOR

• Isınma hareketi yapmadan spora başlamak,
• Hatalı egzersiz ve spor yapmak,
• Ayak bileğini güçlendiren germe egzersizleri yapmamak,
• Sık sık, topuklu ayakkabı gibi, ayak yapısına uygun olmayan ayakkabı giymek,
• Koşmak, merdivenden inip çıkmak gibi hareketlerin yanı sıra ani hareketlerle ayak bileğini aşırı zorlamak,
• Spor yaparken ayak yapısına ve spor çeşidine uygun ayakkabı seçimi yapmamak,
• Kötü beslenmek. Bu alışkanlığımız bir yandan ayak bileğinin baş düşmanlarından obeziteye yol açarken, bir yandan da kemik, kıkırdak, tendon ve ligaman gibi tüm doku ile yapıların anatomik özelliklerinin kaybolmasına yol açıyor.

Doç. Dr. Mehmet İşyar konservatif tedavilerden fayda görülememesi durumunda öncelikle kapalı cerrahi yöntemini tercih ettiklerini belirterek bunun nedenini şöyle açıklıyor:

“Örneğin çeşitli kemik sıkışması sendromlarında artroskopik ayak bileği cerrahisiyle tüm işlemler bir santimden daha küçük olan 2-3 deliklerden girilerek yapılıyor. Bu sayede hastalar ameliyatın ertesi günü hastaneden taburcu olabiliyor ve açık cerrahiye oranla daha kısa sürede iyileşiyorlar.”

Ameliyatın yeni kıkırdak oluşumu desteklemek için kök hücre, PRPPRF, bir başka deyişle kendi hücrelerinin onarma gücünü kullanan tedavilere de başvurulabiliyor. PRPPRF yöntemlerinde hastanın kendi kanındaki trombosit adı verilen hücrelerin içerisinde yer alan birçok faktör kullanılarak kıkırdak, kemik gibi dokuların onarımı sağlanıyor.”

“Kolsuz Agop” için Cerrahpaşa’da tören

Prof. Dr. Agop Kotoğyan’ın Türk bayrağına sarılı naaşı, 1956’da öğrenci olarak girdiği ve 1962’den itibaren de 42 yıl görev yaptığı fakülteye getirildi.

Burada düzenlenen törende, Kotoğyan’ın fotoğrafları da tabutunun önüne konuldu.

Törende Agop Kotoğyan’ın eşi Suzan Kotoğyan ile diğer aile bireyleri, taziyeleri kabul etti.

Aile adına oğlu Garen ile kız kardeşi Oremsima Kotoğyan birer konuşma yaptı.

Garen Kotoğyan, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan başta olmak üzere törene katılan herkese teşekkür etti.

Oremsima Kotoğyan’da duygusal konuşmasında, aile olarak ağabeyine “Ciğerim Agop” dediklerini belirterek, annesinin 2004’te ağabeyi Agop Kotoğyan’a yazdığı mektubu okudu.

Sağlık Bakanı Ahmet Demircan da değerli bir meslek büyüğünü ahirete yolcu etmek üzere bir araya geldiklerini belirterek, kederli ailesine, yetiştirdiği öğrencilerine ve sevenlerine baş sağlığı diledi.

Kotoğyan’ı, şahsen tanımadığını dile getiren Demircan “İnsanın gerçek ölümü, unutulduğu zaman olur. Agop Hoca ömrünü uzatmış bir insan. Agop Hoca hayırla anılacak her zaman. Bu kısa biyolojik ölümle sınırlı bir ömür bırakmıyor geriye. Yüzyıllar aşacak büyük bir hatırlanma potansiyeliyle aramızdan ayrılıyor” dedi.

Meslektaşları da yaptığı konuşmada, uzun yıllar birlikte çalıştıkları Kotoğyan’ı anlattı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, Agop Kotoğyan’ın çok değerli bir insan olduğunu ve herkesin de çok sevip saygı duyduğu belirtti.

Agop Kotoğyan’ın cenazesi, yarın Kumkapı Meryam Ana Kilisesi’nde düzenlenecek törenin ardından toprağa verilecek.

Prof. İbrahim Saraçoğlu: Kanser ve diyabete karşı tam buğday ekmeği tüketin

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı da olan Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, ekmek tüketimine ilişkin yaptığı açıklamada, Anadolu insanının genetik yapısının ekmeğe özgü geliştiğini söyledi.

Kendisinin de ekmek yediğini ve ekmeksiz duramadığını dile getiren Saraçoğlu, “(Ekmek yemeyin) diyorlar, nereden uyduruyorlar anlamıyorum. Ekmeği kansere, diyabete karşı özellikle tüketeceksiniz.” diye konuştu.

Tüketilen ekmeğin tam buğday ekmeği olması gerektiğini belirten Saraçoğlu, ekmeğin yüksek tansiyonu önlediğini, metabolizma hastalıklarında koruyucu ve önleyici özelliğe sahip olduğunu kaydetti. Saraçoğlu, tam buğday ekmeğinin besleyici, vitaminli ve doyurucu olduğuna vurgu yaptı.

“MISIR UNU CİLDİ GÜZELLEŞTİRİYOR”

Mısır unundan yapılan ekmeklerin de cilt hastalıklarına iyi geldiğini anlatan Saraçoğlu, “Karadeniz insanlarının yüzüne baktığınızda gözenekler hemen hemen yok denecek kadar azdır. Bunun arkasından yatan en önemli sebeplerden birisi bu. Cildinin güzel olmasını isteyen mısır unundan yapılan ekmekleri tercih etmeli. Mısır unu, egzama ve sedefe karşı da önleyici özelliğe sahiptir.” dedi.

VİDEO: EKMEK ZARARLI MI?